Cumhuriyetten önce devletimizi yöneten Osmanoğulları idaresinin Bizanslılarla benzeşen bir yönetim yapısı vardı.

Asker gücüyle fethettikleri yerlerde oraların yerlisi bir "asili" yönetici atayıp, "bize şu kadar vergi vereceksin, asker istediğimizde göndereceksin, içerde ne yaparsan yap ama çok da şikâyet getirme" derlerdi.

Özellikle Balkanlarda olmak üzere atanan yönetici bölgesindeki "Müslüman (Türk)" ahaliye dokunmadığı müddetçe kendi halkına istediği gibi davranmakta serbestti. Askerini içerde hem vergi toplamada hem de asayişte kullanabilirdi. Topraklarının ve halkının refahını da arttırabilirdi, kendi refahını da.

Atananların içlerinde daha fazla bağımsızlık ve hükümdarlık kurmak isteyenler çıkarsa veya o bölgede gözü olan oralı bir başka "asil" çıkarsa, Türk Devletinin rakibi olan devletlerden birini kışkırtıp onu kendi topraklarına saldırıya çağırıp birlikte hareket ederdi. O yüzyıllarda güç dengesi nasılsa ona uygun davranmak siyasetin olağan akışıydı.

Profesör Niyazi Berkes ve Profesör Şerif Mardin gibi hocaların anlatımıyla iktidar zenginlikten daha değerli bir maldı. "İktidar Ticareti" Osmanoğullarının yönetim sisteminin ayırt edici bir özelliğiydi. Devlet tarafından toplanacak vergiler bir yöneticiye (asil) makamının işlevselliğini sağlaması için parayla satılırdı.

Atanan yönetici daha önce aileden veya eğitiminden ya da görevinden dolayı hiçbir unvan sahibi olmasa da en azından "paşa" lakabını alıp "asil" hale gelirdi.

Bir makama göz diken kişinin o makamın getireceği gelirle orantılı bir hediyeyi veya bir miktar ön ödemeyi atamayı sağlayacak makama sunması iktidar ticaretinin doğal kabul edilen bir görüntüsüydü.

Eğer atanan "asil" işin suyunu çıkarıp fazlaca zenginleşir, yerli halka çokça eziyet ederse görevinden alınır ve malına mülküne el konulurdu. İktidar yetkisini verenler sadece iktidarı sırasında zenginliği yaşamasına müsaade eder, görevin genellikle canıyla birlikte sonlandırılmasıyla iktidar ticaretinin kazandırdıklarını alabildiğince geriye alırdı. Görevi sırasında iktidar ticaretinin sağladığı olanakları göz çıkarmadan kullananların malı mülküne ölümleri nedeniyle pek dokunulmazdı.

Tarihimizde bu yazdıklarım konusunda yüzlerce örnek mevcuttur. Birilerinin özendiği geçmişte var bütün bunlar.

Günümüze gelince; Cumhuriyet rejiminin yönetim yapımıza yeniden bir devlet işlevini hukuk yoluyla yüklemesiyle iktidar ticaretinin önüne geçilmişse de ne olduğunu tam bilmeden Osmanoğulları yönetim sisteminden medet umanların karmaşık bazı ilişkilerle birlikte hareketiyle ne yazık ki iktidar ticareti yeniden meşrulaşmış (kanunen olmasa da) bulunmaktadır.

Son Amerika ziyareti sırasında Amerika tarafından söylenilen "meşruiyet verdik" lafına niye şaşırıyorsun, niye kızıyorsun ki güzel kardeşim.

Liyakatin yerine sadakati öne koyanları "yetmez ama evet" diyerek iktidara getirirsen olacağı budur. Tarihte Mithat Paşa ve arkadaşları de böyle ketenpereye gelmişti.

Suyun başına oturduktan sonra yıllar içinde içerde ilmek ilmek örerek sürdükleri iktidarın ticaretine devam edebilmek için içerde bulamadıkları meşruiyeti dışarıda gerçekleştiriyorlar. Bunun karşılığında haliyle hediyesi olarak uçak, gaz alıyorlar toprağımızın değerli madenlerini veriyorlar. İçerde ekonomiyi döndürmek içinse daha önce bazı çeşmelerin başına koydukları adamlarının şirketlerine kayyum atayıp su kovalarına el koyuyorlar. Sebepsiz zenginleşenlerin işi bizden zor. Halkımızın zaten binecek eşeği yok ama bunlara attan inip yürümek zor gelecektir.

Bu iktidar ticaretinin ne kadar daha süreceği ise, senin bu ticaretten ekonomik veya siyasal olarak nemalanmayı düşünmek yerine "yurttaş" olduğunun farkına varıp Cumhuriyetine sahip çıkmana bağlıdır...

01 Ekim 2025 - M. Şevket Atalay