Bana nerede ölmek istediğinizi söyleyin, size nereli olduğunuzu söyleyeyim.

Biliyorum ölüm tatsız bir konu, üzerine konuşmak için. Hele, hele konu kendi ölümüyse kimse konuşmak istemez. Ben genelleme yaparak istatistiklerden yola çıkarak tahmin yapabiliyorum.

TÜİK rakamları güvenilmez olsa da iyi kötü tahmin yapmaya olanak sağlıyor. TÜİK'e göre ülkemizde COVİD-19 salgınında ölenlerin sayısı 111 kişi kadar. Oysa bu sayının en az iki kat olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama doğru rakamı bilemiyoruz. Tıpkı 6 Şubat 2023 depreminde ölenlerin sayısını bilemediğimiz gibi. İçişleri Bakanıyla TÜİK arasında 8-9 bin kişilik fark var, gerçeklerle uçurum.

Bu nedenle tahmin yaparken kaza deprem salgın gibi olağan dışı ölümleri dışarıda tutuyorum. Evlerden uzak olsun.

Ülkemizin nüfus, doğum ve ölüm istatistiklerine birlikte bakarsanız siz de tahmin yapabilirsiniz.

Son on beş yılın nüfus, doğum ve ölüm istatistiklerine birlikte baktığınızda emekli olunca ölmek için memleketine en çok Sinop ve Kastamonuluların döndüğünü görebiliyorsunuz. Sonra Trakyalılar var. Sahil kasabalarına emekli yerleşimi nedeniyle Balıkesir zorluyor ölme yeri tercihini. Batı Karadeniz illerinin tamamı ilk sıralarda yer alıyor. Bu illerimizin doğum oranları düşük ama ölüm oranları yüksek.

Nüfusu her yıl azalan Yozgatlılarınsa ancak bir bölümü dönüyor ölmeye. Sürekli nüfus kaybeden Yozgat'ı vilayet olmaktan çıkarıp devletin kamu kurumlarını kaldırsanız, Yozgat'ın nüfusu en geç on senede bu güne göre yarıdan fazla azalır. 

Adına şarkılar yapılan şiirler yazılan İstanbul yaşanır olmaktan çıktığından artık sadece doymak için isteniyor ama ölmek için tercih edilmiyor. İstanbul ölüm oranlarında sürekli Türkiye ortalamasının epey altında. Gelenlerin önemli bir bölümü yaşlanınca ölmeye gidiyor olmalı memleketine.

Ölmek için memleketlerini tercih etmeyenlere gelince. Hakkari, Şırnak, Batman yarışıyor memleketinde ölmeme konusunda. Doğum hızında birinciliği kaptırmayan Şanlıurfa zorluyor bu illeri.  

"Doğduğun yer kaderindir" diye bir cümle var ya. Nüfus, doğum ve ölüm istatistiklerine beraber baktığımızda bu klişe sözün ülkemizin tamamı için geçerli olmadığı gerçeği çıkıyor. Doğduğun yer kaderin olsa en azından memleketine gider ölürsün. Doğu ve Güneydoğu illerimizin neredeyse tamamında doğum oranları yüksek ama ölüm oranları düşük. Bu illerimizde yaşayanlar doğuyor erkenden evleniyor çocuk sahibi oluyor sonra memleketini terk edip başka şehirde ölüyor, rakamlara göre.

Cenazelerin gömülme istatistiklerini bulabilirsek gömülmek için memleketlerini kimlerin tercih edip etmediklerini de öğrenebiliriz.

Ülkemiz için varoluşsal tehdit sadece doğum oranlarının düşmesi değil. Ülkemizin ölüm oranlarında en üstteki illerle en alttaki iller arasında üç kattan fazla fark var. Esas tehdit iç göç. Bu sorunu çözemediğimiz müddetçe iki yakamız bir araya gelmez.

Doğduğumuz yeri seçemiyoruz ama öleceğimiz yeri seçmek elimizde. Öyleyse şu soruyu sormalı kendine ülkeyi yönetenler ve ülkeyi yönetmeye aday olanlar; "Niçin insanlarımız doğduğu yerleri yaşamak ve ölmek için tercih etmiyor?"

Oysa insanlarımızı doğduğu yerde doyurmayı başarabiliriz. Bu bilgi çağında bunu planlamak organize etmek zor değil. Cumhuriyetin kurucu felsefesine bilgi ekleyerek bunu başarmamız mümkün. Sorun kurucu felsefenin ok renginde değil. Sorun devlet olmanın neden gerekli olduğunu anlamakta.

Doğduğumuz yerlerde keyifle yaşayıp huzur içinde <keşke 'siz>  sonlandıracağımız güzel günler temennisiyle...

27 Ağustos 2024 - M. Şevket Atalay