İnsanların üretim kapasitesi, ürünleri olan işlenmiş taş – bakır – tunç – demir araç gereçlere göre adlandırılmış. Toplulukların geçimini sağlama yolları, uyguladıkları avcı – toplayıcı, bitki tarımı ya da çobanlık gibi yönetmelerle sınıflandırılmış. Toplumlaşma becerileri, yaşam alanlarının tipi, kurdukları konar – göçer ya da yerleşik düzenlere göre incelenmiş. Bunların yanında soyut düşünme becerileri (inanç, sanat, resim, dil, yazı vb) ile gelişmişlikleri karşılaştırılmış. Bu gibi kriterlerin tümünün bir arada değerlendirilmesi ile de uygarlık düzeylerinden söz edilmiş. Tüm bu uygarlık kriterleri sonuçta (tıpkı genetik analizlerdeki gibi) “yer ve zaman boyutları” ile tanımlanıyor. Yani, örnek olarak Tunç Çağı her yerde aynı zamanda başlayıp bitmemiş. Bu durum yukarıda söz ettiğimiz tüm tarihi uygarlık kriterleri için de geçerlidir. Kabaca 12 bin yıl önce son buzul çağı bitip dünya yeniden ısınmaya başladığında, yollar yeniden açılır. Anadolu’dan Avrupa’ya doğru göç, yavaş yavaş, yeniden başlar. Ancak aradan geçen zaman içinde Verimli Hilal denen, Son Kabile’nin (Homo sapiens) Afrika’dan çıkıp yerleştiği ilk bölge uygarlık açısından göreceli olarak Avrupa’ya göre çok daha ileri bir düzeye ulaşmıştır. Verimli Hilal bölgesini Doğu Akdeniz Kıyıları (Levant), Mezopotamya ve Anadolu oluşturmaktadır. Ancak başlangıç zamanı farklı olsa da buzulların erimekte olduğu bölgelere ulaşım kolaylıkları ve bölgeler arası ticaretin gelişmesi, sonuçta gelişmişlik farklarının kapanmasına yol açıyor. Özellikle de Anadolu tarım toplumlarının binlerce yıl içinde Avrupa’ya yayılıp bu uygarlığı taşıması o bölgelerde de benzeri toplumlaşmaların oluşup, gelişmesine yol açıyor. Üretim toplumları bazı yaşamsal gereksinimleri birbiri ile takas ederek ilk ticaret ilişkilerini kurmuş. Mezopotamya’da günümüzden 7 bin yıl kadar önce organize ticaretin Sümer’ de başladığını (günümüzde bile kullanılan) ilgili sözcüklerin köken araştırmasından biliyoruz. Bu sözcüklerin en önemlilerinden biri de Kar (ince a ile, getiri anlamında ve meslek eki vb., Farsça’dan), Ker-van (Kar-avan), Kar-um (ticaret kolonisi) ve bir olasılıkla da Kar-un (efsanevi zengin kişi) sözcüklerindeki Kar köküdür. Bu kök Sümer kökenli ve aslında tahkimat, duvar, liman vb demek oluyor. Sümerce’den Akkad diline yine liman ve mal indirilen, ticaret yapılan korunaklı yer anlamında geçiyor. Bir sonrasında Babil’e ve oradan da Asur uygarlığına ticaret merkezi, kolonisi anlamını yüklenerek ulaşmış. Anadolu’ya MÖ 2 bin yıllarında bu kök bir Asur sözcüğü olarak girmiş. Bu dönem Anadolu’da “Asur Karum Dönemi” olarak ticaretin daha farklı bir düzeye ulaşması ile anılıyor. Sıradan ürün takaslarının yerini giderek daha önemli ve günümüz dünyasının temelini oluşturan bir kavram almaya başlıyor; “Kar etmek ve bu karı tüm ürünlerin değerinin kıyaslanmasında kullanılabilir ortak bir kıstasa bağlamak”. Böylece daha standart para icat edilmeden bu icadı gerekli kılan “parasal (monetary) değer” kavramı ortaya çıkmaya başlıyor. İşte bu yüzden Anadolu’daki Ticaret Merkezleri (Karumlar) ve daha küçük pazar yerlerinin (Vabartum) Asurlar tarafından kurulması çok önemli bir uygarlık gelişimidir. Asurlar bu düzeni yerel kent devletleri ile çok düzenli, uluslararası antlaşmaların ilk örneklerini yaratarak kuruyor. Tunç Çağı’nın en önemli ürünü Tunç’un kendisidir. Sivil ve askeri teknoloji bu metale dayanır.  Tunç, başlangıçta Arsenik katılmış Bakır’dan üretilmiş, ancak kısa süre sonra arsenik’in yerini kalay almış. Bakır madeni Anadolu ve çevresinde oldukça boldur, ancak kalay azdır ve genellikle Avrupa (Britanya Adaları vb) ve çevre ülkelerden ithal edilmektedir. Anadolu ayrıca Altın, Gümüş ve Demir açısından da zengin bir ülkedir ve bunların saflaştırılmasında da ileri teknolojilere sahiptir. Asur tüccarları Karum ve Vabartumları Anadolu kentlerinin merkezleri yanında (günümüzdeki serbest bölgeler benzeri) kurmuş. Kervanların yol güvenliğini Anadolu’daki yerel kent devletleri ve krallıklar sağlar. Ticaret yol ve kuralları çivi yazılı tabletlerde ayrıntılı olarak yer almıştır. Günümüz Kayseri ili yakınlarındaki Kültepe (Kaneş) Karum’unda bu konuda 26 binden fazla tablet bulunmuştur. Ayrıca şimdiki Suriye sınırındaki Kar-Kamış antik kenti de gelişmiş bir Karum’dur. Toplan 40 kadar benzeri ticaret merkezinin kurulduğu tespit edilmiş. Asurlar Anadolu’ya kalay, yünlü dokumalar ile Babil, Elam ve diğer yerlerden değerli mallar getirir. Kurdukları düzen sıradan bir takasın çok ötesindedir. Bu ticarette elde ettikleri tüm malları, nerede daha değerliyse orada özellikle Gümüş’e çevirerek Asur’a giderler. Şekel dedikleri ilk para birimidir ve 8,33 g Gümüş’e eş değer tutulmuş. Altın ticareti Asur’da tekele benzer bir sistemle ruhsat altına alınmış. İlginç bir nokta Anadolu’da (o çağda) Altın’dan çok daha değerli olan tek metalin Demir olmasıdır. Bu metal gelecek çağa adını verecektir. O çağda Avrupa’da tunç çağı daha yeni başlamıştır ve ticaret kervanları büyük tehlikeleri göze alarak ticaret merkezlerine ulaşabilmektedir.

Çok daha sonra olsa da, standart metal paranın da (Gümüş ve Altın) Anadolu’da Lidyalılar tarafından icat edilmiş olması bu yüzden hiç de bir rastlantı sayılamaz.