Bilimsel ırkçılık diye bir kavram doğru olabilir mi? Tarih boyunca, doğal olarak, ırkçı bilim adamlarına da rastlanmıştır, ancak günümüze dek ırkçılığın (bazı kesimlerin yoğun çabasına karşın) her hangi bir bilimsel temeli olduğu kanıtlanamamıştır. İnsanlar arasında ırk ayrımları bir yana, dillerin ve uygarlıkların da birbirinden kopuk olmadığı, tam tersine (farklı toplumsal girişimlerle) sürekli birbirleriyle etkileşerek doğup, geliştikleri net olarak gösterilmiştir. Bilim adamları dahil, bu gerçeğe rağmen, ayrımcılıklar, oluşturmaya çalışmak ise ne yazık ki günümüzde bile rastlanan bir olgudur. Avrupa, Asya ya da başka bir coğrafi bölgeyi odak alarak ırk ütünlüğünü savunmak ancak sosyo – ekonomik ve politik tercih ve ütopilere dayandırılabilir. İnsanlığın akıl çağının ne zaman ve nerede başladığından söz edebiliriz, ancak nerede kemale erebileceğini ise hala bilemiyoruz.
İnsanları, yer yüzünde ve evrende var olan tüm organizmaları tanımlayıp bir envanter çıkartmak, organize, küresel bilimi kolaylaştıran en önemli adımlardan biridir. Kısaca “bilimsel sistematik” adı verilir ve ilk başarılı örneklerini uygarlığın en eski çağlarında bile görebilmekteyiz (arkeoloji). Bunu dillerin ve yazının icadıyla belgelerin içine gömülü “özel adlarda” da görüp, değerlendirebiliriz (arkeoloji + dil bilim / linguistik). Uygarlığın klasik çağında ise (Yunan / Anadolu/ Mısır/ Geniş Orta Doğu vb uygarlıkları) doğrudan bu konuda kitaplar yazılmıştır (Örnek: Filozof ve Doğa Bilimci Aristo MÖ 4. YY /İskender’in hocası; Historia Animalium / Hayvanların Tarihi; Fizik; Parva Naturalia / Doğa Yazıları vb). Aristo örneğinde de ifade edildiği gibi, doğayı sınıflandırırken gösterdiği objektif bilimsellik, iş insanlara geldiğinde yerini Yunanlıların Perslere (ve genel olarak Barbar dedikleri Yunanca konuşmayanlara) karşı olan doğal bir üstünlük kanıtlama çabasını engellememiştir. Bu yalnız Yunanlılarda değil, çağdaşı tüm diğer toplumlarda da benzer örneklerle geçerlidir. Asırlar sonra (17 / 18. YY) da önceki yazı bölümlerinde söz ettiğimiz Evliya Çelebi Seyahatnamesi ve Fransız hekim – doğa bilimci Tournefort’ Seyahatnamesinde de, sayısız benzeri kaynakta da yazarların kendi toplumunu diğerlerinden üstün görmek tarzında açıkça görülmektedir. Bu boy ölçüşme çağlar boyu, günümüze dek sürmüştür. Ancak “sistematik ırkçılığın” ilk icadının genel olarak ünlü Fransız hekimi François Berniere’in Madame de La Sabliere'e yıl başı armağanı olarak yolladığı mektubuyla başladığı kabul ediliyor. Bu mektup 24 Nisan 1684 te bir dergide makale olarak “Dünya üstünde yaşayan insanların ırklarına göre yeniden sınıflandırılması” (kısaltılmış) adıyla yayınlanarak arşivlere girmiştir. Barniere dünyayı 4 ırka ayırır. Kendinden sonraki benzer eğilimli yazarlara göre biraz daha yumuşaktır. Bunda uzun yıllar yaşadığı Kuzey Hindistan Türk – Mogul (Babür) İmparatorluk sarayındaki gözlemlerinin etkili olduğu düşünülmektedir. Böylece Avrupa, Anadolu, Kuzey Afrika, Arabistan ve güney kuşak Avrasyayı (Rusya’nın bir bölümü hariç) “beyaz Avrupa ırkı” ile benzer kabul eder. Bu ırkta kısmen rastlanan koyu cilt rengini güneşin etkisine bağlayarak 2. Irk grubu olarak belirttiği “kuzey kıyısı dışındaki siyahi Afrika ırkından” ayırır. 3. Irk grubu olarak Fırat’ın kuzey doğusundan başlayarak tüm kuzey Rusya, kuzey Türkistan ve Tatarlar dan Japonya, Çin ve güney doğu Asya’ya uzanan bölgede yaşayan ırk olarak tanımlanır. Bu ırkı “aslında beyaz ciltliler ama bariz geniş omuzlu ve geniş yüzlüler vb “ şeklinde tanımlayarak cilt rengi dışında bedenin morfolojik ölçülerini de ırk ayrımı teknolojisine sokar. Berniere’ e göre 4. Irk Amerika’da yaşayan “zeytuni cilt renkli bir ırktır”. Bu makale Avrupa’da çok ilgi çeker. Özellikle yazanın ünlü bir hekim olması bilimsel bir inandırıcılık yaratmaktadır. Ardından pek çok “bilim adamı (!)” her yolla insan bedenini ölçüp, cilt, göz, saç renkleri vb farklılıklarını kullanarak heyecanla “Avrupa Irkı ve diğerleri” kavramını köpürtmeye başlar. Berniere de Hitler gibi bu ırkların oluşmasında çevre ve iklimin etkisini vurgular, ancak tam tersine. Ona göre beyaz Avrupa ırkı (Nazilerdeki güneye, sıcak yerlere giderken ki gibi) kuzeye ve soğuk iklimlere giderken öz ırk özellikleri değişime uğramıştır. Avrupa merkezli bir zihniyet çağlar boyu içlerinde barındırdıkları üstünlük kompleksini kanıtladığını düşündüğü yapay, safsata teknolojik verilerle ırkçılığı icat edip, sözüm ona geliştirmeye çalışmış. Kaçınılmaz olarak diğer toplumlar da benzeri yöntemlerle kendilerini Avrupa’dan dışlayan bu akıma katılıp, kendi ırklarını “beyaz Avrupalı kıstasına göre” konumlandırmaya çalışır. Avrupa’dan kaynaklanan ilk dışlama, karşıt tepkiler kılıfında, bu yöntemleri yaygınlaştırıp, insan ırkçılığını küresel bir hastalığa dönüştürür. Bu daha bir başlangıçtır. Berniere’den 60 yıl kadar sonra tartışmasız dünyanın en önde gelen bilim adamlarından biri olan İsveçli Carl Linnaeus, Systema Naturae / Doğanın Sistemi adlı başyapıtı ile devreye girecektir.
Linneus türlerin ve insanın evrimleşmesi konusuna C. Darwin’den 124 yıl önce işaret edebilen bir bilim adamıdır.