Geçtiğimiz Şubat ayıydı…
Çok önceden planlanmış, ödemesi aylar öncesinden yapılmış bir tatil programımız vardı…
Ülkenin doğu bölgesine gidecek bir hafta yaşamın ve dünyanın sorunlarından uzaklaşacaktık…
Yola çıkış tarihi geldiğinde, uzun zamandır depresyonda olduğumdan olsa gerek hiç gitmek istemedim… Hani “kafana silah mı dayadılar” derler ya… İşte o ruh hali ile çıktım yola… Havaalanına gidene kadar bin bir bahane bulup iptal etmeye çalışsam da bizim kızlar geri adım atmama izin vermediler… İyi ki de öyle yapmışlar…
En son havaalanında uçağın kalkmasını beklerken dua etmeye başladım… “Allah’ım bu kadar isteksiz gidiyorum… Biliyorum ki dönüşüm de mucizeler beni bekliyor olacak… Güzelliklerin karşılayacak beni…”
Van, Erzurum, Doğubayazıt, Kars…
Herkes geziye odaklanmışken benim tek odak noktam karlardı… Bembeyaz karlar…
Karlarda yuvarlandım, kardan adam yaptım, hatta kar topu savaşı başlatarak herkesi eğlenceme katılmaya mecbur bıraktım…
İçimdeki çocuk yeniden uyanmıştı…
Özellikle İshak Paşa Sarayı’nın doğal ortamı beni büyüledi… Tepe de bir saray… Etrafı bomboş… Her yer bembeyaz kar… Adım atılmamış, kirlenmemiş karlar… Sanki gökyüzündeki bulutlar yer yüzüne inmişti…
Herkes sarayı merak ederken, attım kendimi o karların içine… Yuvarlanıp durdum…
Sonra bir ara durdum… Önce etrafa sonra gökyüzüne baktım… O tertemiz karlardan bir avuç alıp başladım içimdeki yaratan ile konuşmaya… “Allah’ım bu bembeyaz karlar gibi bir yaşam nasip et bana… Tertemiz yeni bir başlangıç… Bu karlar kadar çok ve bereketli kazanç ver… Bu güzelliğin şifam olmasına vesile ol…” deyip avucumdaki karları iştahla yemeye başladım…
14 Şubat’ı, 15 Şubat’a bağlayan gece sabaha karşı eve döndüm ve 15 Şubat akşamı hayatımı değiştirecek o konuşma yaşandı…
Daha önce yaşadığım travmanın etkisinden olsa gerek nasıl bir güzelliğe kapıların açıldığını o an fark etmedim…
Temkinliydim…
Şüpheciydim…
Şimdi ise aradan geçen bir ay da yaşananlara bakınca o günlerde ettiğim duaların kabul olduğunu hissediyorum… Nasıl gönülden dilemişsem, Rabbim kabul etmiş…
Ve hatırladım…
Evren boşluk sevmez… Gidenin yerini mutlaka doldurur… Biten her ne ise ama iş ama ilişki mutlaka yerine yenisini verir… Hatta daha iyisini verir…
Yeter ki sen görmesini bil…
Yeter ki sen harekete geç…
Yeter ki sen sana verilen hediyeyi kabul et…
Evet kolay değil biliyorum… Onca yara almışken, beynin sana “burası iyi… burayı biliyoruz en azından… burada başımıza ne geleceğini ve başımıza geleceklerden nasıl korunabileceğimizi biliyoruz ama dışarı çıkarsak ne yaşanacağınız bilmiyoruz” diyor… Kendince seni korumaya çalışıyor… Yarattığın o, sana göre konforlu olduğunu düşündüğün alanında kalmanı istiyor…
Ama sen cesur ol… Korkularının ve bilinmeyenlerin üzerine yürü çünkü güzellikler seni orada bekliyor… Ahmet Şerif İzgören’in, Avucumdaki Kelebek isimli kitabındaki kelebek hikayesi gibi… Senin elinde… Yaşamak da yaşarken ölmek de senin elinde…
Ben seçimimi yaptım… Hamd olsun ki artık aldığım nefesi hissediyorum…