İlkokuldayken "Yurttaşlık Bilgisi" dersimiz vardı. 12 Eylül darbesiyle kaldırdılar, yerine "Vatandaşlık Bilgisi" dersi koydular.
Farkı sadece dersin ismi değildi. Dersleri hazırlayan zihniyet değişmişti. Bizler "yurttaş" olarak haklarımızı öğrendik, 12 Eylül’den sonra ise "vatandaş" olarak sorumluluklarımız anlatıldı derslerde.
Bundan önceki son iki makalemde bana göre "bölücü terör" kimilerine göre de "Türk-Kürt meselesi" üzerine yaşananları, niyetleri ve bu niyetler gerçekleşirse işin sonunun ne olacağını, sorunun nasıl çözülemeyeceğini yazmıştım. Nasıl çözülebileceğini de biraz tarihten başlayarak anlatayım.
Anadolu coğrafyası binlerce yıldır insanların yaşadığı ve kavimlerin geçtiği topraklardır. Günümüzden 1.500 yıl geriye gittiğinizde bu topraklarda Türk'ler de yok, Kürtler 'de. Orta Asya'dan kalkmış gelmiş, bu toprakları yurt eylemişiz. Bu topraklarda bizden önce yaşamış, bugün dilleri bile yok olmuş nice kavimlerle karışmışız. Günümüzde Anadolu coğrafyasında olmayan Luviler, Hititler ve niceleriyle harman olmuşuz.
Bizler bu topraklarda karışarak çoğalmışız. Sadece bizden önce yaşayanlarla değil, birbirimizle de karışmışız. Konya'da Türkleşmiş Kürt aşiretleri olduğu gibi güney doğuda Kürtleşmiş Türk obaları var. İnsan cinsinin hayvandan farkı şudur. Hayvanlar kendi ırklarından olanlarla üredikçe niteliklerini geliştirirler, insanlar karıştıkça.
Vefatından sonra Atatürk'ün ne yapmak istediğini anlamamış ya da işlerine gelmediği için aşiret düzeniyle ortaklaşa iktidar olan küçük sermaye sahipleri <burjuvazi olarak nitelendirilemez> elele birikimlerini çoğaltmak için halkın cahilliğini bazen dini, bazen töreyi ve çoğunlukla ekmeği kullanarak yönetmişler ülkeyi, yurttaşları haklarıyla yaşatmak yerine sorumluluklarıyla devletten soğutmuşlar.
1960 ihtilaliyle en azından kanunlar önünde yeniden yurttaş olup haklarını kullanabileceğini gören halkın çağdaş birey olma isteklerinden ürken sınıflar (ağalar, sermayedarlar <artık burjuvazi diyebiliriz>, din tüccarları) emperyal devletlerin kışkırtmasıyla ordunun darbe yapmasına çanak tutmuşlar ve neticesinde emperyallerin "yeşil kuşak" projesine evet diyerek ele geçirdikleri iktidarlarında halkı yurttaşlıktan tekrar vatandaş konumuna indirmişlerdir. Günümüzde de iktidarlarını sürdürmek için vatandaşlar üzerinde devletin sahipliği varmışçasına Makyavelist politikalar uygulamaktadırlar.
Türk- Kürt ayrımı olduğunu iddia eden güzel kardeşim. Kürt olduğun için özellikle ezilmiyorsun. Aşiret döngüsünden, ananelerinden sıyrılamadığın için eziliyorsun. Yurttaş olamadığın için eziliyorsun. Birey olamadığın için, örgütlenemediğin için eziliyorsun. En az senin kadar Trakyalı da eziliyor, Kastamonulu da.
Senin ve ülke için sorunun çözümü özerk veya bağımsız Kürdistan değil. Tut ki bağımsız Kürdistan kuruldu. Zannediyor musun ki yönetimde söz hakkın olacak? Oranın meclisinde de şimdi TBMM'de senin yöreni temsil ettiğini söyleyerek oturan aşiret reisleri, batıda otel sahibi olmuş senin yörenin müteahhitleri veya onların işaret ettiği kişiler oturacak. Yani düzen değişmeyecek. Orada da yurttaş değil vatandaş olacaksın, yine hor görüleceksin.
Oysa sorunu doğru tanımlarsak, çıkış yolunu saptırıldığımız labirentlerde aramaz, kolaylıkla bulabiliriz.
Şimdi sen de, senin ezildiğini düşünen Samsunlu da Muğlalı da aklını başına almalı. Sorun senin kavminde değil, düzende güzel kardeşim. Bil ki sorunu sadece kişileri değiştirerek de çözemeyiz.
Bu yüzden mevcut düzeni değiştirmeliyiz. Beraberce bu topraklarda "yurttaş" olarak emeğimiz sömürülmeden, bireysel özgürlüklerimiz kısıtlanmadan yaşamanın yollarını oluşturmalıyız.
Ancak o zaman müreffeh bir ülkede iktidarda söz sahibi olarak yaşayabiliriz.
Ve kim ne derse desin, "Yurttaşlık Bilgisi" diye kitap yazan Mustafa Kemal Atatürk bu konuda haklıydı...
09 Nisan 2025- M. Şevket Atalay
