Hep söyledim yine tekrar edeyim, önümüzdeki yüzyılda su ve gıda savaşlarının yaşanacağı bir dönem olacaktır, ekilebilir verimli tarım alanları ve su havzalarına sahip olan ülkeler bunun stratejik önemine de sahip olacaklardır, aynı petrol ve doğalgazda olduğu gibi önemli konumda olacaklar ama daima emperyalist kan emici vampirlerin de hedeflerinde olabileceklerdir. Bu yüzden bazı stratejik önlemlerin mutlaka alınması, böyle değerlerimizin korunmaya dönük tedbirlerinin arttırılması kaçınılmaz olacaktır.

1991 yılındaki İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez 21.yüzyılın su savaşları ile başlayacağını söylemiştir. Çözüm olarak ta Ortadoğu’da güvenlik işbirliğini kurulmasını önermiştir ve yine eski ABD Büyükelçisi Pearson ise Erzurum’dan Bağdat’a kadar uzanan bölge tek bir ekonomik bölge olacaktır” demiştir, ayrıca Barzani’nin internet sitesinde de bu bölge tek bir siyasi bölge olacak” diye yayımlanmaktaydı, yine AB’nin Ekim 2004 ilerleme raporunda ise Dicle ve Fırat havzalarındaki barajların, su havzalarının ve bütün sulama tesislerinin İsrail’inde dahil olduğu uluslararası bir konsorsiyum tarafından yönetilmesinden söz edilmekteydi. Bu da gösteriyor ki değerlerimize haince gözlerini dikip neler planlıyorlar dedirtiyorlar, hem bizim ülkemize ait olan ve tek sahibi olduğumuz bütün su havzalarımızı niye uluslararası bir konsorsiyumla paylaşalım ki? Bu çok aptalca olur, ayrıca onlar tarafından bunun düşünülmüş olması bile ürkütücüdür. Zaten gözlerini diktikleri bütün ülkelerin değerli kaynaklarını her zaman paylaşmamış adeta yağmalamışlardır, yapılan bütün savaşlar gösteriyor bunu da.

Şimdi etraflıca düşünür bakarsak hain gözlerini diktikleri ülkemiz için neler planladıklarını, ileriye dönük ne karanlık hesaplar içinde olduklarını da anlarız, açıkçası “dost ülke” diye bir şey asla yoktur.

İsrail’in büyük rüyası olan (buna vadedilmiş topraklar diyorlar) Fırat ve Dicle’den Nil nehrine kadar olan yerlerdeki bölgede hüküm sürmek olan sevdasını Tevrat’ta yazılı olduğu gibi bu bölgeye sahip olmayı uygulamak istediğini bu yönde neler yaptıklarını görüyoruz, bunu gerçekleştirmek sahip olabilmek için de her türlü melaneti yapabileceğini hiçbir zaman unutmamak gerekiyor.

“Bizim olan değerlerimizi kendimiz değerlendirmemiz en doğal hakkımızken, emperyalist vampirleri niye ortak edelim ki?” diye düşünmeliyiz ve ileri yıllarda olacakları, ülkemiz için ne hainlikleri plânladıklarını görmeliyiz, önümüzdeki yüzyılda elimizde olabilecek değerli kozumuz sularımız olabilecekken hem de.

Böyle stratejik konuma gelebilecek değerlerimizi niye boşa harcayalım, niye o vampirleri ortak edelim ki…

Bu yıl oldukça kurak geçince bazı göl ve su havzalarımız da kurudu, bazıları ise alârm veriyor, ülkemizin değerli su kaynaklarını, su havzalarımızı çok büyük özenle korumalıyız zira küresel ısınmadan doğal dengelerin giderek bozuluyor olması bazı değerlerimizi çok daha fazla önemli hale getiriyor.

İçilebilir su kaynaklarımızın bazı yabancı yatırımcıların iştahını kabarttığını biliyoruz ve ülkemizde halen faaliyetini sürdürenler mesela Toroslardan süzülen Pozantı Şekerpınar kaynak suyunu çok önceden Abu Dabili gıda firması Agthia grubu satın aldı, buradan çıkarılan içme suyu Alpin Water markasıyla Mersin Limanı’ndan körfez ülkelerine gidiyor iç pazarda ise Pelit Su adıyla satılıyor, yine Fransız Danone şti. önce Hayat su, Sırma suyun %50 hissesini aldı ama artık tamamı o firmanın oldu, yine İsviçreli Nestle Pure Life ile Erikli suyunda %60 hissesine sahiptir, Coca cola ise Sapanca’daki Mahmudiye suyunu aldı Damla su Uludağ adıyla piyasada satılıyor, Uludağ Sapanca, Elâzığ Köyceğiz olarak 4 içilebilir su kaynağına sahip konumdadır. Kısaca bu liste daha uzar gider yani anlatmaya çalıştığım şey içilebilir ve kullanılabilir bütün su kaynaklarımızın ve su havzalarımızın ne kadar değerli olduğunu anlamamız, bazı gereken önlemleri de mutlaka almamız gerekiyor, bu kadar verimli su kaynaklarımızda gözlerinin olmadığını söyleyebilir miyiz?

Ülkemizin değerli su kaynakları neden hep yabancıların elinde, yeraltı maden alanlarımızın talan edilmesi de onların ellerindeyken ülkemizin değerlerini koruyoruz diyebilir miyiz?

Ortadoğu ülkeleri Emperyalist-Siyonist iş birliği ile yıllardır sömürülmeye devam ediyor, zengin petrol ve doğal gaz yataklarını ele geçirmek ama en çok da kullanılabilir temiz su kaynaklarını, su havzalarını ele geçirmek hepsinin ana hedeflerindedir diyebiliriz.

Fırat ve Dicle dahil diğer bütün nehirlerimizle ve daha birçok su kaynaklarımızın onların bu emperyalist iştahların kabartmadığını ve bu yönde karanlık planlarının olmadığını düşünmek saflık olur, Fırat ve Dicle’den tutun da Nil nehrine kadar olan bütün su kaynakları ve havzalarına gözlerini dikmişlerdir ve oralara sahip olmak için yapmayacakları hainlikler de yoktur diyebiliriz, dünyayı kendi malıymış gibi görüp ele geçirmek için her türlü kirli işleri yapmaktan çekinmiyorlar zaten.

Ortadoğu bölgesini yıllardır bataklık haline getirmelerinin nedenlerini hiç unutmamalıdır ama dikkat ederseniz o bölgedeki meydana gelen her savaştan sonra İsrail toprakları daha da büyüyerek alanlarını genişletmiştir zaten giderek bütün bölgeye hâkim olma hedefi vardır bu hiç unutulmamalıdır.

Bölgedeki duruma bakarsak 1980-1988 Irak - İran savaşı,1991-1992 Körfez savaşı-2003-2011 ABD’nin Irak’ı işgali- 2012’den beri devam eden Suriye’deki savaş hali zaten sürüyor, dikkat ederseniz her 10 yılda bir o bölgede hep savaşlar olmuş, olacaktır da. Bu duruma göre 2012’den günümüze kadar oralarda yeni bazı savaşların olasılığı kuvvetle ihtimaldir denilebilir zira Ortadoğu eski yıllardan beridir adeta bir bataklık gibidir, oradaki petrol, doğalgaz ve diğer değerli bütün etkenler aç gözlü Siyonizm- emperyalizm ve kapitalizmin hep hedefinde olacaktır. Oraya sahip olabilmek için kan dökmekten hiç çekinmeyeceklerinin de hiçbir zaman unutulmaması gerekiyor, İran ile başlatılan son durumu da dikkate alırsanız dur durak bilmeyeceklerini de anlamış olursunuz.

Askeri uzmanların hep dediği gibi “ABD ve Rusya o bölgelerde her zaman ikiyüzlü politika izliyorlar” diye petrol, doğalgaz ve diğer değerli bütün kaynaklarını zaten bu işgal ettikleri ülkelerden sağlıyorlar, bu kendi çıkarlarına dönük karanlık içyüzlerinin hiçbir zaman değişmeyeceği gerçeğidir, terörist PYD-YPG-SDG ile imzaladıkları anlaşma bile bu gerçeği söylüyor, ABD’li petrol şti. Delta Crescent Energy ile SDG komutanı Mazlum Abdi Kobani’nin imzaladığı petrol anlaşması için, Trump’da bunu destekliyor demediler miydi? İmzaladıkları bu anlaşma yasal devlet bile (SDG) olmayan terör örgütlerinin lideri ile değil midir, işlerine ne gelirse onu dünyaya dayatıyorlar ve durumdan pay alan diğer devletler de hiç seslerini çıkartmadan bir sonraki hamleyi beklemiyorlar mı? Asıl plânladıkları şeyin oradaki Akdeniz’e çıkış kapısı olacak kukla bir yönetimi oluşturmakla o bölgedeki ipleri ellerinde tutmak değil miydi hedefleri neyse adım adım onu uyguluyorlar.

Daha bütün dünyadaki ülkelere ve dünyanın başına ne çoraplar örecekler bakalım.