Artık yılın son günleri diyebiliriz. Yepyeni bir yıl, yepyeni umutlarla beklenen yıl… Bakalım neler getirecek, neler götürecek; orasını zaman gösterecektir. Umutlar hep iyi yönde olsun, dileğimiz budur.

Her dönemde asgari ücret zamları, emekli maaş zamları, yani dar gelirliye verilecek olan maaş hesapları yapılırken ne hikmetse TÜİK rakamları hep düşük olur. Hindi gibi haftalarca düşünülür, ondan sonra üç kuruş zam verilir. Ama ardından her kalemde getirilen okkalı zamlar akılları oynatacak kadar yüksektir. Onlar niçin TÜİK rakamlarına göre olmaz, kimse bilemez. Millete kaşıkla bile olmayan zamlar, kendilerine gelince ölçüleri bile şaşırtacak kadardır.

Son yıllardaki ekonomideki kötü gidişatın getirdiği sorunlar çok fazla. İşletmeler kapanıyor, iş alanları giderek daralıyor ve bundan en kötü etkilenenler yine çalışanlar oluyor. Yaşanan sorunlarda işsizlik bunların içinde sadece bir tanesi. Çok fazla sorun var ancak bir türlü düzelemeyen bir gidişattan yaşanan sıkıntılar çok fazla boyutlarda. Durum böyle olunca da “emek sömürüsü” öne çıkıyor.

Genç nesil kaç üniversite bitirirse bitirsin, bulabilirse o da asgari ücretli işe girer; branşı dışında köle gibi çalışmaya mecbur kalır.

Her türlü kurum ve kuruluşta rastladığımız “Hizmet Alımı” tanımlaması bizlere, bu alınan hizmetlerin yaptırıldığı aracı kurum ve şirketleri hatırlatır. Onların da getirmiş olduğu taşeron sistemi yıllardır giderek hem kökleşmekte hem de daha geniş alanlara yayılmaktadır.

Taşeron firma çalışanları aslında modern kölelik sisteminin unsurlarıdır. Bir anlamda “muhtaç” olmaları da onları bu sistemde kalmaya zorunlu kılmaktadır.

Görüyoruz ki taşeronlaşma sisteminin her türlü iş alanında olması, ticari kaygı dışında işçilerin iş kriterleri ve can sağlığı gibi hususlardaki ihmalleri; yaşanan büyük iş kazaları ve ölümlerle zaman zaman gündeme gelse de her şey bir müddet sonra unutulduğunda düzen aynen devam etmektedir.

Biraz geriye dönük hatırlarsak; İstanbul’da yaşanan gemi söküm atölyesi ve liman işçilerinin iş kazası esnasındaki toplu ölümleri ile bir kargaşa kopmuş, ardından da her daim yapılan “çene suyuna çorba” diyebileceğimiz birçok haber ve konuşmalar, vıdı vıdılar yapılmış, gitmeler gelmeler derken aradan bunca zaman geçmiştir. Sahi, o yaşanan kazayı ve olayı hatırlayanınız var mı? Yok… Zira unutuldu ve her şey yine eskisi gibi kaldığı yerden devam etti. Birçok yangında ölen çocuk işçiler, kayıtsız işçiler, birçok iş kazasında kaybedilen hayatlar… Ne ararsan var. Tablolar çok hazin.

Yine yaşadığımız ve tüm ülkeyi yasa boğarak infial yaratan, 301 işçinin öldüğü Soma Madenindeki faciayı hatırlayın. Zonguldak-Kozlu madenindeki ölen 263 işçiyi ve diğer madenlerdeki kazaları da unutmaya başladık bile. Zira birçok laf kalabalığı ve laf ebeliği arasında gözden kaçan asıl olayları balık hafızalar unutmaya başladı. Daha birçok olayda da aynı durum olmadı mı?

Soma’daki maden kazası döneminde bir kez daha gördük ki sadece taşeronluk olmuyormuş; yanında bir de “Dayıbaşılık” sistemi yapılıyormuş. Yani emekleri sömürülen onca işçinin alın teri üzerinden aracı kişi olarak nemalanan ve insanların mağduriyetleri üzerinden at oynatan bazı vicdansızların oluşturduğu bir sistem olan dayıbaşılık, sistemin içerisinde taşeronun taşeronu olarak, moda deyimle “paralel taşeronluk” şeklinde yapılıyormuş. Resmen köleliğin günümüzdeki versiyonu…

Eh gidi garibim işçilerimiz eh! Sen nelerle boğuşuyormuşsun; üç kuruşa ve hem de canın pahasına!..

Görmeyen gözlere, işitmeyen kulaklara, umursamaz kitlelere ne kadar da güzel anlattın bu acıklı halini. Ama ölmek ve canın pahasına toprağa gömülmek dahi yetmedi galiba ki, her şey yine unutulmaya ve o acımasız dişli çarklar ürkütürcesine dönmeye devam ediyor. Kazalarda ölen işçiler hep var!..

Çoluk çocuğuna götüreceği bir lokma ekmek için onuruyla savaşmak zorunda kalanların bu çektikleri azabın ve çilelerin bedelini inşallah fersah fersah öderler de ibret olur belki!..

Kısacası taşeronluk sisteminin yaygınlaşması, giderek emperyalizmin veya küresel sermayenin daha da işine geldiği bir şekle bürünmesi; insan kıyımı şeklindeki iş yaşamının şartlarının daha da ağırlaşması… Kimin umurunda ki? Ezme, sömürme düzeninin çarkları arasında ezilen insanların yaşama mücadelesi verdikleri bu kötü gidişatın toplumsal sıkıntıları yaşanıyor.

Maden alanları, taş ocakları ve mıcır sahaları, hidroelektrik santraller, RES’ler, HES’ler… Yani her ne ararsan çoğaldıkça taşeronluk sisteminin içinde ister istemez yer almak durumunda kalan işçiler ve çalışanların hepsinin de maddi manevi mağduriyetleri devam edecektir, hem de giderek çoğalarak!..

Afrika kıtasından gemilere doldurularak götürülen kölelerin yaşamlarının hikâyelerinin konu edildiği eski filmlere ya da kitaplara bakmaya gerek yok. Zira o yaşananların hemen hemen aynısı günümüzde de yaşanmaya başlamadı mı? Asgari ücrete mahkûm olmak adına iş bulabilen ya da taşeron işçiliğe bile razı olmak durumları hep kötü gidişatın ve günümüzdeki işsizliğin acı görünümüdür.

Devlet dairelerindeki memuriyet sisteminin bile giderek yerini taşeronluk sistemine bırakacağını söyleyebilirim. Zira bununla ilgili bazı çalışmalar yapılmakta olduğunu da duyumlamaktayız.

Güzelim ülkemdeki son yaşananlar da aynı Kara Kıta’nın Afrikalısının sözleri gibi değil mi?
Ne diyordu Afrikalı: “Ülkeme beyaz adamlar geldiği zaman, onların ellerinde sadece Haç vardı. Ama bizim değerli tarım topraklarımız ve zengin altın madenlerimiz vardı. Şimdi bakıyorum da bizlerin ellerinde sadece Haç (Hristiyanlığın simgesi) var, ama ülkemdeki bütün zenginlikler ise onların ellerinde!”

Afrikalının bu sözlerinin ne denli doğru olduğunu anlamak için dış politikalarını sömürü düzenine göre dizayn eden emperyalist ülkelerin son oyunlarına ve yaptıklarına bakmak zaten yeterli değil mi?

Kara Kıta Afrika’dan toplayıp gemilerle götürülen kölelerin yerine artık günümüzde, gemilerle taşıma masrafına dahi girmeden gözlerine kestirdikleri ülkelerin içindeki iş alanlarını alıp taşeronluk gibi bir kölelik sistemi ile yine yapacaklarını yapıyorlar. Olan fakir fukara garibanlara oluyor. İnsan kıyımı ve emek sömürü düzeni ise her yerde kaldığı yerden devam ediyor. Ailesini geçindirebilmek için başka çaresi ya da alternatifi olmayan insanlar istemeden bile olsa mecbur kalarak işbaşı yapabilmek için çaba sarf ediyor. Ölüm riski olmasına bile bakmadan mecburen çalışmak zorunda kalıyorlar!..

Taşeron işçileri çalıştıran firmaların, işçilere “kıdem tazminatı” ödememek için her 9 ayda bir işten çıkış yapmaları, bir yılı doldurmadan işten çıkarmaları da çok yapılanlar arasında.

Şirketlerin, 30 yaşın altındaki çalışan işçilerin işveren hissesi olarak ödeyecekleri primin %25’ini devlet desteği alması da yine gariban işçilerin yaş mağduriyeti yaşamalarına neden oluyor.

Günümüzde yaşanan birçok sıkıntıların olduğu ve bu acımasız çarkın arasında ezilenlerin yaşadıkları sıkıntıları çileleri anlatmaya sayfalar yetmez. Modern zamanların, modern köleleriyiz vesselâm!...

Yeni yılınız kutlu olsun.