Bildiğiniz gibi bu hafta babalar günü kutlanacak, yaşayan her insanın dünyaya geliş nedenlerinin başında  Baba-Ana ile olan bağı gelir. Zira dünyaya gelişine vesile olan bu ikili her insanın hayatının başlangıç noktasını oluşturur. Bu hafta da “Babalar Günü” kutlanacak, yaşayan her babaya ziyaretler edilecek, babası ahrete intikal etmişlere de dualar edilerek anılacak.

Toplum yapımızda “babalar gibi” ya da “çok baba adamdı” gibi birçok bilinen sözler vardır ve insanoğlunun hayatındaki önemini aksettirir bizlere… En önemlisi de “Devlet Baba” sözüdür ki, devletin koruyucu kollayıcı sahip çıkan önemini anlatır(!) da artık zamanımızda ne kadar korunabiliyor, sahip çıkılabiliyor ya da eşitlikle davranılabiliyor, orası tartışmaya açık bir durumdur…

İnsanoğlunun yaşayan diğer canlılardan farkı var. Yaşamsal bütün işlevlerinin ve farklılıklarının yanında en belirgin özelliği ise, düşünebilmesidir. Yani akıldır, idraktir, her konuyu en ince ayrıntılarına kadar düşünebilmesidir.

Dünya üzerindeki yaratılmış olan diğer canlılar sadece barınma, yiyecek ve diğer fiziksel gereksinimleri için yaşarken; insanoğlunun ilahi güçler gereği yaradılış felsefesi vardır ve bu da "insan olabilmenin gereklerini ve erdemlerini" göstermektedir.

Dünyevi yaşamda tutkularının esiri olan insanoğlunun ise bütün bunların gidişatı ile doyumsuzlaşan ruhsal yapısını dizginleyebilmesi giderek zorlaşmaktadır, tutkularına olan esareti başlayıp bedenlerini esir almakta ve insanoğlu giderek canavarlaşmaktadır. Dünya üzerinde sadece kendini var kabul ederek yaşadığı toplumu ve diğer insanları düşünmeden yaşaması, giderek insanlıktan çıkmasına, ruhsal çöküntülere de neden olur ki bu aşamada konunun uzmanları olan ruh sağlığı bilimcilerinin devreye girmesi mutlaka gerekir.

Akıl tutulması denen bir sürü şeyler yaparak, toplumun belki de huzurunu kaçırıp kâbusu olacak işler yapmasına rağmen kendisindeki bu kusurları görmeden, daha da büyük hataları işlemekten geri kalmayan bu insan görünümlü yaratıklar, yaşadıkları akıl tutulmaları ile tüm toplumun da korkulu rüyası haline gelmektedirler, haberlerde her gün tüyler ürpertici olanları görüyorsunuzdur mutlaka…

Eski insanların çok bilinen bir sözü vardır, ”her insanın içinde bir canavar vardır” diye ama önemli olan nefsini terbiye ederek, içindeki canavarlaşan kötü ruhundan kurtulmak adına yapılması gerekenlerdir, zira terbiye edilmeyen nefis, başlara birçok belâlar getirip, ağır sıkıntılara girilmesine sebep olur.

Yaşadığımız şu son yıllardaki bütün yaşanan olayların akışına bakıyoruz da insanım diyenlerin, insanlığından utanacağı olayları görüyoruz, duyuyoruz, yaşıyoruz. Birçok aklımızın almayacağı vakaların sebebiyet verdiği çok üzücü şeyleri görüyoruz ve hayretler içine düşüyoruz!..

"Böyle bir şey nasıl olur, bunu nasıl yaparlar ki?" dediğimiz türden birçok olay var yaşamın içinde...

Bütün bunlar da bizlere ülkemizdeki sağlıklı işleyen bir Adalet ve hukuk sisteminin olmasının gerektiğini hatırlatıyor, sağlıklı bir hukuki düzende bütün bunlar olabilir miydi, sorularını akıllara getiriyor…

Millet bir yanda yaşam kavgası verip geçim dertleri ve fahiş fiyatlar ile boğuşurken, toplum olarak çoğu insanlarımız büyük geçim sıkıntıları yaşarken bir de bu yaşanan tüyler ürpertici olaylarla adeta şok olarak yaşar hale geliyor.

Toplumun cinnet halleri geçirmesinin altında yatan birçok nedenin ilmî olarak araştırılması ve etraflıca incelenerek, toplumsal tedbirlerin de alınması gerekiyor, küçük yaşlardan itibaren başlatılması gereken psikolojik ve toplumsal hayata uyumluluk, sosyal birey olma eğitimi, kişilerin akıl ve ruh sağlıklarının düzgün olabilmesine dönük eğitici tedbirlerle, programlarla kişisel, bedensel ve ruh sağlığı düzgün olan nesillerin yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması gerekiyor.

Toplumu yönetenlerin önce kendilerinin örnek davranışlar sergilemesi şarttır ki, toplum yapısını düzenleyici kararları sağlıklı bir şekilde yürütebilsinler...

Artış gösteren toplumsal olaylardaki arızaların, sosyal hayat içinde her çeşit suç ve şiddete yönelenlerin toplum içindeki uyumu ve düzeni bozmalarının önüne geçilmelidir, yasal olarak ilgili kararların alınarak hukuki sürecin adaletli bir şekilde işletilmesi gerekiyor, bir toplumda gereken hukuki yaptırımlar işletilemiyor da, "suç işleyenin yanına kâr kalıp gereken cezalar verilemiyorsa" o toplumun hali ne olur?.. Her kişi kendi adaletini ararcasına, kendi göbeğini kesmeye kalkar ki o zaman da, “hukuki bir toplum yapımız var, biz bir hukuk devletiyiz" diyemeyiz!..

Toplum içindeki, astığı astık, kestiği kestik tabir edilenlere gerekeni, ancak caydırıcı adaletli, sağlıklı bir hukuk sistemi getirebilir ki bu da yasalarla mümkündür.

Her kişiye göre esneyip, eğrilip bükülerek, işi kılıfına uyduran bir hukuki sistemi, ancak ve ancak toplumun ruh sağlığından tutun, bütün dengelerini de bozar ki, o zaman da insanların bütün hayatı darmadağın olur...

Son yıllarda ülkemizdeki yaşanan bir çok akıl dışı, sıra dışı olaylar da gösteriyor ki, Adaletin hassas terazisi  “tartışmasız bir şekilde” yaşayan herkese lâzımdır!...

Sağlıklı bir nesil ve sağlıklı düşünebilen toplum için, sağlıklı yasalar ve tarafsız kararlar mutlaka olmalıdır...

Toplumun devasa boyutlarda yapılan Adalet saraylarından çok, oralardaki dağıtılan hassas ve adil yasalara ve kararlara ihtiyacı vardır...

Bilmem ne babaları, mafya babaları vs. gibi türemiş bütün kokuşmuşlukların üstesinden gelebilecek tek bir baba yani “Devlet Baba” vardır ve o da hakkaniyeti ve eşit davranmasıyla, hukuka olan inancıyla bütün vatandaşlarının en iyi şekilde yaşamalarına olanak sağlamasıyla millete babalığını gösterebilir…

Babalar gününüz kutlu olsun.