Sayın Devlet Bahçeli tarafından yeniden tutuşturulan fitilin ucundan tutup "kardeşlik, barış, eşitlik" laflarının arkasına saklanarak bahar umanların kışının bitmesi mümkün değildir.
Kardeşlik, barış, eşitlik kimsenin karşı çıkamayacağı güzel kavramlardır. Ama bu kelimelerle ülkemizde terörün sonlandırılması ve nihayetinde ülkemiz kaynaklarının vatandaşlarının refahı için verimli kullanılması imkansızdır.
Kendilerini "yurttaş" değil "taraf" olarak niteleyenlerin, nasıl bir "barış" istediklerine bir bakalım. (Üstelik devletimizi yönetenlerde ne yazık ki bu ifadeyi kabul ederek bu kişileri "taraf" sıfatıyla muhatap almaktadır.)
Bir başka aklın güdümünde "Kürt tarafı" olma iddiasındakilerin Türkiye'de terörün bitmesi için istedikleri sadece "genel af" değil. TC Anayasasının değiştirilerek daha geniş bir coğrafyada "demokratik konfederalizm" dedikleri bir yönetim biçimine geçilmesini de istiyorlar. Böylece Türkiye, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'den oluşan daha büyük bir devlet çatısı altında buluşulacakmış. Türkiye oradakilere "ağabeylik" yapacakmış. Bunu olabilir diye kabul edenlerin söyledikleri de "Misak-ı Milli" sınırlarına ulaşmış olacağız argümanı. İyi de kazın ayağı anlattıkları gibi mi?
Irak ve Suriye Devletlerinin kabulü olmadan, o devletlerle sınır değişikliklerini içeren bir uluslararası antlaşma imzalanmadan elle tutulur bir yanı yoktur bu önerinin.
Diğer yandan yönetim modeli olarak önerdikleri Demokratik Konfederalizm'in ne olduğuna gelince; Rus Yahudi'si bir ailenin çocuğu olarak Amerika'da dünyaya gelen M. Bookchin'in görüşlerinden hareketle bana göre "bebek katili bir emperyal maşa", kimine göre de "kurucu önder" diye nitelenen kişinin (hangi tanımı kullanacağınızı size bırakıyorum) yönetim modeli diye sunduğu bir yapı Demokratik Konfederalizm. Kendi ifadesiyle tanımı; "Demokratik konfederalizm bir devlet sistemi değil, halkın devlet olmayan demokratik sistemidir. Klan sisteminden ve aşiret konfederasyonlarından günümüze kadar uygarlık tarihi boyunca devletçi toplum merkezileşmesine girmek istemeyen doğal toplumun demokratik komünal yapısına dayanır. Bağımsız ulusların konfederal sistem içerisinde birlikte ve eşit bir biçimde demokratik ulus topluluğunu oluşturması temel amaç olmalıdır. Türkiye'de bunu geliştirmek istiyoruz."
Bu tanımın bir benzeri de Cemahiriye'dir. Libya'da uygulanmıştır. Kaddafi tarafından Cemahiriye "herhangi bir siyasi partisi olmayan yerel halk konseyleri ve komünler aracılığıyla halk tarafından yönetim" olarak nitelense de uygulama da tek adam diktatörlüğüne dönüşmüştür. Bu gevşek yönetim yapısı Libya'nın "devlet" olabilmesini engellemiş ve emperyal saldırıların sonucunda içerde kabileler arasında devlet birliği sağlanamadığı için Libya'nın parçalanmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu iki yönetim şekli küçük bölgelerde hiçbir zaman devlet olamamış kabile ve aşiretlerin yönetilmelerinde devletleşme öncesi kullanılabilirse de Türkiye gibi bin yıldan fazladır devlet geleneği birikimi olan topraklarda uygulanması faydasız ve imkansızdır.
Yukarıda belirtilen önerilerin veya benzer federal bir çözümün bir an için kabul edildiğini ve hayata geçirildiğini varsaysak bile çok kısa süre içinde devlet olma bağını koparacağından iki ayrı devletin doğması kaçınılmazdır.
Çekoslovakya Devletinin hafızalardaki yeri tazedir. Yapıştırılan iki ulus Çekya ve Slovakya olarak ayrılmadan önce etraflarındaki devletlere küçük lokmalar halinde toprak kaybetmiş ve eşyanın tabiatı gereği sonunda parçalanmıştır.
Ortadoğu coğrafyasında ise böyle bir ayrılığın Avrupa'nın ortasındaki gibi kolay ve gönüllü olamayacağı açıktır.
Önce federal sonra ulusal devlet olmayı hayal edenlerin, bu toprakların mübadele geçmişini göz önünde bulundurması gerekir. Yapılmak istenenler sonucu böyle bir idari hal meydana gelirse nihayetinde kaçınılmaz olarak mübadele olacaktır ve günümüzde İstanbul'da, İzmir'de "Kürtçülük" oynayanlar bu şehirlere pasaportla gelebileceklerdir, tabi vize alabilirlerse.
Bu nedenle kendilerini "taraf" olarak niteleyenlerle onları "taraf olarak kabul edenlerin boş hayallerle bu topraklarda yaşayan insanların refahını ve huzurunu geciktirmek yerine gerçekçi uygulamalar üzerine kafa yormalarında yarar vardır...
26 Mart 2025 - M. Şevket Atalay