Ahmet Kaya'nın oradan oraya savrulan siyasi görüşlerine katılmasam da şarkılarını severim. 1994 yılında yaptığı bestede ne güzel söylemiş, hala dinleniyor.

"Saza niye gelmedin? Söze niye gelmedin?
Gündüz belli işin var, gece niye gelmedin?"

İktidarın CHP İl Başkanlığı’na yönelik hukuksuz saldırıları gündemde ilk sıraya yerleşip, giderek kadükleşen "terörsüz Türkiye" Komisyonu’nu unutturmuş durumda.

CHP yönetimi bu saldırıya cephede karşılık vermeyi seçti. İl binasını kahramanca savunuyorlar. Mahkemece atanan Kayyum Bey ve aveneleri akşamdan polisi yığınca kapıya, onlar da partililerini il binasını savunmak için gece 11'de cepheye çağırdılar.

CHP'nin YSK kayıtlarına göre tüm Türkiye'de bir milyon dokuz yüz binden fazla üyesi var. İstanbul ili üye sayısına ulaşamadım ama İstanbul nüfusu Türkiye nüfusunun %18,33'ü olduğuna göre CHP'nin İstanbul'da 350.000 civarında üyesi olması lazım.

Televizyonlardan gördüğüm kadarıyla çağrıya uyan beş ile on bin kişi civarında bir kalabalık vardı. Üstelik sadece benim tanıdığım CHP ile hiçbir bağı olmayan onun üzerinde kişi sadece demokrasiyi savunmak için oradaydı. Yani, üye sayısına kıyasla ancak bir avuç CHP'li çağrıya uyup oraya gitmişti.

Gel de Ahmet Kaya'nın şarkısını söyleme güzel kardeşim. "Saza niye gelmedin? Söze niye gelmedin? Gündüz belli işin var, gece niye gelmedin?"

"Bu parti kuvva-i milliye'nin partisi" demek kolay. Önemli olan o heyecanı bugün de sürdürebilip partilileri yönetime katabilmeyi uygulamada gerçekleştirebilmek.

Kayyum beye gelince, partiyi baba ocağı görmekte haklı. İl başkanı olduğu dönemde babasının çiftliği gibi yönetti. Delegelerin hepsini tanıyor, kim kimin adamı biliyor. Biliyor ki üye sayıları sadece kâğıt üzerinde, çoğunluğun partiyle hiçbir ilgisi yok. İl seçimi yenilense bile hatırı sayılır sayıda delegenin İstanbul İl Başkanlığı için ona veya desteklediği kişiye oy atacağından emin. O yüzden bu savunma harekâtını hiç kaale almıyor.

Türkiye'de 180 siyasi parti var. Siyasi partilerin toplam üye sayısı 16 milyon civarında. Neredeyse, 18 yaşını doldurmuş her dört vatandaşımızdan biri siyasi parti üyesi. Demokrasi ile yöneltilen diğer ülkelerde bu oran nasıldır bilmiyorum.

Bütün siyasetçilerin ağzında bir laf var ya; "Türkiye'nin sorunları yapısal." Laf var da ben bu yaşıma kadar ortaya konmuş bir yapısal sorunlar listesiyle "cek-cak" içermeyen somut çözüm önerilerini hiç göremedim.

Ülkemizdeki sistemde devletin iki çeşmesi var. Büyük çeşmenin başına iktidar olan siyasi parti oturuyor, küçük çeşmenin başına belediye başkanları. İhale düzeniyle suyu istediklerine istedikleri kadar veriyorlar.

CHP'nin kurumsal kimliğine olan saldırıları, AKP'nin küçük çeşmenin başında CHP'lilerin oturmasından rahatsız olması olarak da görebiliriz. Bütün suyu tek başına bölüştürmek istiyor AKP. Bunun için CHP'de küçük çeşmenin başından kaldırılmışları bulup kayyum yapıyor. Kayyum bey de artık küçük çeşmeden dolduramadığı bardağını büyük çeşmeden doldurma derdinde. Bütün kavga bundan çıkıyor.

Siyasi partilerin, çeşmelerin suyunu bölüşmek üzerine olan örgütlenmelerini değiştirmedikçe Türkiye'nin yapısal sorunlarını çözülemez.

Aslına bakarsanız partileri yönetenlerin ülkenin yapısal sorunlarıyla bir sorunu yok, önce parti içinde sonra genel seçimde kazanıp çeşmenin başına oturmakla ilgili sorunları var. Onu halleden koltuğuna yapışıp kalıyor, kaldır kaldırabilirsen.

CHP başta olmak üzere siyaset kurumları siyasi parti üyelerinin nicelikli yerine nitelikli olmasına kafa yorsalar, Anayasa'nın orasıyla burasıyla uğraşmalarına gerek kalmayacak. 

Siyasi parti üyeleri nitelikli hale gelmedikçe, hep birlikte sadece oy verenler olarak "saza niye gelmedin?" diye sorar sonra da oturup müjganla ağlaşırız...  

10 Eylül 2025 - M. Şevket Atalay