“Devlet nedir?” sorusu insanların bir arada yaşamaya başladığından beri sorulan kadim bir soru olup, yanıtı binlerce yıldır gelişmektedir.
Günümüzde kabul gören tanımı; “belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan halkın yaşadıkları toprak parçası üzerinde egemenliğinin olduğu irade şekli” olarak yapılabilir.
Devlet içinde yaşayan insanların toprakları üzerindeki söz sahipliği belli kurallar geliştirilerek yönetim (iktidar) tarafından kullanılır. Bu kurallar bütünü yasa (kanun) olarak adlandırılır. Yasaların işlemesi için kanun koyucu, kanun uygulayıcı ve kanunların uygulanmasının denetlenmesi gereklidir. Bunlar yasama yürütme ve yargı olarak adlandırılıp “adalet” tanımı ile bir şemsiye altında toplanır.
Devletlerin nasıl yönetileceği de yasama yürütme ve yargı erklerinin ilişkisi üzerinden şekillendirilir. Krallık, monarşi, cumhuriyet başlıca yönetim şekilleridir.
Her devlet sınırlara sahip olup diğer devletlerle karadan veya denizden çevrilidir. Dolayısıyla etrafındaki devletlere karşı arada bir husumet olmasa bile halkının güvenliğini sağlamak için sınırlarını korumak zorunluluğu vardır. Devlet aynı zamanda sınırları içinde de halkının güvenliğini korumalıdır.
Tarihte binlerce kez devletler farklı yönetim modelleriyle kurulmuş yaşamış ve yıkılmıştır. Kurulmaları kuşkusuz ki başka devletlerin topraklarında olduğu gibi topraklarında başka devletlerin şekillenmesi ve başka devletlerin istilası ile son bulmuş çok fazla örnek vardır ki bu devletin bir güvenlik sistemi inşa etmesinin gerekliliğini göstermektedir.
Bunun yanında devlet yönetim şekli ne olursa olsun, sınırları içinde adaletin işlemediği devletlerin zayıflayıp yok olduğunu da görmekteyiz.
İçinde olduğumuz zaman diliminde yaşadığımız devlet, kurucu irade tarafından cumhuriyet olarak inşa edilmiş bir yönetim modeliyle yönetilmekteydi. Cumhuriyet yönetim şeklinin en belirgin özelliği yasama yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrı olarak birlikte işlemesidir.
Cumhuriyetin temel niteliği olan erklerin ayrılığı ilkesi, egemenliği kullanmak üzere seçilen güç tarafından 2018 yılında üzerinde düşünülmesi gereken bir halk oylamasıyla değiştirilmiş ve erklerin tümü tek bir yerde toplanmıştır. Zaman içinde gerçekleşen bu geçiş neticesi uygulanan yönetim şeklinin artık cumhuriyet olarak tanımlanması mümkün olmayıp adalet şemsiyesi dağılmıştır.
Adalet şemsiyesinin dağıldığı yerde devletin önce içerde sonra dışarıya karşı güvenlik açısından zayıflaması kaçınılmazdır.
Halkın çoğunluğunun söz hakkını irade olarak yansıtamaması, içerde sınır ve yönetim şeklinden memnun olmayan gurupların isteklerini yönetimdekilere dayatmasını arttırmaktadır.
Zayıflayan yönetimler iktidarlarını sürdürmek için bu dayatmalara hukuki kılıf uydurarak içinden geldikleri çoğunluğu ses çıkarttırmadan idare etmenin gayretindedirler. İdari zafiyetin yarattığı bu korku ifadesi dolu hukuki kılıfın halkın büyük çoğunluğunun ekonomik olarak zayıflayıp yaşayamaz hale geldiği günlerde laf cambazlığıyla yürürlüğe sokulmaya kalkışılması devletin yapı taşlarını yerine tekrar konulması zor bir şekilde sarsacaktır.
Günümüzde devlet olarak içinde bulunduğumuz ahval ve şerait işte budur…
05 Ağustos 2026 – M. Şevket Atalay
