Temmuz ayı geldiği zaman artık hep aklımıza o meşhur ve tam olarak ne olduğu belli olmayan ve içeriği de halk tarafından tam olarak anlaşılamayan 15 Temmuz Darbesi hatırlara geliyor.
O dönemlerdeki yaşanan kargaşalar, kaoslar, insanların çektikleri acılar da dahi epeyce bir sıkıntılı süreçler yaşanmıştı hatırlarsanız…
Biz ölenlerimize ve şehitlerimize rahmetler dileyelim sadece…
Ülkemizdeki başlayan bu acı olayların başlangıç noktası ise ilk olarak kozmik odanın şifrelerinin kırılması ve ülkemizin bütün askeri ve milli sırlarımızın alenen dış güçlerin eline geçmesi demekti ve iç hainlerinde destekleriyle ülkemize göz koyan dış ülkelerin ve dış hainlerin her türlü alavera-dalaveralarını üzüntüyle gördük, her türden acılarını da yaşadık maalesef!...
Dış mihraklarca organize edilen ve yürütülen bu karmaşık ve sinsi garabetin tabii ki toplumumuza susturucu nitelikteki tavsiyelerini yutturmaya çalışan ve “cadı kazanına” dönen tutuklamaların topluma haklı imiş gibi empoze edilmesi de yine bu plân ve programların pazarlayıcısı konumundaki Abramowitz daha bu yapacaklarını 2012 yılında yapacaklarını tarif ediyordu ve ülkemizin üzerindeki başlara örülecek çorapların şirinleştirilerek toplumumuza sunulmasına neden oluyordu, yine 2012 yılında Ross Wilson “Ergenekon” adlı stratejik dolapların kontrol edilmesindeki başrolünü gayet ustalıkla yönetiyordu, ”Anayasa değişikliğinin” gerekli olduğunu ve yapılması gerekenleri dayatıyordu.
Öyle gergin günler yaşıyorduk ki suçlular, azılı teröristler ve onların şer odakları ellerini kollarını sallayarak her istediklerini alıp at oynatabiliyorlar, giderek daha azgınlaşıyorlar, sınır tanımıyorlardı.
O dönemlerde bu tarz olaylar ise milletimizin tepkilerini çekiyor “şuraya bak yüz verdik deliye, geldi sı… halıya” manzaralarıyla öfkeleri kabartıyordu.
Öbür yanda ise suçlu mu, suçsuz mu olduğu tartışılmadan tutuklananların umutsuzca bekleyişleri, ailelerin yaşadığı acılar, hukuki bir süreçte olmaması gereken acayip yargılama modellerinin dayatılmasıyla yıllarca özgürlüklerinden alıkonulan masum insanlar ise tutuklu olarak ne olacağı belli olmayan bir süreç yaşıyorlardı..
Süreç iki yüzlüydü, bir taraftaki süreç bütün azgınlıklara geçit verirken ve yeşil ışık yakarken, diğer taraftaki süreçte yaşananlar hayatın trajedileriydi, insanlığın utanacağı noktalardaki yaşam şekilleriydi kısaca, ”psikolojik çökertme” sistemiydi!...Zira dünyanın efendileri böyle olmasını istiyorlardı ve öyle de oluyordu. Kısacası iki taraflı cellat sistemiyle işletilen sistemde bir tarafta koparılan kafalar ve hayatlar, diğer yanda ise kopartılan ya da kopartılacak vatan toprakları…
Her kesin malumunca ABD derin devleti tarafından yürütüldüğü açıkça belli olan ve diğer şakşakçıların ve iş birlikçilerin koro halinde alkış tutacakları “azınlık hakları” denilen tuzak bir yaklaşımla daha ülkemizin başına örecekleri hain çoraplar bitti diyemeyiz.
Ülke olarak bu gibi dış hainlerin ve onların yardakçılarının her an yapacakları hain hamlelere karşı son derece uyanık olmamızda yarar var ve gereken tedbirlerinde hassasiyetle alınması mecburidir zira “Vatan toprağı kutsaldır” ve öyle kolay kazanılmamıştır, içinde nice Atalarımızın ve şehitlerimizin kanlarıyla yücelttiği bu topraklarımıza sahip çıkmak ise hepimizin boynunun borcudur…
Rabbim bir daha 15 Temmuz gibi bir acı yaşatmasın ve ülkemize hiçbir acıların yaşanmasını göstermesin.