Perde açılır. Altın varaklı makam masasında kravatı kaymış Bakan Bey oturmaktadır. Makam telefonu çalar, Bakan açar, biraz dinledikten sonra "gelsin tabi" der. Kafasında kukuletası ile Bakan Yardımcısı içeri girer.
Bakan Yardımcısı: Sayın Bakanım, halletmemiz gereken bir mesele var. Biliyorsunuz bizim cemiyetin mensuplarını veya çocuklarını bakanlığımızda istedikleri kadrolara yerleştiremiyoruz. Büyük kısmı dünyanın başkentinde kadro istiyor ama kadrolarımız hem sizden önceki bakanların cemiyetindekilerle hem de partimiz iş başına gelmeden önce işe başlatılanlarla dolu. Emekliliği gelenler de maaşları yarının altına düşeceği için emekli olmayıp yaş haddini bekliyorlar. Bunları erken emekli edersek ek bütçeye gerek kalmadan cemiyetimize kadro açar hayır dualarını alırız.
Bakan: Biliyorum, hatta geçen gün Emeklilik Bakanıyla konuşup "bizim Okutma Bakanlığındaki okutmancıları erken emekli edemez miyiz" diye sordum. "Zaten çok emekli olduğunu bizdekileri erken emekli ederlerse, eşitlik gereği bütün bakanlıklardakileri de erken emekli etmek gerekeceğini" söyledi.
Bakan Yardımcısı: Peki, Sayın Bakanım, İnşaat Bakanını biraz kışkırtıp Para Bulma Bakanının üstüne salsanız nasıl olur? Başta dünyanın başkenti olmak üzere büyük vilayetlerimizde kampüslü falan okul inşaatları hamlesi başlatsınlar. Özel okulcular bırakın yenilerini yapmayı ellerindekileri bize satmaya çalışıyorlar. Olmaz mı? Hem bizim de küçük vilayetlere göre üç dört kat fazla öğrenci olan büyük vilayetlerdeki dersliklerimiz rahatlar. Yeni boş kadrolar açılır.
Bakan: Yapmadım mı sanıyorsun. Hatta İnşaat Bakanına "kanal dümeniyle toplu konut yapılan yerlere okul lazım" bile dedirttim. Meğer oralarda okul yeri planlamamışlar bile. Esas mesele, oralarda cemiyetlere ait arsaları üçüncü kişilere ve devlete satmakmış. İktidara geldiğimizde aldıkları yerlerin büyük çoğunluğunu satmışlar zaten. Artık konutlar tamamlanmasa bile olurmuş. Hatta para kanalına karşı çıkanlara içten içe dua ediyorlarmış.
Bakan Yardımcısı: Vallahi bizimkileri takdir etmemek elde değil. Bizimkiler derken genel olarak hepimizi kastediyorum. Sizden önceki Bakanlarımızdan biri Otel Bakanının gazıyla ara tatil icat etmişti. Hatta Sayın Başbakan da ara tatillerin resmi tatil günlerine denk getirilmesinden ziyadesiyle memnun olmuştu. Neyse, biz yine konumuza dönelim. Para Bulma Bakanından yüz bulamayacağımıza göre, siz o üstün aklınızla bir şey düşünseniz, kuşkusuz bir çözüm bulursunuz.
Bakan: Elbette bulurum, benim aklıma geldiyse zaten kesin güzel bir fikirdir. Biraz düşüneyim.
Bakan masadan kalkar, dolaşır. Birden bağırır.
Bakan: Buldum, güzel bir çözüm buldum. Hem diğer bakanlara da ihtiyacımız olmayacak. Yönetmelik değiştireceğiz.
Bakan Yardımcısı: Hangi yönetmeliği?
Bakan: Yahu, Okutmancıların atama yönetmeliğini değiştireceğiz. Kadromuza çok eskiden girmiş, yaşı kemale ermiş olanların büyük çoğunluğu yıllardır aynı okulda okutmancılık yapmıyorlar mı? Şimdi buna bir sınır getirelim, aynı okulda şu kadar yıldan fazla çalışılmaz diyelim. Böylece çoğunluğu mecburen emekli olur. Nasıl fikir ama?
Bakan Yardımcısı: Muhteşemsiniz, harika. Bizim bakanlığın yönetmeliği olduğundan diğer bakanlıklardaki çalışanlara da uygulanmaz. Hatta bir de süslü kılıf uyduralım. Başlangıç okutmancıları okutup mezun ettikçe yeniden okutmaya başlıyorlar ya. Onlar aynı okulda üç veya dört dönem mezun verebilirler diyelim.
Bakan: Sen de az değilsin. Aferin sana da, iyi ki ben Bakan olunca cemiyet değiştirip bizim cemiyete geçmişsin. Gerçi okutmancılarımızın hepsi başlangıç okutmancısı değil ama olsun. Bak yönetmeliğe şu lafı da ekleyelim. "Başlangıç okutmancıları süreyi doldursa bile o çocukları mezun edene kadar devam ederler" diyelim. Ne kadar düşünerek yaptığımız gözüksün. Zaten herkes süsün peşinde, veliler çocuklarının okuma yazma öğrenip öğrenmediğini bile takmıyorlar. Çocuklarının sosyal medya öğrenmeleri daha önemli onlar için. Eskiden böyle miydi? Biz birinci sınıfta okurken daha ilk dönemin sonunda sınıfın hepsi okumayı yazmayı öğrenirdi. Şimdi ilk yılın sonunda ancak öğretiyoruz. Milletimiz okumanın faydalı olmadığını nihayet anladı. Öyle değil mi?
Bakan Yardımcısı: Çok haklısınız. Gerçi kıdemli okutmancılarımız "benim çocuğun okulu ne olacak, taşınsak eşim işe nasıl gidecek" diyerek bu işe kızacak, hatta bize beddua edenler bile çıkacaktır. Dediğiniz gibi beğenmeyen emekli oluversin.
Bakan: Aman canım, dert mi? Hem bizim cemiyettekilerin duaları daha makbul değil mi? Kadro açtıklarımızın duaları bize yeter de artar. Bak öğle vakti oldu bile, haydi gidelim. Yarın bana medya toplantısı hazırlayın. Müjdeli haberi ülkemiz benden duysun. Eğitimin kalitesi nasıl arttırılır anlatayım.
Bakan ve Bakan Yardımcısı sahneden çıkarken, perde kapanır.
21 Ocak 2026 - M. Şevket Atalay