Demokrasi "devleti yönetenlerin halkın seçtiği temsilciler olduğu ve yine halk tarafından seçilmiş temsilcilerce (muhalefet) denetlendiği, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi" olarak tanımlanabilir.
Demokrasinin uygulanmasının tarihi milattan öncesine dayansa da ülkemizde (eski Türk topluluklarının uygulamalarını saymazsak) iki yüz yılı bile bulmaz. Bilindiği gibi Osmanlı idaresindeyken meşrutiyetle başlamıştır demokrasi denemelerimiz.
Geçen süre toplumun demokrasiyi sindirmesine yetmemiş gözüküyor. Seçilme kısmı tamam da denetlenme kısmını henüz hazmedemiyoruz.
Neredeyse çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidar muhalefeti demokrasiyi anlamamakla, vatan hainliği ile suçluyor. Oysa kendileri muhalefetteyken eleştirinin demokrasinin nimeti olduğunu anlatıyorlardı. Bu durum sırf günümüzdeki iktidara özgü değil. 1950'lerde de iktidar muhalefeti aynı şekilde suçluyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında Serbest Fıkra'da aynı suçlamalara maruz kalmıştı. İlk demokrasi denemelerinde de İttihat Terakki de muhalefeti böyle suçlardı.
Tanzimat döneminde demokrasi yanlılarından biri de "sarıklı" lakaplı Ali Süavi idi. Yeni Osmanlıların belagati güçlü kalemşorlarındandı. Yeni Osmanlılar içinde Namık Kemal'den şeriatın kesin savunucusu olarak ayrışan Sarıklı Ali, Sadrazamı eleştiren yazısı üzerine çıkarılan sansür yasasıyla önce Kastamonu'ya sürülmüş oradan kaçtığı yurt dışında önce Mısır Paşasının parasıyla sonra İngiliz eşinin desteğiyle İngiliz himayesinde muhalefetini sürdürmüş Mithat Paşa’yı eleştirmesi sebebiyle affa uğrayarak döndüğü İstanbul'da David Urquhart (Davut Paşa) ve M. Butler Johnstone adlı İngiliz ajanlarının kışkırtmalarıyla 5. Murat'ı tahta tekrar çıkarmak için bastığı Çırağan Sarayı’nda Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından 39 yaşındayken sopayla öldürülmüştü.
Sarıklı Ali Süavi “Demokrasi" (1870) adlı makalesinde, İslam devletinin başlangıçta Cumhuriyet ile idare edildiğinden bahsederek mutlakiyet yerine "usûl-i meşveret"i savunur. Profesör Şerif Mardin yaklaşık elli yıl önce yazdığı bir makalede bu düşünceyi "Ağaç gölgesinde halkı dinleyen adil bir padişah" arzusu olarak niteleyip, "Hakikati bulmak için halkla istişare, ama genel iradenin tezahürüne karşı da tam bir itaat." şeklinde çok güzel özetlemiştir. Sakallı Ali'ye göre danışılanlar meclisinin seçimi tamam da demokrasi orada durmalı. Padişah seçilmiş meclise danışmalı ama verdiği karara da tam itaat edilmeli.
Nasıl, günümüzü de biraz çağrıştırıyor değil mi? AKP'nin kendince tanımladığı demokrasi de tam böyle değil mi?
Ülkeyi yönetenler pek okumadıkları halde Ali Süavi'yi nereden mi biliyorlar? AKP'nin kurucularından olan Milli Eğitim eski Bakanlarından Hüseyin Çelik'in doktora tezi Ali Süavi üzerine, bence ondan biliyorlardır.
Atatürk'ün "yurttaş" olarak tanımladığı halk anayasal haklarına sahip çıkıp tepkisini sandığı beklemeden alanlarda gösterdikçe, muhalefet kavramının demokrasi içindeki yerine yerleşeceği kuşkusuzdur.
Günümüz artık ağalara, beylere kızıp dağa çıkma zamanı değil, meydanlara çıkma zamanı. Zaman, demokrasimizi sarıktan kurtarma zamanı...
28 Nisan 2025- M. Şevket Atalay