Tunç Çağı Anadolu ve Ege uygarlığında, aklın ön planda rol aldığı (çağına göre dünyanın en gelişmiş) iletişim yollarının kullanılması kadar, inaçlar, ilahlar, ilaheler ve büyü denebilecek doğa üstü ritüller de çok önemli rol oynamıştır. Bu tüm antik uygarlıklarda görülebilen karmaşık bir durumdur. MÖ 1300 lerde Ege uygarlığının yaşadığı değişiklerdeki rolü çok büyüktür. Orta Anadolu merkezli bir politik birliğin ilk adayı olan Hititler döneminde bu açıdan çok anlayışlı ve büyük bir kabullenme söz konusudur. Bu yüzden hemen her kabile ve kentin kendilerine özgü ilahları varken, Hititler bunları yönetimlerine aldıklarında yok etmemiş, kendi ilahlarına katmış. Bu yüzden “Bin Tanrılı Devlet” olarak nitelendirilmişler. Doğu ve güney doğu Anadolu bölgelerindeki Hurriler ve ilişkili Mitanni. Urartu vb uygarlıklardan çok etkilenmişler. Zaten kendilerinden önceki Hatti (Eti) ve benzeri yerli halkları kendi içlerinde eritmeye çalışmış, batı ve güneydeki Luvi kökenlilerle (Arzava, Mira – Kuvaliya, Seha Irmağı Ülkesi, Viluşa / Truva vb), Lukka / Likya gibilerle de yüzyıllar süren iç içe bir uygarlık yaşamışlar. Zaman zaman kendi, gerektiğinde de onların ilahlarından destek ummuşlar. Ritüellerini, büyülerini en geniş şekilde kullanıp başkent Hatuşaş arşivlerinde yazılı olarak saklamışlar. MÖ 2000 – 1700 arasında aniden yok olup, 19. YY’ a kadar (3500 yıldan fazla bir süre) tümden unutulmuş olmaları gerçekten akıl almaz bir nedene dayanıyor olmalı (Not: Aynı unutulma örtüsü güçlü Arzava Devleti, diğer Anadolu Kavimleri, Mira Krallığı, Girit/Minos ve hatta Homer’in İliad’ının ünlü Akaları / Ahiyava /Mikenlerin de üstünü örtüp, karanlığa boğmuş). Üstelik Mısır ile tarihin ilk yazılı diplomatik antlaşmasını (Kadeş Antlaşması) imzalamış ve adları tüm yazı kullanan komşu uygarlıklarında kayıtlı olmasına karşın böyle olmuş. Biz yaşananları (ve saray dedikodularını) müzelerdeki tabletlerden izlemeyi sürdürelim:
Mısır kralı Tutankamun öldüğünde dul kalan eşi Hitit kralının bir oğlu ile evlenmek ister. Bu oğlan Mısır’a giderken dul kraliçenin düşmanlarınca öldürülür. Her ikisi de Suriye – Filistin bölgesinde yayılmak isteyen çağın iki süper gücü Kadeş’te sonuçsuz bir savaşa tutuşur (MÖ 1274). Yıllar süren savaş sonrası (MÖ 1269) barış yapıp müttefik olmaya karar verirler ve antlaşma imzalanır. Antlaşmada Hitit kralı III. Murşili yanında eşi kraliçe Pudu – Hepa’nın da mührü vardır. Çünkü Anadolu’da kadın çok önemlidir ve eşi ile aynı güçleri paylaşırlar. Pudu-Hepa Hurri asıllıdır, ilaheleri Hepat’a adanmış bir İştar rahibesidir. Hitit kraliçesi olduktan sonra da bu konumunu korur. Aynı çağlarda Hititlerin başı Ege’de de Arzava krallığı ile zordadır. Hititler MÖ 1650 de Arzava’yı işgal edip vazal devlet olarak kendine bağlar. Bazen müttefik olsalar da, MÖ 1550 den başlayarak Arzava Devleti Hititlere karşı 400 yıl kadar her fırsatta isyan etmiştir. Bu isyanlar döneminde Arzava giderek küçülmüştür. MÖ 1300 lere gelindiğinde “küçük Arzava” kralı Uhha – Ziti ve ailesi başkentleri Apaşa / Efes’te yeni bir isyan başlatır. Seha Irmağı Ülkesi ve Milevanda / Milet’teki Ahhiyava / Akalar destek verirken batı kıyısındaki Mira Krallığı karşı çıkar. Bu sırada Efes’te yıldırım düşmesi nedeniyle kral yaralanır. İsyan bastırılır, Efes işgal edilir ve halkı kaçar (Torbalı taraflarına). Milet de yakılmıştır. Ancak ortaya Piyama – Radu adlı bir komutan çıkar ve kaçan halkı toparlayarak isyanın Tunç Çağı sonuna dek sürmesini sağlar. Bu komutanın tahttan indirilen kralın torunu olduğu söylenmişse de hiç bir zaman prens unvanı taşımamıştır. Bir ara Miletlilere sığınıp ailenin diğer üyeleri gii adalara kaçar. Sonra savaşmak için yine, yeni kuvvetlerle geri dönerek Hititlere çok büyük zararlar verir. İşte bu kaçış döneminde Hitit kraliçesi ve ilahelere adanmış rahibe Pudu_Hepa, İzzia kentinde ( İskenderun Körfezi’nde) deniz ilahlarına bir yemin büyüsü düzenleyerek, onlardan Piyama-Radu’yu ya Hitit ülkesinden uzak tutmalarını ya da kendine teslim etmelerini ister. Karşılığında vaatlerde bulunur. Görünen o ki, deniz ilahları onun bu dileklerine Piyama-Radu’yu sonunda Hititlere teslim ederek yanıt vermiş. Bu ritüel de Hitit arşivinde kayıtlıdır ve diğer ritüellerden farklı olarak “deniz halkları ve ülkeleri” kabul edilen Arzava (dolayısı ile Mira) nın bu özelliklerini tarihi kayıt altına almış olur. Bir diğer ilginç yönü de ritüel sırasında geçmiş olası hata ve günahlarını temsilen denize kapalı bir kap içinde semboller bırakması ve dileklerini içeren sembolleri de denize atmasıdır. Tıpkı bizim de Hıdrellez sabahı dileklerimizi denize bırakmamız gibi. Çağın Hitit kralları için de devletin sınırlarını deniz kıyılarına ulaştırmak ve buralarda sınırları “demir bir çiviyle yere çakarak” korumak önemli bir kavram olmuştur. Demir ve çelikle ilişkili metal işlemeciliğinin ilk örneklerinin bu çağda ve bu coğrafyada bulunması da dikkate alınarak aslında yeni bir yükseliş dönemine (Demir Çağı) girmeleri umulabilirdi. Ancak ne oldu da birden yok olup unutuldular? Bu modern tarihin en çok uğraşılan, en zor sorularından biridir. Sözün logostan mitosa geçişinin temelidir.
“Tunç Çağı Çöküşü” ve onu izleyen “Uygarlığın Karanlık Dönemi” olarak adlandırılır.