Son olarak açıklamalar yapan Yunan basını ülkemizi hedef göstererek horozlanıyor. Savunma bakanlarının, kime güveniyorsa artık, yaptığı açıklamalar ve Ege adalarının hepsine uzun menzilli füzeler yerleştirip ağır silahlarla donatacağını duyurması, yaptıkları hainlikleri bir kez daha ortaya koydu.
Son zamanlarda iyice azıtan Yunanistan, arkasındaki yularını tutan ülkelere güvenip hırlıyor. Ama Ukrayna’yı unutmasın; yuları elinde tutan ülkeler ona da gaz verdiler, kışkırttılar. Ülkesi şimdi ne halde, görüyoruz. Bunu görüp edebini takınmalı. Zira ona da aynısını yapar, darmadağın ederler. O zaman havlamanın ne olduğunu, birilerine maşa olmanın sonucunu anlar ama geç olur; tıpkı Ukrayna gibi…
AB ülkelerinin öcü gibi korktuğu sığınmacıları salıvermek gerekir; üstlerine hepsiyle uğraşsınlar, kendi karmaşalarında boğulsunlar, günlerini görsünler. AB ülkeleri sığınmacılardan öcü gibi korkup ne vahşilik varsa yapıyor. Yunanistan’ın denizden botlarla gelenleri nasıl vahşice bizim karasularımıza ittiğini, botları patlattığını ve mültecilerin ölümlerine sebep olduğunu defalarca gördük, duyduk. Açıkçası “gelirseniz ölürsünüz” dercesine gözdağı veriyor. Bir de duyulmayanları var; varın siz hesap edin. Resmen canilik yapıyorlar. Şimdi de Meriç Nehri boyunca ve ülkemizle olan sınırlarına teller ve duvarlar yapıp onları bizim ülkemizden çıkmasınlar diye her şeyi deniyorlar. Diğer AB ülkeleri ise işledikleri bu vahşeti görmezden geliyor; çünkü işlerine öyle geliyor. “İnsan hakları” diye maval okuduklarına bakmayın; resmen hep birlikte insanlık suçu işliyorlar. Bizdeki bütün mültecileri salıvermek yeter; üstlerine başka bir şey yapmaya gerek yok. Onlar uğraşsın, görsünler ülkemizle uğraşmanın ve Yunan’ı kışkırtmanın ne demek olduğunu.
Biz ise ne yapıyoruz? Onların ittiklerini de kaçak girenlerini de topladıkça topluyoruz. Adeta elektrik süpürgesi gibiyiz ama ülke olarak toz torbası doldu. Ekonomi, onlara yardım ede ede zayıfladı, çöktü. Kendi insanlarımız mağduriyetler yaşamaya başladı. İçerdekiler ise rahat durmayıp hırsızlık, gasp, tecavüz gibi suçları işleyerek gün geçtikçe daha da azıtıyorlar. Gettolaşmalar dahi başlayıp insanımıza sıkıntılar yaşatıyorlar. Bunun ülkemizin yararına bir önlem alınması şart oldu. Kendi suçlularımız yetmezmiş gibi bir de bunlarla uğraşıyoruz.
Ülkemizdeki sığınmacıların bazılarına vatandaşlık verilmesini duyduk. Ancak verilmemesini isteyenler çok fazla. Hatta seçimlerde oy kullanmalarının yasaklanması toplumca isteniyor. Vatandaşlık almaları, mülk edinmeleri istenmiyor. Hepsinin bir an önce ülkelerine gönderilmesi talep ediliyor.
Ekonomik gidişatı giderek kötüleşen AB ve diğer dünya ülkeleri ise farklı yöntemlerle parasal getirilerini artırıyor. Nasıl mı? 1,1 milyon Euro ödeyen Avrupa vatandaşı oluyor. Ama mültecilere değil; seçip işlerine geleni alıyorlar. O da bin bir türlü şartla, kısıtlı düzeyde. ABD ise “altın kart” gibi modellerle para akışı sağlıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) raporlarına göre dünyada ücret karşılığı vatandaşlık satan 6 ülke var. Bunların dördü Karayipler’de, ikisi Avrupa’da bulunuyor. İstenen belirli parayı getirenlere gereken izinler veriliyor. Yabancı yatırımcıları çekmek isteyen ülkeler vatandaşlık veya oturum izni ile yatırımcıları cezbediyor, milli gelirlerine de önemli katkı sağlıyor. Bu durum dünyada büyük bir pazar oluşturmuş durumda. Henley & Partners adlı şirketin açıklamasına göre 2014 yılında dünya genelinde yatırımcılar başka ülkelerde yaşamak için 2 milyar dolar harcadı.
AB ise bazı büyük şirketlere cezalar yağdırıyor. Tek kelimeyle Amerika-Avrupa ticaret meydan savaşı gibi uygulamalar devam ediyor. Bunların hepsi kötüye giden ekonomilerini canlandırmak amaçlı.
Bizim ülkemizde ise “Merhametten maraz doğar” dedirtecek bir sürü sıkıntı ile uğraşılıyor. AB, geri kabul anlaşması ile apar topar girişlerin önünü tıkayıp adeta üç maymunu oynarken, Ege Denizi’nde ölümlerle sonuçlanan engellemelere rağmen her ülkeden sığınmacılar hâlâ gitmeye uğraşıyor. Ancak Ege ve Akdeniz’deki insanlık dramları ve göç hikâyeleri, umut yolculuğu devam ediyor diyebiliriz.
Bizim insanımız yokluk ve fakirlik içinde yaşam mücadelesi verirken genel bütçeden ve sosyal iyileştirmelerden faydalanamaz hale geldi. Sonradan gelenler nedeniyle en dibe vurmuş vaziyette can çekişiyor. Toplumsal olarak çok fazla sıkıntı yaşanıyor.
Oysa devlet önce kendi vatandaşlarının huzurunu, can güvenliğini, refahını ve yaşam kalitesini iyileştirmek için vardır. Kendi milletinin bekası ve huzuru, genel güvenliği için gerekeni yapar, yapmalıdır.
Yabancı uyruklu birçok suç olayını haberlerde çok fazla görüyoruz. Artık bunlar bitmeli, kendi ülkelerine gitmelidirler.