Ülkeyi yönetenlerin artık hukuk falan umurunda değil. Kanunlara, yönetmeliklere uygunmuş, değilmiş bakmıyorlar. "Uysa da, uymasa da yapıyoruz" diyorlar. Tek dertleri nemalanmak. 

Biliyorum, gündem yoğun. "Belediyelere kayyum atanması mı bahsettiğim yoksa bir hükümlünün TBMM'de konuşturulmaya kalkışılması mı?" diye düşünüyorsunuzdur.

Benim bahsedeceğim konu ise gündelik siyasi çıkarların yarattığı suni gündem değil. Çıkarları gerektirirse hemen yarın kayyum kararından da vazgeçerler, hükümlünün konuşmasından da. Bu konular kolaylıkla vazgeçebilecekleri, küçük meseleler.

Esas bir mesele var ki, bir başlarlarsa geri dönüşü mümkün değil. Öyle "kandırıldık" veya "çaktırmadan geri vitese takalım, tam tersini yapalım" demekle halledilemez.

Hükümet edenler üç kuruşluk arsa rantı için, dünyanın dengesini bozacak "Kanal İstanbul" dedikleri teneke projeye kazma vurma hazırlığında.

"ÇED OLUMLU" Kararının iptali açtığımız için davalarda, tamamını kendi seçtikleri Bilirkişi Heyetiyle yapılan keşif sonrası, Bilirkişi Heyetindekilerin büyük çoğunluğu “projenin bu haliyle yapılamayacağı ve Çevresel Etkilerinin bilimsel olarak eksik ve yanlış hesaplandığını” raporlarına yazmıştı. 

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nca hazırlanan, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca "ÇED OLUMLU" Kararı verilen projeye bizlerin açtığı ve mahkemeler arasında gezdirilen davalarda sanki projenin yapılamazlığını söyleyen resmi Bilirkişi Raporu yokmuş gibi yeni bir Bilirkişi Heyeti atamışlar ve 14-15 Kasım 2024 tarihlerinde yeni keşif yapacaklarmış.

Buyursunlar, gelsinler. Yeni Bilirkişi Heyetine de anlatırız, projenin tenekeden olduğunu.

Mesela; kanal için kazı yapılırken çıkacak hafriyatı taşıyacak dedikleri kamyonların damper yüksekliğinin 8,5 metre olduğunu, Hafriyat Taşıma Yönetmeliğine göre ise toz emisyonu olmaması için yüklendikten sonra kamyonun üstündeki tabakanın nemlendirilmesi gerektiğini ancak Raporda bu nemlendirilmenin nasıl bir düzenekle ve ne kadar su kullanılarak yapılacağından bahsedilmediğini anlatacağız elbette. Bu kamyonların gidip gelmesi için kanal inşaatının iki yanında 34 metre genişliğinde üç gidiş üç gelişli yol yapılacağının yazdığını ama bu yolun ne kadar malzeme kullanılarak nasıl yapılacağının hafriyat yüklenen kamyonların bu yola nasıl ulaşacağını ve inşaat bittikten sonra yolun akıbetiyle, yolun Çevresel Etkilerinin neler olacağının raporda yazmadığını da soracağız.

Proje tamamlanırsa Marmara Denizi’nin her yıl üç santim, otuz yılda ise bir metre civarında yükseleceğinin ÇED Raporunda yazdığını ama bu yükselmenin Çevresel Etkilerinin nasıl bertaraf edileceği konusunda bir satırın bile olmadığını da hatırlatacağız. "Marmara Denizi kıyısında yaşayanlara su üstünde yaşama kursu mu düzenleyeceksiniz?" diye de soracağız.

Bunların yanında yüzlerce bilime aykırı konuyu sorarken projeye eksiklik ve olumsuz görüş bildiren TÜBİTAK, DSİ, Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi birçok devlet kurumunun eksiklik yazılarının niçin görmezden gelindiği de keşif sırasında zikredeceklerimizin içinde.

ÇED Kanunu ve ilgili yönetmeliklerde "ÇED OLUMLU Kararı verilirken projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptanması" denilmekte, ancak ÇED Raporunda olumsuzlukların bertarafının belirtilmediği meydandayken, bizler kesinlikle meydanı boş bırakmayacağız ve çocuklarımız için, torunlarımız için, dağdaki taş daldaki kuş için, 14 Kasım 2024 sabahı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi önünde olacağız.

Kanunlara uymayan, "uysa da, uymasa da" diyerek kanun değiştirip uydurmaya kalksalar da doğanın kanunlarına uymayan bu projenin yapılamazlığını keşif öncesinde de, keşif sırasında da söyleyeceğiz.

Haydi, yaşanabilir bir dünya için sizler de yanımızda olun.

Gelin, bu teneke projenin değil yapılmasının yapılmaya kalkışılmasının bile gezegenimize ihanet olduğunu birlikte haykıralım...

06 Kasım 2024 - M. Şevket Atalay