17. YY Avrupa’sı 1618 – 1648 arasında yaşadığı 30 Yıl Savaşları ardından pek çok açıdan yeniden yapılanmıştır. Görünürde bu savaşlar Kutsal Roma İmparatorluğu iktidarı için savaşmaya başlayan Katolik – Reformist / Protestan ve Kalvinist vb Hristiyan mezhepleri arasındaki boy ölçüşme gibi başlamış. Ardından yeni devlet ve hukuk anlayışlarının temelleri inşa edilmiş. Bunlar derin Orta Çağ karanlığını yok etmeye yeterli gelmemiş ve 18. YY sonunda ABD nin özgürlük savaşı ile onu izleyeyen Fransız Devrimi gibi kanlı boy ölçüşmelerle bu yeniden yapılanma süreci neredeyse aralıksız devam etmiş. Resmi adıyla “Devlet-i Ali” yani Büyük Devlet (günümüzdeki Süper Güç deyimi benzeri) olarak anılan (Osmanlı) bu çalkantılardan olabildiğince uzak durmayı başararak, (haklı olarak) gücünü koruduğunu düşünmüş. Otuz Yıl Savaşları’nda, İngiltere gibi, savaşan taraflardan biri olan Fransa’yı (Bourbon Hanedanını) Avusturya’ya (Habsburg Hanedanı) karşı destekleyerek kendi gelecek hesaplarına uygun bir tavır almış. Bu gizli hesap, kısaca, Habsburgların baş kenti Viyanayı alarak Orta Avrupa’dan içerilere girmektir. Çünkü 16. YY da Sırbistan’ı fetheden Osmanlı, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile doğrudan sınır komşusu olmuştur. Büyük Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, onun batı ve doğusu arasında yaşanan miras kavgası böylece iki yeni varisi arasında yaşanmaktadır. Bu savaşçı varisler aslında Roma’yı yüzyıllarca zorlayıp, sonuçta yıkan iki büyük kuzeyli kabiledir; Türkler v Cermenler. Bugün düşünülenin tam aksine, aslında çok büyük benzerlikleri vardır. Hatta Attila’nın (MS 434 – 453) Batı Hun imparatorluğu kapsamında Roma’nın kapılarına dayandıklarında çoğu devletin siyasi ve sosyal yapılanması içinde yer almıştır. Attila son seferinde İtalya’ya girip, Po Nehri kıyısına dek ilerlediğinde karşısında direnecek askeri bir güç kalmamıştı. Bu kuzey Avrasyalı savaşçı kabilelerinin kesin zafer anıydı. Roma’dan yollanan iki sivil yönetici ile Papa bugün içeriği hala tam olarak anlaşılamamış bir gündemle yaptıkları müzakere sonucunda Hunlar sefere son verdi. Bu buluşmada her ne kararlar alındı ise, uygulanamadan tarihten silinebilmesi, Attila’nın bu anlaşmadan hemen bir yıl sonra, zehirlenerek öldürülmüş olmasıdır. Bir diğer önemli nokta da, bu olaylarda İbrahimi bir din olan Hristiyanlığın siyasi bir güç olarak Roma’nın kurtuluşunda oynadığı roldür. Bundan iki yüz yıl kadar önce imparator Konstantin’in çöküş fazına girmiş olan dünyanın bu en önemli imparatorluğunu yeni bir dini yapılanma yoluyla kurtarma çabasının başarılı bir sonucudur. Bu bölgedeki tüm hakim devletler ve siyasi güçler Roma İmparatorluğu’nun mirasına, benzer taktiklerle sahip çıkmaya çalışmıştır diyebiliriz. Fatih’in İstanbul’u almasıyla birlikte de son İbrahimi din olan İslam ile yapılanmış olan Osmanlı devleti de bu mücadelenin doğudaki en önemli tarafı olmuştur. Bu yüzden 17. YY da Avrupa iç siyasi ve mezhep çatışmaları ile uğraşırken, bu sorunlardan uzak kalarak asıl hedefine kilitlenmiştir. Onun için Viyana yalnız en büyük rakibinin başkenti değil, alındığında Roma mirasına sahip çıkılabilecek bir taht makamıdır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi döneminin bu anlayışı içinde müthiş ve haklı bir özgüven barındırmaktadır. İmparatorluk çok çeşitli din, dil ve etnik grubun yüzlerce yıl birlikte barış içinde yaşayabildiğini göstermiştir. Bu yüzden Pax Romana (Roma Barışı) benzeri bir Pax Ottomana (Osmanlı Barışı) söz konusudur. Ancak bu süreçte fark edilememiş olan, Avrupa’da akıl çağının başlamış olduğu ve yaşanmak olan mutlak monarşik hakimiyet tarzının yerini giderek parlamenter sistemlere bırakmakta olduğudur. Bunu yalnızca krallar ve dini otoritelerin zayıflaması olarak görmüş ve gelişerek iktidara ortak olmaya başlayan sivil toplum örgütlenmelerinin önemini göz ardı etmişlerdir. Hatta bunları toplumsal bir zafiyet unsuru sanmış bile olabilirler.

Avrupa siyasi ve toplumsal sorunlarla uğraşırken Osmanlı Viyana seferine hazırlanmaktaydı. Günümüz Ukrayna toprakları ötesindeki Lehistan’a (Polonya) karşı sonuç olarak başarılı seferler yapıldı. Venedik Girit’in Osmanlı toprağı olduğunu kabul eden anlaşmaları imzalayıp, deniz hakimiyetini terk etti. Fransa ile Kanuni zamanından beri süren ittifak sürmekte ve Habsburglara karşı Osmanlı gücünü artırmaktaydı. Avrupalı krallar şatolar, saraylar, müzeler, bahçeler vb inşa edip, müzik, edebiyat, tiyatro, bilimsel deneyler, felsefi ve sosyal tartışmalar vb ile meşgul olurken, Rusya bir sessizliğe bürünmüşken, sanki Doğu’dan bir fırtına kopmak üzereydi. Avusturya panik içindeydi. Osmanlı ile arasındaki barış anlaşmasının sona erme tarihi yaklaştıkça, uzatılabilmesi için diplomatik seferberlik ilan etmişti.

Büyük Devlet ise tüm bu çabalara kulaklarını tıkamış, hazırlanmaktaydı.