Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ambleminin altında tek bir tarih yer alıyor:

1081.

Bu tarih rastgele seçilmiş değil.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, amblem ve brövesinin anlamını açıkladığı resmî metinde 1081 tarihini, Çaka Bey’in Doğu Roma ile Peçenekler arasındaki mücadeleden yararlanarak İzmir’i ele geçirmesi ve ardından “bölgedeki gemi ustalarını kullanarak yaklaşık 40 parçalık bir donanma oluşturması” ile ilişkilendiriyor.

Komutanlık, 1081’i Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak kabul ediyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının resmî tarihçesinde de Çaka Bey döneminde çektirmeler, tekneler ve üstü kapalı 40 avcı gemisinden oluşan ilk Türk donanmasının 1081 yılında inşa edildiği belirtiliyor.

Ve hemen ardından Çaka Bey’in ele geçirdiği yerlerden biri açıkça yazılıyor:

“Klazomenai (Urla).”

Pencere Haber’in Çaka Bey dosyasındaki asıl soru da tam burada başlıyor:

1081’deki o yaklaşık 40 gemi nerede inşa edildi?

 

DENİZ KUVVETLERİ: “TÜRKLERİ DENİZLERLE KAYNAŞTIRAN İLK ÖNCÜ”

Çaka Bey’in yaşamının ilk dönemlerine ilişkin bilgiler sınırlı.

Türk tarih yazımındaki bazı anlatılarda Malazgirt Zaferi sonrasında Batı Anadolu’ya yönelen Türkmen kuvvetleri içinde yer aldığı ve Sultan Turasan’ın kuvvetleriyle hareket ettiği aktarılıyor. Ancak bu döneme ilişkin ayrıntıların tamamı çağdaş kaynaklarla doğrulanamadığından bunları kesin tarihsel veri olarak değerlendirmek mümkün değil.

Çaka Bey hakkındaki bilgiler, Bizanslıların eline esir düşmesinden sonra belirginleşiyor.

Dönemin temel kaynaklarından biri, Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnena’nın “Alexiad” adlı eseri.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının resmî tarihçesi de Çaka Bey’i “Türkleri denizlerle kaynaştıran ilk öncü” olarak tanımlıyor.

Resmî tarihçeye göre Çaka Bey, 1078-1081 yılları arasında Bizans’ın Anadolu’da Türklerle yaptığı savaş sırasında tutsak edilerek saraya gönderildi. Burada yeteneği sayesinde asalet unvanı kazandı. Aleksios Komnenos’un 1081’de tahta çıkmasının ardından Bizans sarayındaki konumu sarsıldı, İstanbul’dan ayrıldı ve daha sonra İzmir’i Bizanslılardan aldı.

Bundan sonrası yalnızca Çaka Bey’in değil, Türk denizcilik tarihinin de önemli bir dönüm noktasıydı.

 

DENİZ KUVVETLERİ AMBLEMİNDEKİ “1081” ÇAKA BEY’İ SİMGELİYOR

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bugün kullandığı amblemin alt bölümünde 1081 tarihi bulunuyor.

Komutanlığın amblem ve brövesinin anlamını açıkladığı resmî metinde bu tarih; Çaka Bey’in 1081’de İzmir’i ele geçirmesi, ardından bölgedeki gemi ustalarını kullanarak yaklaşık 40 parçalık bir donanma oluşturması ve bunun Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluşu olarak kabul edilmesiyle açıklanıyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının tarihçesinde de Çaka Bey döneminde çektirmeler, tekneler ve üstü kapalı 40 avcı gemisinden oluşan ilk Türk donanmasının 1081 yılında inşa edildiği belirtiliyor.

Böylece Malazgirt Zaferi’nden yalnızca 10 yıl sonra Türklerin Batı Anadolu kıyılarında örgütlü bir deniz gücü meydana getirdiği kabul ediliyor.

Ancak resmî açıklamadaki bir ifade Urla açısından özellikle dikkat çekiyor:

“Bölgedeki gemi ustalarını kullanarak...”

Hangi bölge?

Gemi ustaları nerede çalışıyordu?

Yaklaşık 40 gemi nerede yapıldı?

Resmî açıklama bu soruların yanıtını vermiyor.

 

RESMÎ TARİHÇEDE AÇIKÇA YAZIYOR: “KLAZOMENAİ (URLA)”

Donanmanın nerede inşa edildiği bilinmiyor ancak Çaka Bey’in Urla’ya ulaştığı konusunda elimizde çok daha açık bir kayıt var.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının tarihçesinde Çaka Bey’in ele geçirdiği yerler sıralanırken:

“Klazomenai (Urla), Midilli, Foça, Sakız ve Sisam” ifadeleri kullanılıyor.

Burada önemli olan yalnızca Klazomenai adının geçmesi değil.

Resmî kaynak, antik kentin bugünkü karşılığını da parantez içerisinde doğrudan “Urla” olarak gösteriyor.

Dolayısıyla Çaka Bey-Urla bağlantısının kendisi bir yerel söylence değil.

Tarihsel tartışmanın bundan sonraki kısmı başka:

Çaka Bey’in Urla’daki faaliyetlerinin kapsamı neydi ve günümüzde Özbek-Eğriliman çevresinde yaşayan yer adlarıyla bu tarih arasında herhangi bir bağlantı var mı?

 

1081’DEKİ 40 GEMİ NEREDE İNŞA EDİLDİ?

Pencere Haber araştırmasının en dikkat çekici sorusu bu.

Bir tarafta Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığının resmî açıklaması var:

Çaka Bey, bölgedeki gemi ustalarını kullanarak yaklaşık 40 parçalık bir donanma oluşturuyor.

Diğer tarafta, yaklaşık dokuz asır sonra Urla’nın Özbek ve Eğriliman çevresinde yaşamaya devam eden dikkat çekici bir yer adı bulunuyor:

Gemi Yatağı.

Özbek doğumlu akademisyen Mehmet Işık’ın 2023 yılında yayımlanan “Urla Özbek Köyü Sözlü Kültüründe Emir Çaka Bey ve Fetihleri” başlıklı araştırması, bölgede kuşaktan kuşağa aktarılan Çaka Bey anlatılarını akademik çalışmaya taşıyor.

Özbek sözlü kültüründe Gemi Yatağı, Çaka Bey’in gemileriyle ilişkilendiriliyor.

Ancak burada tarihsel kayıt ile sözlü kültür arasındaki sınırı açık biçimde çizmek gerekiyor:

Gemi Yatağı’nın Çaka Bey’in tersanesi olduğuna ilişkin doğrulanmış bir arkeolojik bulgu bugün için elimizde yok.

Dolayısıyla “Çaka Bey’in tersanesi Özbek’te bulundu” demek mümkün değil.

Fakat Gemi Yatağı aynı coğrafyadaki tek dikkat çekici isim de değil.

 

GEMİ YATAĞI TEK BAŞINA DEĞİL

Özbek ve Eğriliman çevresindeki yerel hafıza incelendiğinde birbirine yakın bir coğrafyada bir dizi dikkat çekici ad ve anlatıyla karşılaşılıyor.

Gemi Yatağı, yerel anlatıda Çaka Bey’in gemileriyle ilişkilendiriliyor.

Uçular, sözlü kültürde Çaka Bey’in beraberindeki insanlarla bağlantılı anlatılıyor.

Burgaz Deresi, bölgedeki insan ve hayvan yaşamının yanı sıra denizcilik faaliyetleri açısından kullanılabilecek tatlı su kaynağı olarak dikkat çekiyor.

Çakana, yerel anlatıda denizi gözetleyen ve yaklaşan gemileri haber veren insanlarla ilişkilendiriliyor.

Turasan, Gemi Yatağı’nın yaklaşık 500 metre güneyindeki eski bir mevki adı olarak aktarılıyor.

Aynı geniş coğrafyada bugün Torasan adı yaşamaya devam ediyor.

Bunlara Eğriliman çevresindeki haritalarda görülen “Çaka” adı da ekleniyor.

Bu isimlerin hiçbiri tek başına Çaka Bey’in burada gemi yaptırdığının kanıtı değil.

Ancak aynı dar coğrafyada Çaka Bey anlatısıyla ilişkilendirilen birden fazla yer adının bulunması önemli bir araştırma sorusu yaratıyor:

Bu isimlerin tarihsel kökeni ne?

 

EĞRİLİMAN NEDEN ÖNEMLİ?

Yer adlarının yanı sıra bölgenin coğrafyası da dikkat çekiyor.

Eğriliman, girintili çıkıntılı kıyı yapısı ve çok sayıdaki küçük koyuyla doğal olarak korunaklı alanlar oluşturuyor.

Gemi Yatağı, Burgaz Deresi, Özbek, Uçular, Çaka ve Turasan olarak aktarılan noktaların aynı coğrafi bütünlük içerisinde bulunması araştırmanın önemini artırıyor.

Bu tür bir kıyı yapısının tarihsel dönemlerde küçük deniz araçlarının barınması, kıyıya alınması veya bakımının yapılması için elverişli olabileceği düşünülebilir.

Fakat burada da aynı bilimsel sınır geçerli:

Bir kıyının gemiciliğe elverişli olması, orada 11. yüzyılda Çaka Bey’e ait tersane bulunduğunu kanıtlamaz.

Bunu ancak arkeolojik araştırma gösterebilir.

 

IŞIK: ÖZBEK’TE GEMİ YAPIMINA UYGUN GENİŞ ORMANLIK ALANLAR VARDI

Yaklaşık 40 parçalık bir donanmanın inşası, yalnızca gemi ustalarını değil, büyük miktarda uygun keresteyi de gerektiriyordu.

Bu nedenle Pencere Haber’in araştırmasında bir başka kritik soru gündeme geldi:

Çaka Bey döneminde Özbek ve çevresinde gemi yapımında kullanılabilecek ağaçlar ve yeterli orman var mıydı?

Özbek doğumlu akademisyen Mehmet Işık, Pencere Haber’den Göksel Kayseri ile yaptığı birebir görüşmede bu konuda dikkat çekici bir bilgi verdi.

Işık, yaptığı araştırmalarda Çaka Bey döneminde Özbek yöresinde gemi yapımına uygun ağaçların bulunduğu geniş ormanlık arazilerin varlığını tespit ettiğini açıkladı.

Bu açıklama, dosyanın diğer parçalarıyla birlikte değerlendirildiğinde önem kazanıyor.

Bir tarafta Deniz Kuvvetleri Komutanlığının Çaka Bey’in “bölgedeki gemi ustalarını kullanarak yaklaşık 40 parçalık bir donanma oluşturduğu” yönündeki resmî açıklaması bulunuyor.

Diğer tarafta Çaka Bey’in Klazomenai’yi, yani Urla’yı ele geçirdiğine ilişkin tarihsel kayıt var.

Bunlara Mehmet Işık’ın Çaka Bey döneminde Özbek yöresinde gemi yapımına uygun ağaçların bulunduğu geniş ormanlık alanlar olduğuna ilişkin araştırma tespiti ile Gemi Yatağı adı ekleniyor.

Ancak bu unsurların yan yana gelmesi dahi tek başına yeterli değil.

Bugün Çaka Bey’in donanmasının Özbek veya Eğriliman’da inşa edildiğini gösteren arkeolojik bir kanıt bulunmuyor.

Dolayısıyla elimizde kanıtlanmış bir tersane değil, arkeolojik olarak araştırılması gereken dikkat çekici bir tarihsel hipotez bulunuyor.

 

ÇAKA BEY’İN DONANMASI URLA YARIMADASI’NIN AÇIKLARINDA SAVAŞTI

Çaka Bey’in denizcilik faaliyetlerinin Urla açısından önemi yalnızca Klazomenai ile sınırlı değil.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının resmî tarihçesine göre 19 Mayıs 1090’da Çeşme ile Sakız Adası arasında kalan Koyun Adaları civarında Çaka Bey’in donanması ile Bizans donanması karşılaştı.

Komutanlığın tarihçesi, Çaka Bey’in bu savaşta Bizans donanmasına karşı büyük bir zafer kazandığını ve bunun Abydos’tan Rodos’a kadar olan kıyı kesiminde Bizans egemenliğini sarstığını belirtiyor.

Bu coğrafyaya bugünün haritasından bakıldığında Çaka Bey’in faaliyetlerinin İzmir-Urla-Çeşme-Sakız ekseninde yoğunlaştığı görülüyor.

Ardından hareket kuzeye yöneldi.

 

DONANMASIYLA ÇANAKKALE’YE KADAR ULAŞTI

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarihçesine göre Çaka Bey denizlerdeki hâkimiyet alanını genişletti, donanmasıyla Çanakkale’ye kadar yaklaştı, Edremit’i ele geçirdi ve Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasındaki Abydos’u kuşattı.

Böylece İzmir’de başlayan deniz hareketi Ege adalarından Çanakkale Boğazı’na kadar uzanan bölgesel bir güce dönüştü.

Çaka Bey’in Peçeneklerle Bizans’a karşı ortak hareket arayışı da bu dönemin önemli gelişmelerinden biriydi. Ancak Peçeneklerin 1091’de Levounion’da ağır yenilgiye uğraması bu stratejinin önemli bir ayağını ortadan kaldırdı.

 

ÇAKA BEY’İN SONU

Çaka Bey’in son dönemine ilişkin temel anlatı yine Anna Komnena’nın “Alexiad” adlı eserine dayanıyor.

Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan ile Çaka Bey arasındaki siyasi gerilimden yararlandı.

Çaka Bey ile Kılıç Arslan arasında aynı zamanda aile bağı bulunuyordu. Kılıç Arslan Çaka Bey’in damadıydı.

Anna Komnena’nın anlatısına göre Çaka Bey, Kılıç Arslan ile yaptığı görüşme sırasında öldürüldü.

Olayın kesin tarihi konusunda modern tarih yazımında farklı tarihlendirmeler bulunduğundan, Çaka Bey’in ölümünü 1090’ların başları olarak ifade etmek daha ihtiyatlı.

Çaka Bey’in ardından İzmir merkezli siyasi ve askerî yapı aynı güçle devam edemedi.

Ancak onun denizcilik mirasının sembolik ve kurumsal karşılığı dokuz asır sonra bile yaşamaya devam ediyor:

Türk Deniz Kuvvetlerinin amblemindeki 1081.

 

900 YILIN İKİ UCUNDA URLA

Pencere Haber’in araştırmasında elde edilen bilgiler yan yana getirildiğinde dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 1081’de Çaka Bey’in bölgedeki gemi ustalarını kullanarak yaklaşık 40 parçalık bir donanma oluşturduğunu belirtiyor.

Aynı kurumun resmî tarihçesi Çaka Bey’in ele geçirdiği yerlerden birini açıkça “Klazomenai (Urla)” olarak kaydediyor.

Mehmet Işık ise yaptığı araştırmalarda Çaka Bey döneminde Özbek yöresinde gemi yapımına uygun ağaçların bulunduğu geniş ormanlık arazilerin varlığını tespit ettiğini Pencere Haber’e aktarıyor.

Özbek’in sözlü hafızasında ise “Gemi Yatağı” adı yaşamaya devam ediyor.

Bunların yanı sıra aynı coğrafyada Çaka, Çakana, Uçular ve Turasan gibi ad ve anlatılarla karşılaşılıyor.

Eğriliman ise korunaklı koylarıyla bütün bu noktaların merkezindeki kıyı coğrafyasını oluşturuyor.

Peki bütün bunlar birbirinden bağımsız unsurlar mı, yoksa aynı tarihsel hikâyenin günümüze ulaşan parçaları mı?

Bugün bu sorunun kesin yanıtını bilmiyoruz.

 

BİLDİKLERİMİZ VAR, BİLMEDİKLERİMİZ VAR

Çaka Bey’in 1081’de İzmir’de hâkimiyet kurduğunu ve bir donanma oluşturduğunu biliyoruz.

Türk Deniz Kuvvetleri bu donanmayı ilk Türk donanması, 1081’i de kendi kuruluş tarihi olarak kabul ediyor.

Çaka Bey’in Klazomenai’yi, yani Urla’yı ele geçirdiğini biliyoruz.

Donanmasının Çeşme-Sakız arasındaki Koyun Adaları civarında Bizans donanmasıyla savaştığını biliyoruz.

Mehmet Işık’ın araştırmalarına dayanarak Çaka Bey döneminde Özbek yöresinde gemi yapımına uygun ağaçların bulunduğu geniş ormanlık alanların varlığına ilişkin bir tespiti olduğunu da biliyoruz.

Ancak hâlâ yanıt bekleyen sorular var:

1081’deki yaklaşık 40 gemi nerede inşa edildi?

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının sözünü ettiği “bölgedeki gemi ustaları” kimlerdi ve nerede çalışıyorlardı?

Gemi Yatağı gerçekten gemilerin yapıldığı, onarıldığı veya karaya çekildiği bir alan mıydı?

Çaka ve Çakana adları ne zamandan beri kullanılıyor?

Turasan adı hangi döneme kadar takip edilebilir?

Burgaz Deresi çevresinde 11. yüzyıla ait yerleşim veya askerî faaliyet izi bulunuyor mu?

Eğriliman’ın koylarında dönemin denizcilik faaliyetlerine ait kara veya su altı arkeolojisi bulguları var mı?

Ve bütün bu soruların merkezindeki asıl soru:

ÇAKA BEY’İN İLK DONANMASININ URLA-ÖZBEK-EĞRİLİMAN HATTIYLA BİR BAĞLANTISI VAR MI?

Bugün bu soruya kesin biçimde “evet” dedirtecek arkeolojik kanıt bulunmuyor.

Ancak artık nerede ve neyin araştırılması gerektiğine ilişkin bir dizi dikkat çekici ipucu var:

Tarihsel kayıtlardaki Urla...

Yaklaşık 40 gemilik donanma...

“Bölgedeki gemi ustaları”...

Özbek’te gemi yapımına uygun ağaçların bulunduğu geniş ormanlık alanlara ilişkin araştırma tespiti...

Eğriliman’ın korunaklı kıyıları...

Gemi Yatağı...

Çaka... Çakana... Uçular... Turasan...

Bunların arasındaki boşluğu söylencelerle doldurmak yerine bilimle araştırmak gerekiyor.

Arkeoloji, su altı arkeolojisi, toponimi, tarihî coğrafya ve arkeobotanik uzmanlarının Özbek-Eğriliman hattında gerçekleştireceği kapsamlı bir çalışma, yaklaşık 900 yıllık bu soruya somut bir yanıt verebilir.

Bundan sonraki sözü arkeoloji söylemeli.

Çünkü yaklaşık dokuz asır önce tarih kayıtlarına bir isim yazıldı:

Klazomenai.

Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bugün o ismin yanına parantez açarak tek kelime ekliyor:

“Urla.”

Ve Türk Deniz Kuvvetlerinin ambleminde, Çaka Bey’in denize açıldığı tarih hâlâ duruyor:

1081