Günlük yaşamda her ihtiyaç maddesi ateş pahası; neye baksan hepsi çok fahiş fiyatla satılıyor. Gıda denetimleri yapılıyor, hatalı firmalara para cezaları kesiliyor ama bu cezalar onları gıdıklamıyor bile. Zira çok kazanıyorlar; kesilen cezalar devede kulak gibi kalıyor ve kazıklamalara aynen devam ediyorlar.
Günlük yaşamda tüketilen sebzelerde ve meyvelerde doğallığın olmadığı, birçok üründe eski tatların bulunmadığı söylenir durur. Zaten milletin her yediğinde hile var: sebzelerde her çeşit zehirli ilaç, tek tırnaklı eti, domuz eti… Say sayabildiğin kadar sağlığa zararlı ne ararsan var.
Artık çarşı pazarlarda ne mis gibi kokulu domatesler var ne de eski damak tadına hitap eden diğerlerinden eser. Günümüzde bunların yerini hibrit tohum dediğimiz çeşitler almış. GDO’lu ve hormonlu ürünler ise artık her yerde cirit atar hale gelmiş durumda.
Hafızalardaki ve damaklardaki geleneksel tatları arar hale gelenlerin bir araya gelerek oluşturdukları bir platform var. “Geleneksel” ürünlerimizin ata yadigârı tohumlarını takas ederek onların ileriye dönük yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması için her yerde çaba veriyorlar. İnternet aracılığıyla yürütülen bu kampanyalarla eskiyi yaşatmaya, geleneksel tarım ürünlerimize ve tohumlarımıza sahip çıkmaya çalışıyorlar ama yeterli değil; tüketime yetmeyecek kadar az sayıdalar.
2006 yılında çıkarılan tohum kanunu ile geleneksel ürünlerimize ait tohumların bulundurulması ve satışı ne hikmetse yasaklanmış durumda olduğundan, tarımsal öneme haiz bu tohumların parayla satılmadan ancak tarımsal amaçlı üretecek olanlarla takas edilerek yok olmaması adına büyük çabalar veriliyor.
Bu bağlamda, 2010 yılında ilk defa Torbalı Belediyesi öncülüğünde başlatılan tohum takas şenlikleri, daha sonra İzmir Bornova Belediyesi ve Seferihisar Belediyesi tarafından da yapılarak büyük destekler görmüştü. Yerli, bize has, geleneksel tohumlarımızın gelecek nesillere aktarılması ve üretiminin giderek yayılması adına çabalar verilmişti; halen de verilmeye devam etmektedir. Bu şenliklerin birçoğuna giderek, ben de çalışmaları takip ettim. Katılımların fazlalığını görüp hayret etmiştim. Madem halkımız tarafından bu denli benimsenmiş olan geleneksel tarım modeline, tohumlarımıza bu kadar rağbet ediliyorsa, bu tarzda tarımsal üretim tercih ediliyorsa, niçin bunlar daha fazla üretilerek tarıma kazandırılmıyor sorusu da aklımdan çıkmamıştı.
Aslında bunun bir devlet politikası olması ve doğal değerlerimize sahip çıkılarak yaşatılması gerekiyor.
Emperyalist baronların ve tekelleşmiş paragözlerin kendi GDO’lu ve hibrit dayatmalarıyla çıkarılan bu hatalı uygulamalardan dönülmesi gerekiyor ki, bize has olan ürünlerimiz ve sağlıklı üretilebilen ürünlerimiz halkımıza ve gelecek nesillere ulaşabilsin.
Artık bizim atadan dededen kalma kendimize ait ne varsa göz koyup alarak, yerine kendi ülkelerinde bile yemedikleri sağlıksız ürünlerin pazarlamasını yapanlara ne zaman “dur” denilecek bilemiyorum.
Sağlıklı yaşamanın doğal üretimlerle yapılmış ürünlerle olacağını gayet iyi biliyoruz da, niçin doğal yöntemlerle yapılacak tarım metotlarını ülkemizde çoğaltamıyoruz acaba?...
Kabak aşılı karpuz, hibrit tohumla elde edilen domatesler, biberler, patlıcanlar ve daha birçok sebze-meyve ile hormon ihtiva eden ürünler… Ne ararsan var, hepsi de sağlığa zararlı ama piyasada cirit atıyorlar.
Bunlarla nasıl sağlıklı beslenilebilecek, nasıl sağlıklı nesiller yetişecek sorarım sizlere...
Tarım alanlarının acımasızca talan edildiği, geleneksel metotla ya da her türlü tarımın ciddi bir çöküş dönemi yaşadığı, hayvancılığın bitme noktasına geldiği; hatta kuru gıda ve ürünlerde, samanın bile dışarıdan getirilir hale geldiğimize bakacak olursak, tarımın geleceği açısından hiç de iç açıcı bir manzara görmüyoruz!...
Tohum takası çalışmalarının yapılması bu gidişata karşı sessiz bir çığlıktır diyebiliriz. Bu çığlığın duyulup gerekenin yapılması, önlemlerin alınması, tarım alanlarının ve tarımdan üretilecek doğal ürünlerin yaygınlaştırılması adına yurt çapında çok geniş kapsamlı çalışmaların mutlaka yapılması gerekiyor.
Aileden gelen ve geleneksel metotlarla yapılan tarım ve tarım ürünlerinin çoğaltılması ve yaygınlaştırılması şart. Zira Anadolu’da geçimini bu yolla sağlamak zorunda olan binlerce aile var. Ayrıca tarımsal gelişmemiz bizlerin köklerinden kopmamasını da sağlayacaktır.
Milleti millet yapan kendi öz değerleridir diyebiliyorsak ve bunları yaşatmak istiyorsak bilmeliyiz ki, yerli ırk tohumlarımız da bu değerlerdendir ve yaşatılarak gelecek nesillere aktarılması gerekir diye düşünüyorum.
Önümüzdeki yüzyılda küresel güçler tarafından su ve gıda savaşlarına dönük karanlık düşünceli emperyalizmin mutlaka çıkar hesapları olduğunu varsayacak olursak, ülkemizin bu risklere karşı önlemlerini ve tedbirlerini mutlaka alması gerekiyor.
Kuraklık boyutlarının her geçen yıl daha da arttığı geniş su havzalarımızın ve kıymetli tarım alanlarımızın memleketimizin geleceği açısından mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor.
Yer altı ve yer üstü diğer tüm doğal kaynaklarımızın ne derece kıymetli olduğunu da biliyoruz.
Dış ülkelere bağımlı olmamanın gereklerini mutlaka yapmalıyız ki, gıda esareti yaşanmamalı. Ayrıca ipleri dış düşman güçlerin ellerine vermemeliyiz.
Dikkat edecek olursak dünyadaki bütün enerji kaynakları, su ve gıda kaynakları, petrol ve doğal gaz kaynakları, her türlü yeraltı ve yerüstü zenginlikleri olan bütün ülkeleri işgal edip çökerek kendi tekellerine alan küresel emperyalistler hiç boş durmuyorlar. Kendi ülkelerinin ekonomilerini de ağlarına düşürdükleri mazlum milletlerin sırtından acımasızca savaşlarla, kirli oyunlarla, kan ve gözyaşı dökerek besliyorlar. Önümüzdeki yüzyılda su ve gıda savaşlarının olması kaçınılmazdır.
Gereken önlemleri alarak kendi kendimize yetebilen bir ülke olabilmemiz şart.
