Ülkemizde barış mitinglerine hakikaten gereksinimimiz var. Üstelik sadece üç beş ilde değil, bütün illerde hep birlikte barış istemeli hatta özür dilemeliyiz.

Tekrar bir arada yaşayabilmenin yolunu bulmalıyız. Eğer bulamazsak birlikte yok olacağız. Umarım ki özrümüz kabul edilir ve barış içinde geleceğimizi inşa ederiz.

Sakın yanlış anlamayın, kapitalizmin bam telinden yakalayıp kullandığı etnisite sevdalıları. Etnisite farklılığı olduğunu düşünen insanların ortak bir çatı altında ortak bir amaç uğrunda birlikte yaşamasının zor olduğunu biliyorum ve bunu birincil mesele görmüyorum.

Ben “barış” derken, “özür” derken insanların etnik kimliklerinden bahsetmiyorum.

Etnisite veya dinsel farklılıkların yarattığı sorunların tarihte nasıl çözüldüğü bellidir, yine çözülür. Ben çözümü giderek zorlaşan başka bir açmazdan bahsediyorum.

Ben tabiattan, çevreden, habitattan bahsediyorum. Ben doğa ile barıştan bahsediyorum.

Ben topraktan bahsediyorum, sudan bahsediyorum, havadan bahsediyorum.

Topraktan özür dilemeliyiz, toprağın üstündeki ağaçtan özür dilemeliyiz, toprağın içindeki solucandan özür dilemeliyiz.

Sudan özür dilemeliyiz, suda yaşayan balıktan özür dilemeliyiz, deniz çayırlarından özür dilemeliyiz.

Havadan özür dilemeliyiz, havada uçan kuştan özür dilemeliyiz, yağmur getiren buluttan özür dilemeliyiz.

Yaşadığımız çevreyle barışmalıyız. Çünkü çevreyle barışmaksak yok olacağız.

Kapitalizme teslim olmuş yığınlar, mal bulmuş mağribi gibi saldırıyor çevreye. (Umarım birileri deyim olmuş bu benzetmemden bir etnik aşağılama çıkarmaz.) Kişilik bulamamışlar yığınlaştılar, çevreyi meta yaptılar. İktidarı paylaşıp üleşmenin peşinde gözleri görmüyor çocuklarımızın geleceğini. Oysa geleceği tehlikede olan sadece bizlerin değil onların da çocukları.

Üzerinde yaşadığımız toprakta bunun farkında olan bir avuç insan uğraşıyoruz, lakin yetemiyoruz. Çoğalmalıyız, Gezi’de olduğu gibi.

Toprak için çoğalmalıyız, su için çoğalmalıyız, hava için çoğalmalıyız.

Profesör Teruo Higa’nın dediği gibi iyi huylu bakterileri baskın hale getirmeliyiz. Her zaman ortama uyan oportünistlerin bizler gibi davranmaya başlaması için çoğalmalıyız. Ancak iyi huylu canlılar ortamda baskın olabilirse yaşam devam edebilecek.

Bu yüzden el ele mitingler düzenleyip çevreyle barışmalıyız...

24 Haziran 2026 – M. Şevket Atalay