Son iki makalemde ülkemizin geleceğine yönelik yapılan planlı yok etme uygulamalarını, tribünler ve üniversiteli gençlik üzerinden özetleyerek anlattım.

Bu makalede sıra daha gençlere gelmişti ki geçtiğimiz günlerde art arda yaşanan iki olay nereye getirildiğimizi acıtarak gösterdi.

Ergenlik çağındaki gençlerimiz de, okusun ya da okumasın dışardan destekli içerden yol vermeli aidiyetsizleştirme çalışmalarının kurbanı.

Üstelik bu durum ilk öğretim seviyesine indi. Benim çevremde olan sınıf öğretmenleri her dört senede bir yeni gelen öğrencilerin bırakın yirmi sene öncesini bir önceki dönemi bile mumla arattığını söylüyorlar. Çevrenizde bulunan sınıf öğretmenleriyle konuşun dinleyeceklerinize benim gibi inanamayacaksınız. Anne babaların ilgisizliği ve çocuklarıyla ilgili kabullenmezlikleri giderek artmış vaziyette. Öğretmenlerin eli kolu bağlı, biraz çocuğun üzerine gitseler veli çocuğunun problemleriyle uğraşmak yerine öğretmenle uğraşmayı seçiyor. Ve bu çocuklar ergenlik yaşına geldiğinde sorunlar patlıyor.

Son otuz kırk yılda psikoloji bilimindeki gelişmelerle öğrendik ki, insanın karakteri doğumundan altı yedi yaşına gelene kadar oluşuyor. Ergenlik çağına kadar da eğitimle şekillendirilebiliyor. Karakter fazlaca değişemiyor ama aidiyet duygusu ve toplumsal kurallar öğretilip yerleştirilebiliyor.

Özellikle son yirmi yılda sadece eğitime yönelik saldırılar artmadı, uyuşturucu kullanma yaşı da ilk okul seviyelerine indirildi. Bu işteki büyük kazancın kimler tarafından paylaşıldığını tahmin etmek zor değil. Dünyadaki uyuşturucu baronları ülkemizde serbestçe dolaşabiliyorsa kuşkusuz gelirlerini belli seviyedeki kişilerle paylaşıyorlardır.

Günümüzde ilk öğretim yaşındaki çocuklarımızın ebeveynleri, çocukluk ve gençlik çağlarının büyük bölümünü AKP iktidarında yozlaştırılarak geçirdiler. Değer yargıları törpülendi. Toplumsal aidiyet önemsizleştirildi. İnsanlarda bireysel hak kimliği yerine bireysel çıkar en öne yerleştirildi.

Bunun yapanlar teknolojik gelişmeleri de kullanarak telefon esiri bir nesil oluşturdular. Yurttaşlarımızın büyük bölümünün bir olayla ilgi seviyesi otuz saniyenin altında. Tik tok videolarının bir dakikalık olanları izlenmiyor bile, en makbulleri on saniyelik olanlar çünkü sırada binlercesi onları bekliyor. Hangi olay olursa olsun kişiler o olay üzerine kafa yormuyor, düşünmüyor, düşündürülmüyor.

Bir yandan da düşünenlere yapılan baskıları da gördükçe "neme lazımcılık" pekişiyor.

İşte böyle bir çoğunluğun bu koşullarda yetiştirdikleri çocukların azımsanmayacak bir bölümü ergen yaşa ulaştıklarında ya suç örgütlerinin maşası olarak ya da bireysel suça yönelerek "ünlü" olmayı veya tarikata mürit olmayı kişilik olarak anlıyorlar.

Çünkü bu çocukların aidiyetleri yok, rol modelleri yok, hedefleri yok.

Çözmemiz gereken olay okullarda şiddet değil, okullardaki şiddet olayın yansıması. Bu yüzden okulların kapısına polis veya özel güvenlik koyarak şiddet önlenemez. Bireysel olarak niyetlenen yapacağını okulun içinde değil de dışında yapar.

İşimiz zor ama imkânsız değil. Yapmamız gereken çocuklarımıza daha ergen olmadan kuralları olan bir toplumun bireyi olduklarını, kurallara uyarak toplumla aidiyet ve kişilik kazanacaklarını ilk okulda öğretmek.

Toplumsal aidiyetsizlik yaratarak yok edilmek istenen Ulusal Egemenliğimizdir.

"Ulusal Egemenlik" kavramı toplumsal aidiyettir. Birlikte sevinmek, birlikte üzülmektir.

Öğretmenlerimize güvenelim ve tavizsiz olarak toplumsal aidiyeti tekrar tesis ederek 23 Nisan'ı adına yakışır şekilde çocuklarımıza bayram yapalım...

20 Nisan 2026- Mehmet Şevket Atalay