Nisan ayının ilk haftası Türk Emniyet Teşkilatı’nın kuruluş yıldönümü olarak bütün yurtta kutlanıyor.

Gecesi gündüzü yok gibidir, görev ne emrederse hiç vakit geçirmeden intikal ederler, her zaman zorlu olayların üstesinden gelmektir onların mesleği, herkes bayramda seyranda, tatil günlerinde ailesiyle, çoluğu, çocuğu ile tatil yaparken onlar hep görevleri başındadırlar ve hep özveriyle, şefkatle davranırlar insanlara. Hırsızın uğursuzun, yalancının, yanlışın onları sevip sevmemesi hiç önemli değildir, ancak dürüst, karakteri düzgün insanların hepsi de Polisini sever benimser, candan ve dostça davranır, sahiplenir. Zira onlar da aramızdan biridirler, ailemiz, eşimiz, dostumuz, evlâdımızdırlar...

Yıllar evvel Radyoda yaptığım bir canlı yayınımda okuduğum ve çok beğenilen şu sözlerimi tekrarlayayım.

"Zordur bir Polisi sevmek, onu mesleği ile paylaşmayı göze almak...

Gecenin bir vakti birlikte kahvenizi yudumlarken aniden çalıverir telefonu. Hoşça kal bile demeye fırsat kalmadan koşarak görevine gider, sonrasında ise anlayış ve sabır devreye girer, ailesi onları görevlerinden dönünceye kadar sabırla beklerler.

O giderken göreve, sen kalırsın yapayalnız, belki saatler belki de günlerce sürer görevindeki bu temposu, Pazar, Bayram, tatil günü dinlemez, görev emri gelmişse koşarak gider görevine, o hayattan her şeyi bekler ama hayat O'nu hiçbir zaman dinlemez, beklemez...

Hasılı hep özverili olmak ve sabır ister anlayış ister onu beklemek, her şeyden evvel, mangal gibi kocaman yürek ister bir Polisi sevmek..."

Görüldüğü gibi hiç kolay bir meslek değildir ancak onlar sayesinde güven duygusu insanlarda hep vardır.

Kısacası bu yılda her yıl olduğu gibi Türk Polis Teşkilatımızın Kuruluş Yıldönümü dolayısı ile yurdumuzun her yerinde çeşitli kutlamalar yapılacak, güzel sözler edilecek ama daha sonra yine, “bir anlamda" unutulacaklar, ya da yapılan haksızlıklara ve vefasızlıklara ve yaşadıkları mesleki ve güncel sorunlarına kaldıkları yerden devam edecekler...

Bu kadar özveri ile görev yapan teşkilât mensuplarımıza diğer kamu görevlilerine tanınan hakların tam olarak tanınamamış olması da ayrı bir üzücü durumdur ki, o da ayrı bir yazı konusu olacak kadar da uzundur diyebilirim...

Toplumun huzuru ve güveni için çalışan, gücünü milletten ve kanunlardan alarak, vatandaşlara yasalarla verilen hak ve hürriyetleri ve kamu düzenini korumakla görevli olan Türk Polis Teşkilâtımızın içinde görevdeki mensuplarımız, mesai mefhumu gözetmeden, her türlü zorluğa da göğüs gererek görevlerini yapmaktadırlar.

Toplumsal barıştaki huzurun ve güvenliğin sağlanmasında en ön saflarda özveri ile yaptıkları vazifeleri nedeniyle de "güvenliğin teminatları" denebilecek olan Polis teşkilâtındaki mensuplarımızın, halkın güvenini yüksek tutmak için profesyonel bir yaklaşımla ve hassasiyetle görevlerini yaparak bir anlamda toplumsal huzuru da temsil etmektedirler.

Bu uğurda, görevlerinin başında şehit olan nice teşkilât mensuplarımız vardır, O'nların hepsine Allah’tan (cc) rahmetler dilerken, kahramanca Gazi olarak aramızda olan polis teşkilâtı mensuplarımıza da minnet ve sonsuz teşekkürler edilmelidir.

Bu kadar özveri ile görevlerini yaparken, çeşitli haksızlıklara uğradıklarını, çok sıkıntılı zamanlar geçirdiklerini biliyoruz, sadece görevlerini hakkıyla ve adil bir şekilde yaptıkları için yaşadıkları sıkıntıları, sürgünleri, ve bazen ailelerinden uzak, hem maddi hem manevi sıkıntılı süreçlerini anlatmaya kalksak anlatmaya sayfalar yetmez, adeta karanlık bir dehliz içerisinde aydınlığı ararcasına onuruyla dimdik ayakta kalma ve mesleğini hakkıyla yapabilme savaşı verenleri de biliyoruz ve çok iyi anlıyoruz...

Onlar bazen siyaset denilen pis çukurun içerisinde, görevlerinin gereği en fazla sıkıntı çeken kamu görevlileridir denebilir. Zira alt ve üstten yapılan baskılara ve her türlü çirkinliklere de göğüs germek durumunda kalarak, çeşitli sıkıntıları da beraberinde yaşayarak görevlerini hakkıyla yapma mücadelesini veriyorlar...

Siyaset sarmalının her türlü çilesini çekiyorlar da diyebileceğimiz teşkilât mensuplarımızın, bazen vatandaşlarımız tarafından çok haksızca eleştirilerine de maruz kalabildiklerini biliyoruz, ancak bu konularda tek taraflı düşünülmeden, onların ne tür zorluklar ve baskılar altında görevlerini yaptıklarını, hatta, "verilen keyfî emirleri!" yapmak mecburiyetinde kaldıklarını da gayet iyi anlamalıyız, ona göre de değerlendirmeliyiz...

Zira, sıkışan, bastırılan, anlayışsızlıklara ve keyfiliklere maruz kalan, arada kalarak bazen de çok ezilen, yine de hiçbir yere yaranamayan, kısaca her kademede çeşitli sıkıntıları yaşayanlardır onlar...

Oysa hepsi de bu milletin bağrından çıkmış vatan evlâtlarıdır, onları iyi anlamalı, toplum onları bağrına basmalı ve onların ruhunda, siyasetin açtığı yaraları kapatırcasına onlara sahip çıkmalıdır...

Toplumumuz içindeki her meslek dalında insan olarak yüz akı ve görevlerini layığı ile yapanlar varken, mutlaka sevimsiz ve olumsuz karakterlerde olanları da vardır, bunu bazı yönlere çekmemek ve asla mesleklere endekslememek gerekir. İyi bilmeliyiz ki kişilerin olumlu ya da olumsuz olması mesleklerle ilgili değil, insanların kendi karakter yapısı ile ilgili bir şeydir.

Günümüzde yasaların giderek eli kolu bağlar bir hal aldığı, toplumsal yaşamda da çözümler üretmenin bazen çok zor olduğu günlerden geçiliyor olsa da hiç kimse şunu unutmasın; O'nlar siyasetin değil bu devletin ve bu milletin polisidir!...

Bu millet de onlara her daim sahip çıkmalıdır ki bu da bazı aymazlara ders olsun!...

Atatürk; "Polislerimiz bir asker kadar disiplinli, bir hukukçu kadar bilgili, bir anne-baba kadar şefkatli olmalıdır " demiştir.

Kuruluşu köklü bir geçmişe sahip olan Türk Polis Teşkilâtımız, toplumumuzdan gereken saygıyı hak ediyor bence...

Görevlerini canla başla ve özveriyle yapan bütün teşkilat mensuplarının “Kuruluş yıldönümü” kutlu olsun.