Doğa Bilimcileri (Naturalistler) çok farklı amaç ve gerekçelerle doğayı araştırıp, inceleyen insanlardır. Bu çalışmalar canlı organizmalardan, cansız doğal varlıklara ve doğayı etkileyen her tür olayı kapsar. Doğa Bilimi (Naturalizm) de bu yüzden dünyadaki bilimsel çalışmaların çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Düşünen insanla başlayıp günümüze dek müthiş buluşlar, keşifler ve ilerlemelerle sürmüş ve o insan ya da onun yarattığı otomatik yapay zekâ yok olana dek de sürecektir. Doğada rastlanan ya da yok olmuş tüm mikro - organizmalar, bitkiler, hayvanlar, mineraller, kayaçlar, fosiller vb ile bunlarla ilişkili tüm ürünler (madde, kimyasal, ilaç vb) ile olaylar, yolaklar vb incelenecektir. Tüm bu çalışmaların temelini oluşturan ortak nokta ise varlık ve olayların doğru, amaca uygun tanımlanıp adlandırılması gerekliliğidir. Günümüzde de geçerliliğini koruyan en modern bilimsel adlandırma, genellikle “Linnaeus Adlandırması (sonradan ikili adlandırma sistemi, binomenklatür, binary system vb )” denen bir sistemdir.Ünlü İsveçli naturalist, bilim adamı Carl Linnaeus’un da bu sistemin ilk kurucularından olduğu kabul edilir. Ondan önce (yazılarımızda sıklıkla adı geçen) Fransız Tournefort gibi bilim adamlarına özgü sınıflandırma sistemleri de vardı ve kullanılıyordu. Naturalistler keşif ve buluşlarını eserleri ile ilan ederken sıklıkla “dogmatik önyargılarla” da uğraşmak zorunda kalmışlardır. Bu yüzden gerektiğinde mevcut duruma (status quo) karşı durabilecek denli içten ve cesur olmak zorundadırlar. Ancak sonuçta bilim insanları da insandır ve hatalardan arınmış değildir. Bu yüzden bir dogmayı yıkmak için uğraşırken, kendileri de bir başka dogmanın kurbanı olabilir. Bilim dünyasında bu durumun sayısız örneği vardır. Linnaeus da ne yazık ki bunlardan biridir.
“Linnaeus’un 1735 yılında, 28 yaşındayken yayınlanan temel doğa sınıflandırması olan “Doğanın Sistemi / Systema Natuae” adlı yapıtı doğa bilimlerinde bir dönüm noktasıdır. Linnaeus doğadaki varlıkları üç temel alemde (Regnum / Kingdom) toplayıp sınıflandırmıştır” ve aşağıdaki nedenlerle çok büyük önem taşır; 1. “Doğal varlıklar mineral, bitkisel ve hayvansal alemler (regnum) olarak (en geniş şekilde ve standart kurallarla)sınıflandırılmıştır”, 2. “İnsana ilk defa doğal varlıklar arasında, Hayvanlar Alemi’nde (Regnum Animale) yer verilmiştir”,3. “Bu sınıflandırma sisteminde insan, Sınıf (Clasis) : Dört Ayaklılar (Quadrupedia), Alt Sınıf (Ordo) : İnsansılar (Anthropomorpha), Cins(ler) (Genus) : 1. İnsan (Homo), 2. Maymun (Simia), 3. Tembel Hayvan (Bradypus) şeklinde yer almıştır. Ayrıca Homo (İnsan) cinsi kendi arasında (Systema Naturae 1735 ilk baskında) ; 1. Europeus albesc. (Avrupalı beyaz), 2. Americanus rubesc.(Amerikalı kızıl), 3. Asiaticus fuscus. (Asyalı kahvemsi), 4. Africanus nigr. (Afrikalı siyah) olarak ayrılmaktadır. Linneus bu son ayrımı hiçbir yerde ırk olarak yazmamış, varyete olarak tanımlamıştır”, ancak bunun yalnızca bir mazeret olduğu açıktır. Bu yüzden standart sistematiğe uygun olarak diğer dillere çevrilirken en azından “alt tür / sub-species olarak çevrilmektedir. Systema Naturae, Linnaeus yaşarken 12 kez, her seferinde bazı değişiklikler, düzeltmeler yapılarak yayınlanmış. İnsan hakkındaki tanımlamaları kendisi tarafından başka bazı özelliklere de değinilerek değiştirilmiş ve genişletilmiştir. Giderek bu dört insan kategorisine cilt renklerine ek olarak kendilerine özgü “mizaç / temperament, akışkanlar / humours, davranış özellikleri, beden ölçüleri, yönetim tarzları, giyimleri vb tanımları eklenerek ayrışma güçlendirilmiştir(!). Çok önem verilen “1758 tarihli 10. Baskısında” bu sınıflandırma son bilimsel adlandırma sistemi haline geldiğinde, artık, önce tüm Avrupa ve batıda sonra da dünyada bilimsel(!) ırkçılık için bir referans oluşturmaktadır. Bu son halinde Linnaeus’un insan sınıflandırması şöyledir; “Hayvanlar Alemi (Regnum Animale), Sınıf: Dört Ayaklılar, Alt Sınıf: İnsansılar, Cins: Homo, Tür (Species) : sapiens (kendini bilen / Nosce te ipsum), Alt Tür ve Varyete (Sub-Species & Varietaet) : Europeus albus, Amercianus rubescens, Asiaticus fuscus ve Africanus niger. Kısaca insanlar arası sözde doğal ve bilimsel bir hiyerarşi yaratılıp, tahta “Kendini Bilen Beyaz Avrupalı İnsan” oturtulmuştur. Bir ara (1758) bunlara “Ferus: Yabani çocuklar ve gençler ile Monstrosus: Canavarlar” denen 2 yeni insan grubu daha eklenmiş. Bu “Yabaniler ve Canavarlar” lar grubundaki insanlar için çok acı, trajik sonuçlara yol açmış. Çünkü bunlar yaşam şartlarının yarattığı davranış ve bedenlerindeki anomaliler ve deformasyonlar nedeniyle dışlanan insanlardır. Alpini (dağlılar) ya da Afrika’nın Sahara Altı bölgesinde yaşayan Khoikhoi (Hottentots) kabilesi üyeleri gibi insanlardan bazıları yakalanıp köleleştirilerek Avrupa başkentlerindeki sirklerde çeşitli şekillerde teşhir edilip, işkence görmüş (Örnek: Sarah Baartman olayı). Aynı kentlerdeki kölelik karşıtlarının fiili ve hukuki karşı koyuşlarına rağmen insan onuru ve hayatını zevkle tahrip etmek alışkanlığı engellenememiş. Linnaeus’un bu sınıflandırması kendi çağında büyük gürültüler koparmış. Ancak sanılacağı gibi ırkçılığa zemin oluşturmasından dolayı değil;
İnsana Hayvanlar Alemi / Regnum Animale içinde yer verdiği için.