Türkiye'nin en büyük hapishanesi Antalya'ya yapılıyor.

Hapishanelerdeki insan sayısının nüfusa oranı konusunda iktidara geldiği günden beri rekor üstüne rekor kıran iktidarımız hapishanelerin kapasite yetersizliğine çözüm olacak yeni bir projeyi hayata geçirecek.

Antalya'da TOKİ eliyle öyle bir proje yapıyorlar ki, Silivri Hapishanesi’ne taş çıkartır. Türkiye'nin en büyük hapishanesi 745 dönüm arazide 11.000 kişi kapasiteli. Antalya’daki proje 563 dönüm arazide 18.300 kişi kapasiteli. Silivri'nin etrafında üzeri tel örgülü yüksek duvarlar var, Antalya'da böyle duvarlara gereksinim yok, çünkü doğal şartlar zaten etrafını çeviriyor. Antalya Çakırlar’da Çandır Çayı yatağına yapılan konut projesi hapishaneden farksız. Proje alanının bir tarafı Sivri Dağ’ın etekleriyle, diğer tarafları Çandır Çayı ile çevrili.

Proje alanının tamamı Çandır Çayı’nın yatağı. Dağlardan gelen Çandır Çayı Hacısekiler'de düze indikten sonra Boğa Çayı’na kavuşmadan önce bu yatakta dinlenip debisini düşürüyor ve denize kavuşmadan önce sele neden olmuyor(du). Dere yatağı bu civarda yaklaşık bir kilometreyi buluyor. Doğa binlerce yıldır bu genişlikte bir alanı yatak olarak kullanıyor. Yer kalmamış gibi bu yatağa göz diktiler, üzerine yatmak istiyorlar.

Derenin yatağına 4.574 daire, 34 kapıcı dairesi, 1 Cami, 1 İlkokul, 1 Ortaokul, 61 tane de dükkân yapıp,18.300 nüfus yerleştireceklermiş. Yani yoktan bir ilçe var edecekler.

Türkiye'de nüfusu 18.300'ün altında yüzlerce ilçe var. Bunlardan üç tanesi de Antalya'da. Akseki, Gündoğmuş ve İbradı. Üstelik Antalya'nın nüfusu kontrolsüz iç göç nedeniyle Türkiye ortalamasının çok üstünde artarken, bu ilçelerin nüfusu azalıyor. Vaziyet böyleyken yeni nüfusa hiç de ihtiyacı olmayan Konyaaltı'na büyücek bir ilçeye yetecek nüfusu ekleyecekler.

Tıpkı İstanbul'da "Kanal" bahanesiyle yaptıkları gibi hesapsız, kitapsız. İstanbul'da 900 nüfuslu Baklalı Köyü’nün birinci sınıf tarım yapılan tarlalarına TOKİ marifetiyle en az 15.000 kişiyi yerleştirecekleri gibi.

Akdeniz Üniversitesi’nden Profesör Nihat Dipova anlatmak için çırpınıyor. "Yapmayın, dere yatağı daraltılmaz, daraltılırsa aşağıda olan Liman Mahallesi başta olmak üzere Konyaaltı'nı sel basar." diyor, dinletemiyor. Mimar ve Mühendis Odaları da söylüyor, anlamıyorlar.

Ben de bir başka yönüne dikkat çekiyorum. Planladığınız nüfus buraya yerleşirse bırakın bol yağışlı günleri, normal günlerde dahi şehre nasıl ulaşacaklar? Çandır Çayı üzerine en az iki köprü daha yapmanız gerekmeyecek mi? Planladınız mı? Bu köprülerle Çandır Çayı’na bir kilit daha mı takacaksınız? 

2026 yılı Ocak ayında yağan yağmurlar bir daha yağdığında dağlardan akan sular bu evlerin içinden nasıl geçecek? Çandır Çayı yatağında dinlenemeyip taştığında burası ulaşılamaz bir hapishane olmayacak mı? Burada oturanları helikopterlerle mi tahliye edeceksiniz? 

Antalya Konyaaltı selle boğulup insanlar can verirse her zaman yaptığınız gibi "doğal afet" mi diyeceksiniz?  Profesör Nihat Dipova "doğal afet lafı terminolojimizden kalkmalı, tehlike hep olacak, mühendislik tehlikenin risklerini azaltmak için var" diyor, Mimar Sinan'ı işaret ediyor.

Hadi günümüzdeki bilim insanlarını dinlemiyorsunuz bari Mimar Sinan'ı inceleyin, ibret alın, yapmayın. İnsanlarımızı doğal hapishaneye koymayın.

Doğayla kavga edilmez, barışık yaşanır. Yoksa doğa affetmez, Silivri'de değilse bile Çakırlar'da hapsolursunuz...

04 Şubat 2026 - M. Şevket Atalay