Ormanda bir grup avcıyı gözümüzün önüne getirelim…. Aileleri ile birlikte ziyafet çekmek ümidi ile ellerinde yalnızca ağ, yay ve oklar ile geyik avlamak için yola çıkarlar… Ağaçsız açık bir alanda geyik görür ürkütmemeye çalışarak etrafını kuşatırlar… planları onu çepeçevre sarmak, ağlarına takmak ve bu kadar cüsseli, güçlü bir hayvanı al aşağı etmek için uzaktan etkisiz kalan yay ve okları ile öldürmektir… Sorun, fark edilmeden hayvanın etrafını sarmak çok zaman alacaktır ve hava kararmadan bunu başaramazlar ise aileleri ile aç kalacaklardır… Avcılardan birinin bile hata yapmasının başarısızlığı garantilediğini de bilmektedirler…

Şimdi aynı ormanda oradan oraya zıplayan birkaç yaban tavşanı da olduğunu düşünelim… Avcılar yaban tavşanlarını okları ile kolayca öldürebilir ancak tek tavşan aileyi tek öğünden fazla doyuramazken bir geyik bütün kabileyi günlerce tok tutabilir ve avcılardan biri bile dikkatini yaban tavşanlarına verir ise geyik avı planı bozulacaktır…

Bu avcıların ikilemidir… Hep birlikte bir geyik yakalamak, mükemmel bir akşam yemeği pişirmek, şarkılar söylemek, neşelenmek, keyif ile uykuya dalmak ve bunları yıllar boyu tekrarlamak isterler elbette… Her biri diğerlerinin av planına bağlı kalacağından emin olsa, herkes elinden geleni yapacak ve kimse zıplayan tavşanlar ile ilgilenmeyecektir ama avcılardan biri bile diğerinin görevini yapmayacağını düşüncesine kapılır ise geyiğin kaçacağını varsayacak ve kampa eli boş dönmemek için yaban tavşanı avlamaya dönecektir… Tabi diğerleri de onu takip edecek, sonunda bütün grubu geyikten vazgeçmeye zorlayacaklardır…

Burada önemli noktaları not edelim;

*Avcılar tek başlarına tavşan avlamak yerinde geyiği birlikte avlamayı tercih ederler…

*Diğerlerinin de aynı şeyi yapacaklarından emin oldukları sürece her biri kendisini geyik avına adayacaktır…

*Sonuçta geyiği mükemmel bir uyum içinde avlayacaklarına inanırlarsa, geyiği mükemmel bir uyum içinde avlayacaklardır… Aynı şekilde buna inanmazlarsa bunu başaramayacaklardır…

Bu hikâye iyimserlerin gücü kadar kötümserliğin şeytani çekimini de gösteren güzel bir örnek… Geyik avı bağlamında iyimserlik de, kötümserlik de birer kendini gerçekleştiren kehanet niteliğinde…. Rousseau’nun alegorisinin özü de bu; eğer bir amaç yalnızca toplu olarak gerçekleştirilebilecek ise başarılı olmak için her bireyin yalnızca uyum içinde çalışması yetmez… Diğer tüm bireylerin de öyle yapacağına inanması gerekir…

Dün akşam, Yunanistan'ın eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis’in “Kızımla Ekonomi Sohbetleri” isimli kitabında anlattığı bu hikâye geldi aklıma çünkü ülkece hem devlet yönetiminde hem de toplumsal olarak birbirimize güvenimizi yitirdiğimiz bir dönemdeyiz… Oysa aynı zamanda hem devlet yönetiminde hem de birbirimize en çok güvenmemiz gereken bir dönemdeyiz…

Dün akşam Alim Asaf için açılan Instagram canlı yayınına katıldım…

Yıl 2025 olmasında rağmen maalesef ki, devletimiz SMA gibi hastalıkların tedavisine destek olmak için henüz bir çözüm yolu sunamıyor… Hal böyle olunca bu hastalığa şifa olsun diye hasta çocukların aileleri kendi çabaları ve çevrelerinin destekleri ile çözüme ulaşıyorlar…

Alim Asaf KONAT da onlardan biri ve onun durumunu zorlaştıran hastalık tanısının geç konmuş olması… Üstelik 4.5 yaşında olduğu için ameliyat gününe kadar kilo almadan yaşamını idame ettirmesi gerekiyor…

Biz konu ile ilgili canlı yayındayken bir kişi yayına girip, “hangi ajans ile çalışıyorsunuz” diye sordu… İnanılmaz üzüldüm… Bir aile ve 4.5 yaşında bir çocuk hayata tutunmaya çalışırken bir de böyle suçlamalara maruz kalıyorlar… Oysa, o insanlar 20 TL, 50 TL gibi yapılan destekler ile yaşamın umut dallarına tutunuyorlar…

İnsanlar, kendileri ile ilgili güven sorunu yaşadıkları için bu kampanyalara inanmıyor olabilirler ama bu durum onlara; inanlara karşı küçümseme, iftira atma ya da aşağılama hakkını vermez…

Özet ile bizim birbirimize güvenmeye, Alim Asaf’ın da bizlerin desteğine ihtiyacı var…