Son makalelerimde işlediğim "Varoluşsal Tehdit" konusunu somut çözüm önerileriyle bitirdiğimi düşünüyordum. Ancak çözüm önerilerimi doğru bulduklarını söyleyenlerin iki eleştirisiyle karşılaşınca yanıtlamakta yarar gördüm.
Eleştirilerden ilki "iyi hoşta, bu işe parayı nereden bulacaksın, bak emeklilere bile verecek para bulamıyorlar" mealindeydi.
Dış göçe karşı yapılmasını önerdiğim çözümlerin bütçeye ek maliyeti olmayacağı gibi, planlı bir yapılanmayla mevcut harcamaları azaltacağı konusunda tersini söyleyen pek yok. Eleştirenler iç göç ve çocuk yardımı konusundaki önerilerimin parasal kaynağa gereksinim duyduğunu belirttiler.
Parasal kaynak fazlasıyla var ama gerek Aile Bakanlığı gerekse belediyeler eliyle "oy alma" amaçlı kullanılıyor. Bir örnek vereyim; Aile Bakanlığının "Türkiye Aile Destek Programı" var, kesin rakamlara ulaşılamamakla birlikte yılda bir milyar USD civarı para çoğunlukla kentlerin çeperlerinde yoksulluk sınırının altında yaşayan 1,5 milyon haneye dağıtılıyor. Bunun dışında gıda yardımları var, yakacak yardımları var, doğal gaz tüketim desteği var, elektrik tüketim desteği var. Belediyeler eliyle aktarılan kaynakları hesaplayamıyoruz bile. İyi de, verilen paralar bir derde merhem oluyor mu? Olmuyor elbette. Yardımı alanlar doğdukları yerlerden kopup doymak için geldikleri büyük şehirlerin çeperlerinde "oy deposu" olarak beslenmeden doymaları için açlık sınırında tutuluyorlar. Bu yardımı alanların büyük şehirlerin barınma, altyapı ulaşım gibi temel sorunlarına ekledikleri maliyeti de eklersek parasal kaynak konusunda sıkıntı olmadığı açık.
Bir de "ensar" kavramını hak edip sevap kazanıldığını düşünerek kimlik belgesi 9 ile başlayanlara verilen paralar var ki, zikirmatik gibi mübarek bir şey. Verdikçe hesabını tutturmak için basıyorlar bir düğmeye herhalde.
İktidardakilerin de muhalefettekilerin de bildiği ancak işlerine gelmeyen konular bunlar. Oysa maharet insanları doğdukları yerde üretken hale getirebilmekte. Maharet, iç göçü tersine çevirebilmekte. İnsanlara oy almak için değil, büyüklerinin doğdukları topraklarda sadece doymak için değil layıkıyla beslenmeleri için, ata topraklarında üretken hale gelebilmeleri için para verebilmeyi sağlamakta.
Eleştirilerden ikincisi ise halkımızın uyanık olduğu, memleketine gitmiş gibi yaparak yer değiştirmeden paraları alacağı şeklinde. Elbette olayı suiistimal etmek isteyenler çıkacaktır. İki yönden bu eleştiriye karşı çıkıyorum. Uyanıklık etmeye çalışanların oranı Türk Halkı içinde diğer milletlerden fazla değildir. İnsanoğlu birleşik kaplardadır. Türkler içinde ne kadar uyanıklık yapmaya niyetli varsa, Almanlar içinde de, İtalyanlar içinde de aynı oranda vardır. Bulunduğumuz coğrafyada bunun fazla gibi gözükmesi sistem ve devlet eksikliğidir.
Bilişim çağında denetim sistemini doğru kurarsanız, cezaları eğip bükmeden uygularsanız, yapan çıksa da oranı Almanya düzeyinde kalır. Yardım olarak yatırdığınız paraları hangi bankamatikten çektiğini, kredi kartıyla hangi ildeki marketten alışveriş yaptığını, çocuğunun neredeki okula gittiğini, sağlık sisteminden nerede yararlandığını hatta cep telefonunun hangi bölgeden sinyal verdiğini görmek çocuk oyuncağı. Denetlemelerle şüphelileri incelemek kolay. Yakalananlara vereceğiniz ceza da iyi halsiz uygulandığında merak etmeyin caydırıcı olacaktır.
İş niyette, kaynak var. Oy peşinde koşmadan bunları yapabilecek kişileri bulup seçmek de sizin niyetinizde olsun...
17 Temmuz 2024 - M. Şevket Atalay