Tarihe geçmenin çeşitli yolları var.

Tarih bilimi olayların kayıtlanmasıdır. Eskiden genellikle kazananların dilinden yazılan tarih günümüzde bilim ve iletişimin gelişmesiyle çok daha fazla kaynak tarafından her yönüyle kaydediliyor. Yeni kayıtlar çok fazla ve erişilebilir halde. Hele yapay zekanın devreye girmesiyle sınıflandırmak, karşılaştırmak bilgi diye ortaya sunulanların hatalarını eksikleri bulmak kolaylaştı.

Eskiden kolaydı, tarihi yazdırmak. Muktedir hükümdarlar besledikleri kayıtçılara tarih diye istediklerini yazdırabiliyordu. Geçmişte iletişimde eksik olduğu için diğer muktedirlerin ya da gözlemle bağımsız kayıtçıların yazdıklarından habersiz kendilerinin tarihe güçlü ve komutan olarak kaydedildiğini düşünerek hayatları sona ermiş lakin günümüzde zalim ve hak yiyen oldukları bilinen yüzlerce kişi var.

Nice tiranlar ölümsüz olduklarını, servetlerinin kendi çocuklarınca süreceğini düşünerek ayrıldı bu dünyadan. O yıllarda da yaşayanlar içinde ölümlü olduklarını bilen ölümsüzlüğün mülkte değil, sanatta ve bilimde olduğunu bilenler vardı.

Tarihin terazisi belki biraz geç tartar ama doğru tasnifler.

İşte bugün o tiranlar, ya da krallar yoklar ama onların zamanında yapılmış sanat eserleri hatta bunların bir bölümünün heykelleri günümüze kadar ulaştı ve hayranlıkla izleniyor. İzlenen, hayran olunanlar ise heykeli yapılanlar değil, yapılanın sanat olması, benzersizliği. Taşa oyulan kıvrımlar hayat veriyor, hayran bırakıyor.

Tarihi eserlerin sergilendiği müzelerden bir tanesi Antalya Müzesiydi. Ne yazık ki di’li geçmiş zamanla bahsediyoruz artık. 2024 yılında 175.000 kişinin hayranlıkla gezdiği müze, gözü doymazların rant hırsıyla 2025 yılında turizm sezonunun ortasında hukuksuzca yıkıldı. Niyetleri punduna getirip önündeki falezleri de araziye katıp ölümsüzlüğü mülkte arayan bir başkasına pazarlayarak istiflerindeki para çuvallarını çoğaltmak. Bu amaçla nostaljik tramvayı bile kaldırttılar yerinden. Tramvayın kaldırılışına alet olanlar utanıp sokakta başları eğik yürümelidir.

Tarihe ölümsüz olacağını düşünüp mülk çoğaltarak geçeceğini düşünenler kadar, ölümsüzlüğün sanatta bilimde olduğunu bilen kişiler günümüzde de var. İşte o bir avuç kişi müzenin zengin sofralarına meze olmaması için direniyor. Antalya için direniyor. Kent bilinci adına direniyor. Çocukları torunları mülk sahibi değil zevk sahibi olsun diye direniyor. 15 Eylül 2026 günü yıkılışının birinci yılında 5 metrelik teneke bariyerlerle gözden gizlenmeye çalışılan müze yıkıntısının önünden seslendiler halkın vicdanına. Gerçekleri bir kez daha paylaştılar ve mücadeleden vazgeçmeyeceklerini bu alanı ranta teslim etmeyeceklerini gösterdiler.

Tarih sadece başarılı kişileri kaydetmez, kötüleri de yazar affetmez.

Günümüzün Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı, malına çökerler korkusuyla yaptıkları nedeniyle “Müze yıkan Kültür Bakanı” olarak tarihe geçecektir…

16 Eylül 2026 – M.Şevket Atalay