Son günlerde peş peşe yaşanan acı olaylar ve ölüm vakaları gösterdi ki bazı konularda ve toplum sağlığı ile alakalı konularda daha sıkı denetimlerin yapılması şart, ülkemizde yapılan gıda denetimlerini ve hileli üretim yapan işletmelerin listeleri devamlı yapılarak halkı bilgilendiriyorlar ancak yine de birçok üzücü olay yaşanmasının önüne geçilemiyor. Zira gıda zehirlenmelerinden ölenlerin olması düşündürücüdür, yediklerinden ölen aileler, toplu düğün, mevlit yemeklerinden meydana gelen zehirlenme vakaları gösteriyor ki artık kime güvenilebilecek, şaşırmış insanlarımız.
Her türlü yiyecek maddelerindeki yapılan hileler, etlerdeki tırnaklı hayvan, domuz gibi daha sayılamayacak kadar çok hileli işler dürüst işletmeleri de töhmet altında bırakıyor. İnsanlar dışarıdan yemek yemeyi istemez hale getirildi zaten pahalılıkla birlikte bu tarz hilelerle oluşan güvensizlik artmış durumlardayken insanlar kime güveneceğini şaşırdı artık.
İPSOS araştırmalar merkezi güven ile ilgili bir araştırma yapmış ve toplum yapısındaki güvenme açısından 30 ülke içerisinde en diplerdeki 3 ülke arasındaymışız çok şaşırtıcı değil mi? Aslında geleneklerine bağlı aile değerlerine önem veren bir toplumuz ama maalesef bu netice çok şaşırtıcı meğerse ülkemiz ne hale gelmiş çok üzücü bir durum bu…
Güven sorunu yaşayan Ülkemiz ve Malezya ve Brezilya olarak belirlenen üç ülkedeki yaşayan insanlardaki birbirine güven en diplerdeymiş, ülkemizde yapılan ankete katılanlar ise %14 oranında insanlara güveniyorum demiş artık toplum yapımızda güvensizlik ne boyutlarda siz anlayın güvenecek dalımız kalmadı misali bir durum bu.
Her konuda istismarların çoğalışı, dolandırıcılığın bin bir türlü çeşitleri, insan geçinen mahlukların hırsları, egoları, her türlü yaptığı dalavereler saymakla bitmeyecek türlü çeşitli daha bir sürü şeyler olursa kim neye nasıl güvensin ki?...
İçerdeki ve dışarıdaki bildik gerginlikler, sık yaşanan kavgalar, yaşam stresi, geçim sıkıntılarının yarattığı sıkıntılar ve daha birçok nedenlerden ruhsal yapılardaki dengesizlikler zaten çok fazlalaştı, kısacası insanların ruhu yoruldu denilebilir, bilim adamlarımızın açıklamaları da bunu destekliyor zira son beş yılda ruhsal bozukluklar nedeni ile hastanelere gidişler çok çok daha fazlalaşmış, ruhsal dengesi bozulanların ise yaşları her türden ve kesimden oluşuyor deniyor.
Kısaca toplum yapımızda giderek bozulma ruhsal çöküntüler dahil çok fazla rahatsızlıklar var
Yaşam için gerekli ne varsa hepsi çok pahalı ateş gibi yakan her gün değişen fiyatlar insanları bunaltıyor, dünya üzerindeki yapılan anketlerde ise ülkeler arasında en sinirli insanların yaşadığı 2.ülkeymişiz anlayın artık toplumumuz nasıl bir hale gelmiş durumda.
En ufak şeylerden bile parlayıp şiddetlenme olayları giderek daha da artıyor sanki.
Son zamanların en fazla konuşulan konularının başında devamlı artan fiyatlar geliyor, insan yaşamının içinde gerekli olan ne varsa hepsinin fiyatları uçmuş vaziyette seyrediyor ama toplumun en fazla sıkıntı çektiği konuların başında yiyecek ve tüketim mallarının devamlı artarak yükselişi, yüksek faturalar, artan kiralar ve daha bir çok hayati sıkıntılar toplumun çok büyük çoğunluğu bu yaşamsal sıkıntılarla boğuşuyor bu da bazen insanları isyan ettiriyor, aileler arasındaki kavgaları, toplumdaki şiddetleri tetikleyen konulardan birisi de bu hayatın zorluğu olsa gerek diğer etkenler ise üste eklenip daha çok yıpratıp kişileri delirtebiliyor
Son açıklanan rakamlarda açlık sınırı 6 bin391, yoksulluk sınırı ise 20 bin 818 lira olmuş.
Bizim ülkemizdeki toplum yapımıza bakacak olursak, yokluklarla fakirlikle mücadele edenler toplumun büyük çoğunluğunu teşkil ediyor sayısı 80 milyonu aşarken geçim sıkıntısı olmayan zengin kesim denilen azınlık bir ayrıcalıklı kısım ise ülkenin yaşadığı sıkıntıları umursamayan ve sistemden beslenen asalak fırsatçılar ise bu durumdan memnunlar eskiden orta direk tabir edilen kesimin de fakirleşip yoksullaşması ile toplumdaki geçim kriterleri arasındaki uçurum çok fazla derinleşmiştir, açlık, fakirlik yoksulluk oranları nüfusça çok fazla sayılardadır milletin çilesi kuyruklarda ucuz ürün alabilmekle ya da istediği her şeyi alamamakla sınırlı değilken uçurum her gün daha fazla derinleşmekte toplumsal yapıyı da ruhsal dengeleri de alt üst edecek ruhsal travmalara neden olabiliyor.
Açıkçası insanlar sadece bakıyor ama alamıyor insan yaşamı için gerekli ne varsa hepsi ateş pahası çöplerden yiyecek artıkları ve çürümüş atılmış sebzeleri toplayanlar çok fazla sayılarda fakir fukara bakıyor ama alamıyor, doğru sağlıklı beslenemiyor ailesine istediğini veremediği için kahroluyor hem bedenen hem ruhen yıpranıyor.
Toplumsal çürümelerde ve işlenen her türdeki suçlardaki patlamalarda, sokaklardaki her türden şiddet olaylarına baktıkça ürküten tablolar insanlardaki ruhsal dengeleri bozuyor.