Gençliğin kanı her mevsim deli akar ama baharda bir başka.
Bahar günleri başlarken tribünlerdekilerden sonra üniversiteli gençliğin haline neler olmuş, geçmişten günümüze doğru bir bakalım.
1980 öncesinde gençlik günümüz gibi apolitize hale getirilmemişti. Bizler ve bizden önceki 68'liler olarak adlandırılan zamanın gençleri o yıllarda ülkenin içinde bulunduğu nispeten demokratik ortamda siyasetle ilgileniyor, siyasi hareketlerin içinde yer alıyorduk.
Tabi ki, gençlerin içinden siyasetle ilgilenenlerin büyük çoğunluğu üniversite gençliğiydi. Siyasetle ilgileniyorduk ilgilenmesine de, sağcısıyla solcusuyla üzerimizden oynanan oyunların ne biz farkındaydık ne de ülkeyi yönetenler.
Ülkeyi yönetenler, gençliğin kontrol edemedikleri siyasi eylem gücünü halktan koparmak için üniversitelerin şehirle ilişkisini kesmeyi marifet sayarak şehirden uzak yerleşkeler yapmaya başladılar. İstanbul Üniversitesi’nin Avcılar ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Maslak yerleşkeleri bu dahiyane(!) fikirle oluşturulmuştur.
1980 darbesiyle siyasetle ilgilenen gençlik öyle bir biçildi ki üniversiteleri özellikle şehrin dışına taşımaya gerek azaldı. Ve geçen sürede İstanbul öylesine plansız büyüdü ki bu yerleşkeler artık şehrin göbeğinde sayılabilirler.
2000'li yıllara gelindiğinde ise üniversiteleri şehirden uzağa yapma konusunda gençliğin sadece siyasetle değil yaşadıkları kentle de ilgisinin kesilmesi fikri sahiplenildi. Gençlik artık siyasetle ilgilenmiyordu ama çevreydi, kent sorunlarıydı gibi dünyada olan gelişmelere bağlı olarak ülkeyi yönetenlerin işine gelmeyen konularda aktif olabiliyor, üstelik iktidarın yöneltmek istediği dini yapılara iktidarın beklentisi doğrultusunda yönelmiyordu. Tek tip gençlik yaratmak isteyen AKP olan bir yandan üniversitelerin mevcut yurtlarını bu dini yapılara devredip yenilerini yapmazken yeni üniversiteleri büyük yerleşkeler halinde şehrin dışına yapıp hem yapımından parasal hem de işletilmesinden manevi yararlanma isteğine saplandı.
Mesela Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, şehrin on kilometre dışına tam anlamıyla dağın başına büyük paralar harcanarak yapıldı. Yapıldığı yıllarda iktidar "askeri vesayeti bitireceğiz" söylemlerini ağzından eksik etmiyordu. Bilenler bilir, Burdur'daki askeri yapılar eğitim amaçlı olup kentin içindedir. Gerçekte askeri vesayeti bitirmek isteyenin yapması gereken, şehrin kenarındaki askeri eğitim tesislerini üniversiteye devretmek, şehrin dışında da yeni askeri tesis yapmaktır.
Bunun gibi çok şehir ve çok örnek saymak mümkün. Günümüze geldiğimizde ise üniversiteler sadece şehirden değil, bilimden de uzak.
Ülkemizde üniversitelerin bağlı olduğu YÖK'ün Yüksek Öğrenim Kalite Kurulu (YÖKAK) diye üniversitelere "Kurumsal Akreditasyon" veren bir kurumu var. İşte bu YÖKAK, on üç (13) üniversitenin akreditasyon başvurusunu reddetti. Bunların içinde devletin açtığı Konya Teknik Üniversitesi, Şırnak Üniversitesi, Hakkâri Üniversitesi, Sinop Üniversitesi ve diğerleri de var. Özel üniversiteleri geçtim, devletin açtığı üniversiteler devlet kurumundan yeterlilik alamayacak durumda. Daha önce reddedilenler bunlara eklense sayı kaça çıkar, buralarda okuyan gençlerin diploması ne işe yaracak, bilmiyoruz.
Yaşadıkları şehirle yani yaşamla aidiyetleri koparılan gençlerimizin lise düzeyinde eğitimle verilen diplomalarla hayata atıldıklarında nasıl başarılı olacakları sorusuysa önümüzde tüm heybetiyle duruyor.
Siyasete bulaşmasınlar diye başlayan yolculuk yalnızlaştırılmış, aidiyetsizleştirilmiş, bilgisizleştirilmiş ve nihayetinde umutları olmayan üniversiteli bir gençlikle sonlanmış durumda.
Oyunu kuranlar günümüzdeki apolitize gençlikten belki memnundur ama unutulmamalıdır ki, kanı kaynayan gençliğin ne yapacağını nerede nasıl bir tepki vereceğini kestirmek o kadar kolay değildir.
Ben gençliğe her şeye rağmen güveniyorum...
08 Nisan 2026 - Mehmet Şevket Atalay
