Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan “sahipleri tarafından ekilmeyen ve atıl bırakılan bütün verimli tarım alanlarının bakanlıkça kiralanarak üretime kazandırılacağı” açıklaması gelince, birçok yanlış anlamalarla laf fırtınaları da arkasından geldi, bilen bilmeyen konuşmaya başladı. Oysa atıl vaziyetteki bütün tarıma elverişli alanların bakanlıkça tarımsal amaçlı üretime katkı amaçlı kiralanarak kira değerleri de mal sahiplerine verilecek şekilde olacak bir uygulama hedefleniyor.
Haberlerden takip edenlerimiz çok iyi bilirler, her türdeki tarımsal ürünlerimizi ithal eder konumdayız, kırmızı et, saman, mercimek ve kuru baklagillerden tutun da her türlü gıda ürünümüz ithal edilmektedir. Bu da pahalılığı getiren bir sistem, zira yabancı para kur değerleri çok yüksek.
Ülkemizdeki tarım alanları çok geniş olmasına rağmen, ekilebilir alanlarımız az ve verim alma açısından da pek o kadar fazla değil, maliyetlerdeki girdi artışlarının çok yüksek oluşu nedeniyle de bütün üreticilerimizden ve çiftçilerimizden çok ucuza alınan her türlü yaş sebze, meyve de dahil et ve et ürünlerinden tutun da kuru baklagillerin hemen hemen tamamının bu gidişattan çok olumsuz şekilde etkilenmesine neden olmaktadır ve kabzımalların ve aracıların da mallardaki arz ve talep dengelerini yüksek rantlar elde edecek şekilde piyasaya sunmalarının dizginlerini elinde tutmaları yüzünden de iç piyasadaki bütün gıda ürünlerinin çok pahalıya satılmasına neden oluyor. Oynanan bütün bu oyunlar neticesinde de ülkemizdeki üretilen bütün ürünlerin piyasaya çok yüksek fiyatlarla sunuluyor olması neticesinde de ilgililer ve yetkililer vatandaşlara ucuz gıdaların yedirilmesi açısından ithalât kararları alabiliyorlar ve bu ithal edilen her türlü tarımsal gıda ve gıda ürünü de maalesef içerdeki bütün tarımsal faaliyetleri de bitiş noktasına doğru taşıyor diyebiliriz…
En basit anlatımla örnek verecek olursak, işte bildiğiniz gibi şeker fabrikalarının satışı için alınan kararlar nedeniyle birçok bilim adamı ve uzman çeşitli görüşler sunarak TV programlarında konuştular ama netice?
Şeker pancarından üretilen şeker çok değerlidir ve ülkemizde son yıllarda giderek azalan alanlarda üretilmektedir, yurt dışından üretilen ve mısır nişastasından elde edilen Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) dediğimiz bir ürün yıllardır ihraç ediliyor ve sağlık açısından çok fazla risklerinin olduğu da bilim adamlarınca anlatılıp duruluyor. Hal böyle olunca da şeker pancarından üretilen sağlıklı şekerin değeri daha bir kıymetleniyor diyebilirim, neden bu ülkemizde çok daha fazla üretilmesin ki?..
Dünya üzerindeki bütün tarımsal ürünlerini ve tohumlarının tekelini ellerinde tutan ve adını "Küresel Şirketler" olarak tanımladığımız, Monsanto, Syngenta, Bayer, Dow, Du Pont, Rothschild gibi en çok bilinen şirketler vardır ve bunlar üretilen tüm tarımsal ürünlerin de dünya üzerindeki her türlü Hibrit tohumlar ve tüm bitkilerin tohumların da tekelini ellerinde bulunduran dünya devi şirketlerdir. Bu durumda bütün dünya ülkelerini adeta ellerinde oynatmaktadırlar, istedikleri gibi de şekillendirerek küresel vampirler gibi adeta kan emercesine kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda bütün diğer ülkelerdeki tarımsal politikalarına yön vermektedirler.
31.1.2006 yılında 5553 S. Tohumculuk Kanunu kabul edildi ve ülkemiz adeta bu kanunla dış ülkelerin hibrit tohum ve diğer tohumlarına mahkum edildi diyebileceğimiz bir durum hasıl oldu. Zira bu kanuna göre yerli tohumu üretmek, dikmek, satmak yasaklandığı için de çok uluslu şirketlerden ithal etme zorunluluğu hâsıl oldu, ülke olarak adeta mecbur bırakıldık denilebilir.
Monsanto şirketi tohum, kimya ve zirai ilâç devi ABD'li olan bu şirketin yöneticilerinden Ellie Assaf, tescilli, kısır, besin değeri düşük bütün tohumlarının Türk çiftçisini geliştireceğini iddia ederek, ürettikleri tohumların % 60’ını Türk iç pazarına satacaklarını, kalan % 40 oranını da Irak, Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya gibi ülkelere satacaklarını duyurmuştu. Monsanto şirketinin "Şeytan Şirketi" olarak tanımlanan bu firmanın Bursa’da 54 bin hektarlık üretim alanı vardır ve ayni zamanda Bergama, Çanakkale, Antakya'da da 4 ayrı üretim tesisleri de vardır.
Tohumun yapısıyla oynamak insanlığın geleceği ile oynamakla eşdeğer olduğu için ve Hibrit tohumlarında en az Genetiği Değiştirilmiş Ürünler (GDO) kadar tehlikeli olduğunu da bilmeyen yoktur, ayrıca bu şirketin portakal gazı olarak da bilinen Orange ve yine Sığır büyüme hormonu olan Dioksin gibi kimyasal ürünleri de hem ülkemize hem de dünyanın bütün ülkelerine satmakta olduğu biliniyor.
Kısaca tüm dünyadaki küresel vampirlerin elindeki gıda ve tarım ürünlerinden tutunda diğer kullanılan tohumların üretimi ve pazarlaması da dahil ipler o şirketlerin ellerindedir ve dünyayı bu yolla da adeta parmaklarında oynatmaktadırlar diyebiliriz.
Önümüzdeki yüz yılda, verimli tarım alanlarının, su havzalarının ve gıda ürünlerinin ve alternatif enerji kaynaklarının en fazla revaçta olacağı bir dönem olacaktır, bu kaçınılmazdır. Bu bağlamda da ipler kimlerin ve hangi ülkelerin ellerindeyse o ülkeler de şirketler de bu yolla bütün dünyadaki ülkeleri adeta parmaklarında oynatacaklardır diyebileceğimiz bir durum söz konusudur.
Onun içinde yerli üretimin şart olduğu, millî tarım politikalarının uygulanması gerektiğini ve yerli tohumların daha çok önem arz ederek kullanılmasının en uygun olacağını hep söyledim ve bütün uzmanlarımız ve bu konu ile ilgili her kesimin de ortak görüşleri bu yöndedir.
Kendi kendimize yetebilen bir ülke olmamız şarttır ve bu anlamda da akılcı, yerli çiftçiyi ve üreticilerimizi teşvik eden, hayvancılığın arttırılması ve ulusal tarım politikalarının uygulanması şarttır.
Bunun için yapılan ve yapılacak düzenlemeler dikkatle takip edilmelidir. Zira önümüzdeki yüz yılda su ve gıda savaşlarının olacağını da akıllardan çıkartmamalıyız.
Dünya ülkelerinin ve bizim ülkemizin gücü, güçlü tarım, güçlü savunma ve küresel vampirlerin eline düşmeyecek olan bütün tedbirleri alacak akılcı çalışmaları yapmaları şarttır.