Dünyaya, üstündeki tüm yaşam formları ve jeolojik yapılarla birlikte özgünlüğünü kazandıran en önemli unsur sudur. Dünya yüzeyinin % 71 kadarı sularla kaplıdır. Ayrıca atmosferde de buhar halinde milyarlarca metre küp su bulunur. Kısaca dünyanın içi, yüzeyi ve atmosferinde toplam 1,4 milyar kilometre küp su bulunduğu düşünülmektedir (USGS). Zaman zaman su kaynaklarının rengi, içlerinde ve yüzeylerinde taşıdıkları maddeler nedeniyle değişebilir. Ancak genel olan temiz su görünür ışığın kırmızı bölümlerini emip (filtreleyip), mavi bölümlerini yansıttığından ya da geçirdiğinden mavi renkte görünür. Yer yer bu renk yakın dalga boyundaki yeşile de dönüşmüş olabilir. Bu yüzden dünyaya Mavi Gezegen adı verilir.

Su yaşamdır. Yaşayan tüm organizmalar ağırlıklı olarak sudan oluşur. Ortalama olarak insanların % 60’ı, balıkların % 80’i, bitkilerin % 80 – 90’ı sudur. Canlı hücrelerde gözlenen tüm kimyasal reaksiyonlar için su gereklidir (World Water Council). Demek ki optik yetenekleri uygun canlılar (dünyada ya da uzayda bir yerde) dünyayı da, yaşayanlarını da (bazı farklı tonları olsa bile) aynı renkte görebilir ve mavi buna en uygun renklerin başında gelir. Belki bu yüzden yerin uzaya yansıması da bizce mavidir ve Türkçe buna Gök Tengri (Mavi Gök) denir. “Benim Anadolu’m, Akdeniz’in kızıdır ve şimdi bağrında Mavi Gök ile Mavi Anadolu’nun evlatları yaşamaktadır” (Göç Destanı, 1975; LeT).

Anadolu, bugün Mavi Gezegen’in tüm coğrafi yön ve bölgelerinde yaşayan pek çok uygarlığın zaman ve mekândaki yolculuklarında bir şekilde rol oynamış. Bu yüzden yerinin üstü kadar altı da varlıklıdır. Bu varlık her çağın değer yargısı ile “zeng-inlik” (“Zeng” Farsça “taş” demektir/ Zeng-i Mezar: Mezar taşı, gibi) sayılmayabilir. Anadolu’nun varlığı çeşitliliğe dayanır; tıpkı Su Gezegeni dünyanın kendisi gibi. Yeri, göğü, yaşayanı, ölüsü, arkeolojisi, dili ve özgün uygarlığını da bu çeşitlilik şekillendirmiştir. Günümüzdeki Analitik Arkeoloji, Etno-Genetik çalışmalar, Karşılaştırmalı Dil-Bilim (Comparative Linguistic) verileri de bunu kanıtlıyor. İşte bence bu yüzden, uygarlık adına Mavi Anadolu günümüzde yeniden keşfediliyor; tıpkı Mira (İzmir) dediğimiz “o deniz ülkesi” gibi. Eflatun (Platon) Mısır’da kendisine anlatılan ve bir yapıtında yer verdiği efsanevi Atlantis’ ten söz ederken şöyle tanımlar; “Orası eski dünyanın batısına hükmeden bir deniz imparatorluğuydu! Ancak güçlerinin yarattığı kibirle komşuları olan diğer devletleri zapt etmeye kalkışarak ölümsüzleri kızdırdılar ve bir felaket ile yıkılıp denizin içine çöktüler.” Günümüzdeki bulgular değerlendirildiğinde, Anadolu’nun da Atlantis’e benzer bir kaderle karşılaşmış olduğu söylenebilir. Doğal olarak bunun söz konusu mitin antik motifleri ile bir ilişkisi yoktur.

Artık modern bilimsel yöntemlerle (arkeoloji+Genetik+dil) canlı topluluklarının binlerce yıl içindeki göçleri, dillerinin nasıl birbirinden ayrılıp, uygarlıkların, mitlerin ve kültürlerin nasıl birbiriyle etkileşim içinde dünyaya yayıldığı çok daha net anlaşılmış durumda. Buna göre bir taraftan Anadolu’daki Avrupa izleri araştırılırken, diğer taraftan tüm Avrupa’daki Anadolu izleri de tekrar keşfediliyor. Çok özet olarak insanlığın bu öyküsü şöyle: Son Kabile (H. sapiens) Afrika’dan dünyaya yayılmaya başladığında, kendinden önce göçe durup, dünyanın her yerine yayılmış yakın kuzenleri ile karşılaşır. Afrika’dan çıkış kapılarının başında Orta Doğu gelmektedir. Buradan bir kısmı sahili izleyerek doğuya ilerler. Bir kısmı Anadolu’ya yönelir. Kafkasya’dan kuzeye ve Balkanlar’dan da Avrupa’ya dağılırlar. Doğrudan güney Asya’ya yönelenler Denisovan (H. altaiensis), batıya gidenler ise H. neanderthaliensis (Neandertal) ile karşılaşır. Bunların bir kısmı ile karışıp, bir kısmını yerinden ederek yola devam ederler. Sonra ana göç yolları büyük bir yay çizip, günümüzdeki Çin coğrafyasında buluşurlar. Bu arada pek çok tersine ve ana yol dışı göçler de vardır. Bu süreç on binlerce yıl sürer. Arada buzul çağları yaşanır ve birbirlerinden koparlar. Bu buzul çağı zirvelerinden sonuncusu 20 – 22 000 yıl önce yaşanır ve 18 – 16 000 yıl öncesine kadar yollar kapanır. Göçler büyük ölçüde durur ve toplumlar, kabileler farklı ve özgün karakterler kazanmaya başlar. Anadolu’da kalanlar % 80 – 85 oranında kendi uygarlıklarını yaratır. Kalan kısım komşuları olan Kafkas ve Orta Doğu toplumlarındandır. Bu üç gruptan Anadolu ve Orta Doğu halkları kendi başlarına tarımcılığa doğru bir gelişme gösterir. Bunlar dünyanın ilk tarım toplumlarıdır. 8 000 Yıl kadar önce Anadolu tarımcıları Balkanlar’dan Avrupa’ya doğru (tekrar) yayılmaya başlar ve 3-4 bin yıl içinde tüm Avrupa’yı, Akdeniz kıyılarını ve kuzeye kadar tüm Avrupa’yı kaplar. Burada daha önce yine Anadolu’dan gelip yerleşmiş olan Avrupa Avcı Toplayıcıları ile karışıp barışçı bir uygarlık kurarlar. O çağda daha kuzey - doğudan Avrupa’ya Batı Avrasyalı Avcı Toplayıcıların akınları başlamamıştır..   

İşte günümüzde Avrupa’nın sahibi olduğu varsayılan Hint – Avrupalı, Aryan denen halkların ataları ancak bu sonunculardır.

 

 The World Water Council, gives this description of the importance of water for life:
"Water is life.All living organisms are predominantly made of water: human beings about 60%, fish about 80%, plants between 80% and 90%. Water is necessary for all chemical reactions that occur in living cells—(it) is essential for food production and all living ecosystems."

https://serc.carleton.edu/eslabs/drought/1a.html#:~:text=All%20living%20organisms%20are%20predominantly,production%20and%20all%20living%20ecosystems.%22

Atlantis Wiki

Atlantis is described as a naval empire that ruled all Western parts of the known world,[1][2] making it the literary counter-image of the Achaemenid Empire.[3] After an ill-fated attempt to conquer "Ancient Athens," Atlantis falls out of favor with the deities and submerges into the Atlantic Ocean.