Ülkemizin içinde bulunduğu duruma şöyle bir göz atınca hoyrat rüzgarların önünde savrulan bir tablo mu var dedirtiyor.

Ülkemizde peş peşe yaşanan acı olayların ardından siyasi cenah hemen söz düelloları ve kavgalara başlayıp gürlüyor, insanların acıları ve yaşanan olayların bile önüne geçen kavgaları artık milleti bıktırtacak raddelere gelmesi toplumda nefretle karşılanıyor.

Dışarının sıcak gündemi ve har'lı havasına içerden bakmak, çok sıcak bir odada buharlaşan ve görüşü azalan bir pencereden bakmak gibi, zira net bir şeyler bazen hiç görülemiyor.

Ülkede konuşulması gerekenlerin yerine kavgalar ve her türden insanları geren konuşmalarla asıl sorunlara değinilmiyor bile, geçim fakirlik, yetersiz maaşlar yüksek zamlar konuşulmuyor bile kavga kavga.

Ekonomideki gidişat ise tam yangın yeri gibi, dolar serseri mayın gibi ne zaman nerede patlayacağı meçhul ve piyasaları allak bullak etmeye devam ederken devamlı artan fiyatlarla ve pahalılıkla mücadele vermekte olan dar gelirli kesimler büyük sıkıntılar yaşıyorlar, acı çığlıklarını ise duyan olmuyor dengeleri tutturmaya çalışmak giderek daha zorlaşıyor, ekonominin bu çıkmazdan kurtulması şart, enflasyon düştü düşmeye başladı masallarına kimse inanmıyor zira halk bir elindeki imkanlara bir de fiyatlara bakınca afallıyor, bakıyor ama alamıyor…

Edebiyatçılar iyi bilirler, polisiye romanlarındaki CuiBono varsayımında "kime yaradı" tezi hep vardır, yaşanan bütün olaylarda bu soruyu soracak olursak, her olayın ardındaki" kime yaradının cevabı bizlere gereken açıklamayı net bir şekilde verecektir denilebilir.

Bir taşla birden fazla kuş vurmaların önünü alabilmek için yaşanan her olaya da biraz daha net bakmakta yarar vardır, fırsatçılara dur demek şart.

Ülkemizdeki siyaset penceresi kavgalarla doludur, milletin çektiği acıları nedense hiç göremezler.

Akıllara durgunluk verecek bir sürü olaylar zinciri yaşanıyor, insanlar can güvenliklerinden endişe duyuyor, âdeta sokaklar tehlike saçar bir duruma gelmiş, sapık cinayetleri, hırsızlık olaylarının inanılmaz yöntemleri, iş kazalarındaki ve yangın haberlerindeki dudak uçuklatan olaylar, dolandırıcı çetelerinin inanılmaz yöntemleri ile mağdur ettiği insanlar, ülkede ne ararsan var ama huzur yok, kısacası ülkemizde “hayat çok pahalı ama can değeri çok ucuz” oysa yaşam hakkı ve insana verilen değer önemsenmelidir.

Hukukun üstünlüğü çerçevesinde çözülebilecek bir sürü olay var fakat bu kadar suçlu nasıl elini kolunu sallayıp suçlarına devam ediyor diyenlerimiz şaşıp kalıyor. Devasa boyutlarda yapılmış Adalet Saraylarımız var ama nedense adaleti bu kadar devasa boyutta neden dağıtamıyoruz soruları halen cevap bulamamış gibi. Toplumun devasa boyutlardaki yapılan adalet saraylarından çok oralardaki dağıtılan hassas ve adil yasalara ve kararlara ihtiyacı vardır.

Adalet ve hukuk sisteminin mutlaka sağlıklı işleyen bir şekilde olması gerektiğinin şart olduğu

"suç işleyenin yanına kâr" olmayıp, gereken caydırıcı cezaların verilmesi şarttır, toplum düzeni bunu gerektiriyor.

Ülkemizin dört biryanı zaten hain bir çembere alınmışken, içerdeki yaşanan acılar ve diğer olaylarla huzurun olmadığı şu günlerde toplum olarak şuurlu, millî ruh ve üniter yapımızın, cumhuriyetin ve cumhuriyetimizin getirdiği kazanımların bekası için, siyasetçisinden sokaktaki vatandaşına kadar bütün herkesin aklını başına alması şarttır.

Oldukça riskli bir coğrafya üzerinde oluşumuz ülkemizin daha akılcı yaklaşımlarla, diplomasiyle, büyük bir dikkatle hareket etmesini de zorunlu kılıyor, âdeta günümüzde haçlı seferleri yeniden hortladı diyebileceğimiz bir durum olan bölge coğrafyasında neler olduğu zaten hepimizce biliniyor, yaşanan savaşlarla bölge coğrafyasında resmen katliamlar yaşanıyor, kimin eli kimin cebinde bir durum var oralarda gözle görülen tek şey Müslümanların katledilmesi, dökülen kan ve harap olan şehirler...

Oralarda toz attıran güçlü ülkelerin uzantıları da güç kimdeyse o yöne tarafını değiştiriverirken, ülkemiz bir anlamda kendinden başka kimseye ve ülkeye de güvenmemelidir diyebiliriz.

El birliği etmiş İçerdeki ve dışarıdaki hainlerde onlara maşa oluyorlar, kısacası sınırlarımızın dibindeki küresel güçlerin tepişmelerinden en fazla etkilenecek olan yine bizim ülkemizdir.

Hainlerin önünde en büyük engel saydıkları milli unsurlarımız, silahlı kuvvetlerimiz, vatan ve bayrak sevgisi, güvenlik güçlerimiz ve diğer milli diyebileceğimiz bütün unsurlar ve vatanımıza olan bağlılığımız ile nasıl uğraştıklarını, yok etmek için neler yaptıklarını anlatmama gerek yok zaten bunların neler olduğunu herkes biliyor.

Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkmak, ülkemizin içindeki ve dışındaki hainlere karşı tek yürek ve birlik olmanın zamanıdır, bizim gidebileceğimiz başka ülke yok, savunmakla yükümlü olduğumuz vatanımız var, vatana sahip çıkmak her bireyin görevidir.

Kurtuluş savaşında canını verip bu vatanı kurtaran ecdadımızın emanetine sahip çıkma borcumuz var. Bütün dünya ülkeleri tarafından saygı gören ve 100 yılın lideri kabul edilen Atatürk'e ve onun ilke ve inkılaplarını iyi anlamaya çok ihtiyacımız var.

Eğitim, bilim, ekonomi, tarım, savunma sanayi ve kısaca her yönden milli bir uyanışa, şahlanışa ihtiyacımız var, kendi üreten bir ülke olarak her yönden başarmak zorundayız ki güçlü olabilelim.

Aradaki açığı kapatmak için çok çalışmalıyız, üretmeliyiz, hem de çok.

"Ülkeler arasında dostluk olmaz, sadece çıkar ilişkileri olur" denir ya bunu unutmamakta ve yine atalarımızın, “domuz derisinden post, gavurdan dost olmaz" sözlerini de yabana atmamak gerekiyor.