Hezârfen Farsça Arapça karışımı bir tamlama olup “çok bilimli” olarak Türkçeleştirilebilir. Birden çok konuda bilimle uğraşmış, uğraştığı dallarda bilimsel eserler vermiş ve yaptıkları yazdıkları herkesçe kabul görmüş kişiler için kullanılır.
Ülkemizde Hezârfen denildiğinde Evliya Çelebi’nin uçurduğu Ahmet Çelebi ilk olarak akla gelse de dünya tarihinde bu niteliğe uygun çokça kişi sayılabilir. Bîrûnî, İbn Sînâ, Leonardo Da Vinci yapıtlarıyla bu tanımlamayı en çok hak edenlerdendir.
Bu kişiler kuşku yok ki çok özel insanlardı. Zihni büyük yeteneklerinin yanında yeteneklerinin gelişmesini sağlayan eğitim ve kültür ortamının varlığı da Hezârfen olmalarında önemliydi.
Leonardo Da Vinci Floransa’da Medicilerin sağladığı ve döneminde (15. Asrın sonları 16.asrın başları) bilimle sanatın değer bulduğu ortamda kendini ve eserlerini geliştirirken, Bîrûnî ve İbn Sînâ Orta Asya’da Harezm ve civarında yine çağına (10. Asrın sonları 11. Asrın başları) göre kıyaslandığında özgürlüğün olduğu bilim ve sanatın el üstünde tutulduğu çevrede yetişmişlerdi.
Bîrûnî ve İbn Sînâ o coğrafyada sadece bilim üretmiyor yaşadıkları zamana göre on asırdan daha önce Ege sahillerinde filizlenen fikir tartışmalarının olduğu toplantılarda tartışacak seviyede başka kişiler bulabiliyor ve düşüncelerini geliştiriyorlardı. Ne dağda açmış bir yaban çiçeği gibi tek başlarınaydılar ne de sadece kendilerine inanan müritlere vaaz veren kişilerdendiler. Üstelik birbirlerinden kilometrelerce uzakta olmalarına rağmen mektuplaşarak tartışabiliyorlardı. Bu tartışmalar dogmaları değil bilimi ve felsefeyi besliyor, geliştiriyordu.
Tarihten günümüze ve ülkemize gelirsek (ki, tarih biliminin şekillenmesinde Bîrûnî’nin El-Âsâr isimli eserinin rolü büyüktür) Tanzimatla gelişen yenileşme çabaları eğitimli insanların yetişmesine neden olmuş bu kişiler sayıca kısıtlı olsalar da en azından devlet yönetimi konusunda fikir üretmeyi başarmışlardır.
Ve içlerinden Atatürk gibi çağının ilerisinde bir yönetim dehası çıkarak Türkiye diye model olacak bir devlet düzenini kurmuştur. Daha önce başkalarınca kullanıldı mı bilmiyorum ama Atatürk için yaptıklarına bakarak Hezârfen tanımının rahatlıkla kullanılabileceğini düşünüyorum.
Atatürk kuşku yok ki çok okuyan biriydi. Yeni kurulan bir devletin ilerlemesi için bilimin ve sanatın gelişmesi gerektiğini biliyordu. Bunun için eğitim alanında çığır açıcı devrimler gerçekleştiriyor temel eğitimi ülkenin her yanına olanaklar ölçüsünde yayıyordu.
Almanya’nın dışladığı üniversite öğretim üyelerine çalışma olanakları sunarak savaştan yeni çıkmış bir ulusun gençlerine bir asırda ancak erişilecek bilgi birikimine ulaşma imkânı sağlamıştı.
Üniversitelerde kurulan bilim ortamı meyvelerini kısa sürede verecek ülke sadece yarım asırda her anlamda çağ atlayacaktı.
Ve kaçınılmaz olarak böyle bir fikri özgürlük ortamında tutucularda gelişme imkânı bulacaktı.
Türkiye’de yaratılan özgürlük ortamı ve gelişim savaştığımız ülkelerin birbirleriyle yaptıkları 2.Dünya Savaşı ortamında sekteye uğrasa da en azından üniversitelerde devam ediyordu. Ta ki 1980’lere kadar. 12 Eylül darbesiyle birlikte üniversiteler bilim üreten kurum olmaktan çıkarılarak sadece bilimi anlatan mekanlar haline dönüştürülecekti.
Günümüzde ülkemizdeki üniversiteler bilimi üreten değil anlatan hatta pazarlayan hale getirilmiş durumda. Fikri tartışma ortamı sadece bilimde değil siyasette de sıfırlanmış durumda. Tartışmanın olmadığı “sadece benim dediğim doğrudur” denilen dogmatik bir ortamda gelişimin ilerlemenin olması mümkün değildir.
Gelişme için Hezârfenlerin yetişeceği ortama gereksinimiz var. Bilimsel özgürlüğe, çoklu fikirlerin tartışabileceği fikirsel özgürlüğe gereksinimiz var. Bunun yolunu da Atatürk 1919 yılında açmıştı.
Atatürk’ün gösterdiği yolda, kurduğu devlette bunu yeniden tesis edeceğiz. Bilimsel ve fikirsel özgürlük ortamını Atatürk’ün yetiştirdiği nesiller olarak yaratacağız…
13 Mayıs 2026 – Mehmet Şevket Atalay
