İçeride olan tüm "organize işler" sınırdan başlar. Öyleyse sınırlarımızı niye koruyamıyoruz?

Organizasyon, kurumların işletmelerin bir amaç doğrultusunda aksamadan çalışmasını sağlayacak hiyerarşik yapılanmadır.

Bir kurumdaki bölümlerin ve kişilerin statü, görev bakımından alt ve üst ilişkilerini düzenleyen yapılanmanın işlerlik açısından en önemli unsuru; kimin kime bağlı olduğu ile görev tanımındaki yetki ve sorumluluklarının açık ve net olması ve yöneticilerin liyakatle makamı hak etmesidir.  

Kuşkusuz ki kurumlar değişen şartlar içerisinde yeni yapılanmaya gidebilirler ve bölüm veya kişilerin bağlı oldukları veya onlara bağlı olan kurum ve kişilerin organizasyondaki yerleri değişebilir. İşlerin aksamaması için önemli olansa yapılanmada bir bölüm veya kişinin tek bir üste ve silsile yoluyla en üst yöneticiye bağlı olmasıdır.

Devlet kavramı da bir kurumdur ve yönetimi için bir organizasyon şekli gerektirir.

Türkiye Cumhuriyeti; bin yıldan çok daha uzun süre  "devlet" olarak yaşamış insanların bin yıldır oldukları topraklarda yılların yönetim birikimiyle son kurdukları ve günümüzde sürdürdükleri idari yapının (devletin) adıdır.

Çok uzun yılların birikimiyle oluşan bu organizasyonun yapısı, son kurucu iradeyle uzlaşmaz çelişkili kişilerin eline geçtiğinden beri kurcalanıp duruyor. Her kurcaladıklarında daha çok bozuyorlar. Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanarak geldikleri yönetim makamında iktidarlarını sürdürmek için devletin yapısını yıkıyorlar. İşin daha da kötüsü yıktıklarının yerine koyabilecekleri yeni bir organizasyon yapma birikimleri de olmadığından devlette kim kime bağlı pek belli değil. Son bir kaç makaledir ve tabi yıllardır yazdığım Jandarma Teşkilatı bunun tipik bir örneği.

Jandarma ve Sahil Güvenlik Teşkilatlarını "darbe" girişiminden sonra "darbecilerle mücadele ediyoruz" diyerek, "dış güçlerin maşası" dedikleri kişilerin hazırladığı planlarla 2016 yılında 668 sayılı Kararname ile Milli Savunma Bakanlığı’ndan alıp İçişleri Bakanlığı’na bağladılar.   

Olabilir, bir devlet kurumunun bir bakanlıktan alınıp başka bir bakanlığa bağlanması zaman zaman başvurulan bir yönetsel irade kararıdır. Ama bunu yaptığınızda bu kurumun bütün işleyişi için gerekli her şeyi yeni bakanlığında çözmeniz gerekir.

Aradan geçen sekiz seneye rağmen Jandarma ve Sahil Güvenliğin birçok işini eski bağlı olduğu bakanlığın içinde yapmaya devam ederseniz personelinin yeni bakanlık içinde görevlerini layıkıyla yapabilmeleri mümkün değildir.

10 Ekim 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 9015 sayılı Cumhurbaşkanı Kararını gözden kaçıranlar için aynen aktarıyorum. < Ekli "Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" in yürürlüğe konulmasına karar verilmiştir.>  

Gördüğünüz gibi hala Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlıymışçasına yönetmelik değişikliği yapıyorlar.  

Şimdi soruyorum sizlere; Diyelim ki bir bankanın (A) şubesinde çalışıyorsunuz ama eğitiminize, giyeceğiniz kıyafetin şekline, doktora ne zaman gideceğinize (B) şubesinin müdürü karar veriyor. Siz bu koşullarda işinizde verimli olabilir misiniz?   

İşte bu organizasyon karmaşası yüzünden iç ve dış güvenliğimiz tehlikeli boyutlara geldi. Sınır dış devletlere yani düşmana karşı korunur. Sınır güvenliği İçişleri Bakanlığı’nın işi değildir ama sınırı düşmana karşı koruması gereken kuvvetler bu bakanlığa bağlıdır. Böyle olunca da haliyle Bodrum'da karaya çıkan Yunan botunu İçişleri Bakanı medyadan öğrenir. Hoş, bu duruma şaşmamak lazım. Hatırlarsınız 15 Temmuz olayını eniştesinden öğrendiğini söyleyenler yönetiyor ülkemizi.

Bak güzel kardeşim bir kez daha uyararak söylüyorum; "Devlet" organizasyonu ciddiyet gerektirir, bilgi gerektirir.    

Organizasyonunuzu yapamazsanız, organize işlerin içinde kaybolursunuz...

23 Ekim 2024 - M. Şevket Atalay