Malpraktis, henüz Türkçede tam karşılığı olmayan bir kelime. Latince kökenli olup kötü uygulama anlamındadır.

Tarihte yasalara girişi MÖ 1750 yılı civarında Hammurabi Kanunlarında olsa da kullanımı 1992 yılında Dünya Tabipler Birliği genel kurulunda standardize edilerek başlamış, ülkemizde ise 2022 yılında yasalara girmiştir.

Malpraktis yanlış tanı veya kötü uygulama yaparak hastanın zarar görmesine neden olan tabiplerin bu zarardan sorumlu tutularak hem cezalandırılmalarını hem de zararı tazmin etmelerini içerir.

Yanlış yönlendirme veya kötü uygulama ile ilgili caydırıcı yaptırımların sadece tıp alanıyla sınırlı kalması yerine diğer alanlarda da hayata geçirilmesinin zamanı geldi de geçiyor. Özellikle de çevre için.

Çevre de canlıdır, tıpkı insan gibi. Üstelik çevre olmazsa insanın yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Sanayileşme ile başlayan kirlilik ve doğa tahribatına karşı koruma hareketleriyle başlayan çevre duyarlılığı iki asırdan az bir süredir gündemimizde. Uğradığı tahribata karşı habitatını hukuk yoluyla savunamayan dağın başındaki ağacın, ağacın dalındaki kuşun sesi olmak duyarlı insanlara ve kuruluşlara düşüyor.

Ülkemizde STK dediğimiz sivil toplum kuruluşları içinde yer alan meslek odaları çevre duyarlılığı konusunda son yıllarda eksik yasalara rağmen canla başla mücadele ediyorlar. Haklarını teslim etmek lazım.

Çevre kirliliğine yol açacak doğayı tahrip edecek girişimlere karşı daha ÇED (Çevresel Etki Değerlemesi) aşamasında üyeleriyle sahada, davalaştırarak da mahkemelerde gerekli mücadeleyi gösteriyorlar. Bunu yapıyorlar yapmasına da bir yönünü eksik bırakıyorlar.

Bilinen bir hikayedir; Ormanda ağaç kesen bir adam bakmış kestiği ağaç ağlıyor. Sormuş ağaca “neden ağlıyorsun?” diye. Ağaç dile gelip “elindeki baltanın sapı benden, onun için ağlıyorum.” demiş.

Bu hikâyeyi meslek odaları yöneticilerinin iyice anlayıp doğru değerlendirmesi lazım. Dava açtıkları mücadele ettikleri işlerde ortaya konulan evrakları hazırlayanlar kendi üyeleri. Yapılacak olan yatırımın çevreye zarar vereceği konusunda hukuk yollarına başvuruyorlarsa hemen dönüp bu evrakları hazırlayan meslektaşlarından en azından oda yönetmelikleri çerçevesinde savunma istemeleri ve mesleği kötüye kullandıkları için ceza uygulamaları gerekmez mi?

Bir yandan üst yapıda çevre için mücadele edeceksin, diğer yandan mesleki dayanışma veya oda seçimlerinde oy kaygısıyla mesleği kötü amaçlı kullananlara göz yumacaksın. İkisi bir arada oluyor mu sizce?

Meslek Odaları meslek onurunu üye dayanışmasının üzerinde tutmalıdır.

Aslında bu konuda Türk Ceza Kanunu’nda bazı düzenlemeler var. TCK 181. ve 182. Maddeler yaptırım içeriyor ama iktidarın kontrolündeki bakanlıklar yapılacak işlerden nemalandıklarından ya da nemalanacaklarından uygulaması göstermelik kalıyor.

Çevre suçlarında mahkemelerce teknik sebeplerle iptal edilen ÇED Raporlarının TCK 39. Madde ve 207. Madde kapsamında değerlendirilmesi için hukuki düzenlemeler yapılması da yerinde olacaktır.

Dünyada “Malpraktis” kavramının çevre için uygulanması konusunda bir çalışmaya rastlamadım. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) “Malpraktis” kavramının tıptan sonra çevre içinde uygulamaya konulması için önayak olmalıdır.

Nasıl ki Malpraktis kavramının tıpta uygulanması 1992 yılında Dünya Tabipler Birliği genel kurulunda başladıysa, önümüzde konuyu gündeme taşıyacak bir olanak var.

Kasım ayında Antalya’da toplanacak COP31 zirvesinde ÇEVRE İÇİN MALPRAKTİS kavramının nasıl uygulanabileceğinin ilk olarak ülkemizde tartışılması için TMMOB gerekenleri yaparak dünya çevre tarihine geçmelidir.  

17 Haziran 2026 – Mehmet Şevket Atalay