“Flanders tarlalarında gelincikler açıyor; sıra sıra mezarlar arasında belirliyor yerimizi ve hala yiğitçe uçarken tarla kuşları gökte, aşağıdaki silah sesleri bastırıyor şarkılarını… Biz ölüleriz. Birkaç gün önce yaşarken, hissedip gün doğumunu, batarken parladığını gördük. Sevdik, sevildik ve yatıyoruz şimdi Flanders tarlalarında. Sürecek düşmanla kavgamız. Güçsüz ellerimizle uzatıyoruz meşaleyi sana, yüksekte tutman için. Biterse bize olan sadakatiniz, sona erecek dingin uykumuz; hala açıyor olsa bile gelincikler Flanders tarlalarında. (Şiir / Dr. John McCrae 3 Mayıs 1915 / Flanders Gny. Hollanda/ Çev. LeT).” Laleleri dünyaca ünlü kılıp, içsel bir simgeye dönüştüren parkları, saray bahçelerini süslemeleri değil, savaş alanlarında düşenlerin kanlı topraklarında açan kızıl gelincikleri anımsatmalarıdır. Lale Devirlerine bir de bu açıdan bakmak gerekir. I. Dünya Savaşı’nda İngiliz ordusunda askeri hekim olarak görev yapan John McCrae’ nin bu ünlü şiiri de böyle bir örnek. Bizim tarihimizde de benzeri örnekler var, ancak öncelikle toplumların varlığındaki en önemli omurgayı oluşturan “sıradan insanların” yaşam kültürüne bakalım. Laleleri kim bilmez? Çocukken Lale dendiğinde, aklımıza ilk gelen aslında kan ya da bayrak kırmızısı renkte açan gelinciklerdi. Gelincikler Haşhaş ailesindedir ve bu ailedeki akrabaları arasında şeklen yakın görünümlü, ancak beyaz ve sarıdan mora dek çok çeşitli renklerde çiçek açan benzerleri vardır. Bunların hepsi eczacılık açısından çok önemli bitkilerdir; bu başka bir konu. Simgesel olarak da dünyadaki tüm eski ve yeni kültürlerin mitolojilerinde önemli yerleri olmuş. Genel olarak bakarsak, Laleler başka bir tür ve aile grubundan olsa da bazen doğru nedenlerle, bazen de yanlış anlamalarla Haşhaşgillerin bu yaygın ünlerinden çok yararlanmış görünüyor. Çocukken bir gün (artık olmayan) Bornova’nın sonsuz çayırlarında, Saleplerle (yabani Orkideler) birlikte açan Gelinciklerden bir koca demet toplayıp eve götürmüştüm. Annem biraz şaşırıp, beni üzmekten de çekinerek, bu demeti ne yazık ki vazoya koyamayacağını anlattı. Babam eve gelmeden bunları ortadan kaldırmamı söyledi. Onun bu “Lale korkusunu” önce hiç anlayamadım. Şöyle açıkladı; “Birincisi bunlar Lale değil, gelincik. İkincisi babanın da en sevdiği çiçeklerden biridir. Ancak yine de görmek onu üzecektir. Çünkü biz Keçiborlu’da Hükümet Tabibi iken baban dedenin gelmesini bekliyordu. O da gelincikleri çok sevdiğinden babası için bir kucak gelincik toplamıştı. Ancak ne yazık ki babası gelemedi ve telgrafla öldüğü harbini ilettiler. Çok üzüldü. Ev sahibimiz olan yaşlı ve bilge bir Yörük Amca o zaman bize bunun ilginç bir simgesellik olduğunu anlatıp, ‘Gelincikler sevdiklerimizin ruh göçünü anlatır!’ demişti. O gün bu gündür baban, çok sevse bile gelinciklerden hep uzak durdu!” Gelinciklerin Lale olmadığını böyle öğrenmiştim. Sonra “gerçek Lalelerin” Manisa’da açtığını söylediler. Bu da yanlış çıktı. Manisa dağlarında açanlar da Lale (Tulipa) değil halkın Dağ Lalesi dediği Anemonlardı. Annem ve babam Laleleri İstanbul’dan tanıyorlardı. Sonra bir gün Lale adının yabancı ülkelerde Tulip, Tulpen vb gibi adlarla tanındığını öğrendim. Üstelik bu adlandırmanın Türkçe kökenli olup, “başlık” anlamına geldiği iddia ediliyordu; tıpkı bir “miğfere benzediği” yorumuyla birlikte. Bu da bir başka gariplikti. Lale Farsça kökenliydi. Türkçesini tüm dünya kullanırken biz neden Farsçası ile kalmıştık? İşte bu nedenlerle konuyu araştırmaya karar vermiştim. Altından çok ilginç öyküler çıktı.
Dünyada Lale’nin baş rolde olduğu iki önemli dönem var. Birincisi Hollanda’da 17, YY da (1634 – Şubat 1637) yaşanan ve Tulip – Mania (Lale Çılgınlığı) denen ilginç bir olaydır. İkincisi ise Büyük Devlet’ de (Osmanlı) 18. YY başında (1718 – 1730 arası) yaşanan, II. Viyana kuşatması şoku sonucunda ortaya çıkan ve Lale Devri (Tulip-Era) denen bir süreçtir. Lale – Çılgınlığı, Hollanda’nın “Altın Çağı” kabul edilen 17. YY da (Türkiye’den getirilip orada yetiştirilen bazı) Lale soğanlarının bir anda çok anormal derecede yüksek fiyatlarla alıcı bulması olarak tanımlanabilecek bir olaydır. Bu tarihte kayıtlı olarak ilk “ekonomik spekülasyon ya da balon” olarak kabul edilir. Bir benzetme (metafor) olarak günümüzdeki borsa spekülasyonlarına benzer tüm ekonomik ve ticari “balonları” tanımlamak için hala kullanılan bir deyim olarak kalmıştır. Lale’ nin Hollanda’ya gelişinin ilginç öyküsünü sonraki bölümde anlatacağız. Lale – Çılgınlığı’nın öncelikle bir biyolojik temeli var. Bu çiçeğin rengini oluşturan iki doğal boyar madde (pigment) var. Rastlanan çok farklı Lale renkleri ve çiçeklerin görünümü genel olarak bu iki pigmentin birbiri ile karışım oranları ve bitkinin yaşadığı bir enfeksiyonla ortaya çıkıyor. Soğanlar saklanır v bitki yetiştirilirken Lale Mozaik Virüsü denen bir virüs bitkide kalıcı renk ve şekil farklılaşmalarına yol açıyor. Böylece doğada en sık rastlanan tek renkli ve standart şekilli lalelerden farklı “kültür formları” ortaya çıkabiliyor. Hollandalı üreticiler bu enfeksiyon / hastalık şartlarını değerlendirip, çeşit çeşit Laleler geliştirmiş. Bu işin bilimsel yönü. Çılgınlık tarafı ise ekonomik / ticari bir konu. Birdenbire bu ürünlere anormal bir talep doğuyor ve fiyatları dudak uçuklatacak düzeylere çıkıyor. Kayıtlı ticari verilere göre bazı Lale soğanlarını satın almak için yatırımcıların ödediği rakamlar o çağda yaşayan bir zanaat ustasının 5 yıllık ortalama gelirine, tek bir Lale soğanı 10 dönüm arazi fiyatına, 40 soğan 100 000 Florine (aynı tarihte 930 Kg tereyağı fiyatı yalnız 100 Florin) alıcı bulmuş. Üreticilerle doğrudan yapılan alım sözleşmeleri ticari çevrelerde defalarca el değiştirip (alınıp satılıp) inanılmaz rakamlara ulaşmış. Bu yolla yüzlerce spekülatör bir anda çok zengin olmuş. Bu piyasa çılgınlığı 3 yıl kadar köpürtülerek tüm dünyaca ünlenen bir spekülasyona dönüşmüş. 3 Yıl sonra balon aniden sönmüş. Alıcı, yatırımcı taleplerinin ardı arkası kesilivermiş. Sayısız iflas yaşanmış ve Lale Çılgınlığı dünya literatürüne ilk küresel ekonomik balon olarak geçmiş. Lale-Çılgınlığı biterken aslında sahneden inen yalnızca bu güzelim çiçek olmuş.
Ancak spekülasyon yöntemi olarak ve yatırımcı çılgınlığı günümüz dek gelişmesini sürdürmüş.