29 Mayıs tarihi, İstanbul’un fethedilişinin yıl dönümüdür. Bu yıl, 573. yılı kutlanacak olan; görkemli, bütün dünyanın sahip olmak istediği ve gözünün üzerinde olduğu bu güzel kentimizin tarihi geçmişindeki yaşananlar kitaplara sığmaz. Mesela Rus Çarı Deli Petro’nun “O zamanki adıyla Konstantinopol’e, yani İstanbul’a sahip olan bütün dünyaya sahip olmuş sayılır” dediği bu görkemli şehrimizin fethedilişinin 573. yıl dönümüdür.
Birçok insanın hayallerini süsleyen, ülkemizin en kalabalık ve en büyük, göz alıcı şehri; yani eski adıyla Şehr-i İstanbul...
Bu güzel şehrimiz, 29 Mayıs 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han komutasında 54 günlük bir kuşatma sonucunda gerçekleşen fetihle, 1500 yıllık Roma İmparatorluğu yıkılmış ve Orta Çağ biterek Yeni Çağ başlamıştır.
Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilip “Şah-î Gülle’siyle İslâmbol (İstanbul) oldu.” Önceleri adına Konstantinapolis – Küffar-ı diyar (kâfirler diyarı) denilen bu şehir, bugün İstanbul’dur.
Kitaplarda anlatıldığı üzere, bu güzel şehri İsa’dan önce 658 yılında Megara Kralı Byzas kurmuştur. Rivayete göre Byzas ve etrafındakiler yeni bir kent kurmak istemiş, kurulacak şehrin yeri için de kâhinlere danışmışlardır. Kâhin onlara, “Bu kenti körlerin ülkesinin karşısına kurun” demiştir. Megaralılar, yurtları olan Korent’ten yola çıkıp uzun bir yolculuktan sonra bugünkü Sarayburnu’nun olduğu yere gelmişler. Çevreyi gözetlerken, o zamanlarda Finikelilerin sömürgesi olan bugünkü Kadıköy’ü görmüşler. Ülkelerini bırakıp buraya yerleşmelerine şaşarak, “İşte kâhinin haber verdiği körler ülkesi orası olsa gerek” demişler. Kadıköy’e “Körler Ülkesi” adını takmışlar, kendileri de onun karşı yakasına, Haliç ile Lygos Burnu arasına kendi şehirlerini kurmuşlar ve şehre önderlerinin adı olan Byzantion-Bizans ismini vermişlerdir.
Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un egemenliği döneminde şehir, manevi babasının adıyla Antonion adıyla da anılmıştır. Kral Konstantin, Roma İmparatorluğu’nun merkezini Roma’dan buraya taşıyınca şehre Konstantinopolis (Konstantin’in şehri) adı verilmiştir. Konstantin, 7 rakamını uğurlu saydığı için şehri yedi tepe üzerine kurmuş, surlarda yedi ayrı kapı açtırmış, Roma’dan yedi seçkin kişiyi getirterek “yedi kandil” denilen divanında yedi bölüklük bir ordu kurdurmuştur.
Şehre Araplar “Konstantaniye”, Bizanslılar “Konstantinopolis” diyormuş; bazen de kısaltılmış şekliyle “Stin-Polis” denirmiş.
Türklerin şehri ele geçirmesinden sonra halk bu şehre “İslâmbol”, yani İstanbul demiştir. 17. ve 18. yüzyıllarda İslâmbol şeklinde anılan bu güzel şehrimizin adı, halkın kullandığı şekilde İstanbul olarak resmen kabul edilerek günümüze kadar gelmiştir.
İstanbul’un fethinin Türk ve İslâm tarihi bakımından çok ayrı bir önemi vardır. Zira İstanbul’un fethini gerçekleştirebilmek kutsal bir ideali taşıyordu. Bu doğrultudaki bütün yapılanların neticesinde şehir, Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın “Gemilerini karadan yürütmesi” ve şehrin kuşatmasındaki askeri dehası, tarihte açılmış ikinci bir çığır olarak hafızalardadır.
Şiirlere, şarkılara ve hatıralara can veren; hayallerin ve rüyaların şehri olan İstanbul, günümüzde bile hâlâ güzel, alımlı ve gizemli bir şekilde varlığını sürdürmesine rağmen, hâlâ yabancı güçlerce ele geçirilme tehlikesindedir. Maalesef büyük bir rant işgali altındadır da denilebilir.
Yedi düvelin bu güzide şehrimizde hâlâ gözlerinin olması ve uğrunda bu kadar kargaşaların, kıyametlerin koparılması; günümüzde bile bu şehre sahip olabilme ihtiraslarının çok fazla olduğunu gösteriyor. Bu gizli haset ve sahip olma amaçları tarihten günümüze kadar hâlen devam ediyor.
Kısaca özetlemeye çalıştığım ama kitaplara sığmayacak, anlatılamayacak kadar büyük bir değere sahip bu güzel şehrimizin fethedilişinin 573. yıl dönümü kutlu olsun.
İstanbul gibi bir değerimiz var ama onun kıymetini hak ettiği gibi bilip, ona gereken saygıyı ve değeri gösterebiliyor muyuz acaba? Bu da ayrı bir konudur...
Ona hayranlıkla bakan gözler eminim ki her şeyi fark edebiliyor. Ama galiba İstanbul son zamanlarda mahzun ve kırgıncasına kaderine boyun eğiyor; yine de ışıltılarıyla gözleri kamaştırıyor, vakur ve alımlı duruyor.