John Perkins’in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” beş kitaptan oluşan bir seridir…
Kitapta dünya ülkelerinin yönetimine dair öyle bilgiler var ki, Perkins kitabını yazdığında, yayımlanması için başvuru yaptığı her basım evinden ret cevabı almıştır… Ta ki bir basım evinin cesur sahibi çıkıp “Evet, ben bu kitabı basarım” diyene kadar…
Kitabın ilk baskısında oldukça dikkat çekici bir bölüm var… O bölümü kelimesi kelimesine hatırlamıyor olabilirim ancak ana fikir, o kitabı okuduğum günden beri hiç aklımdan çıkmıyor…
“Biz devletimiz tarafından ekonomik tetikçiler olarak yetiştirildik” diyor Perkins… Pek, ekonomik tetikçi nedir? “Bizler gelişmeye, büyümeye yatkın devletlerin yöneticilerine gidip ülkelerine yatırım yapmaya ikna eden insanlarız… Devletleri, ülkelerine havaalanı, yol, baraj, köprü vs yaptırdığında oy potansiyelinin yükseleceğine ikna etmektir bizim işimiz… Bu yatırımlar için bir de kredi açarız… Başta o ülke için iyi görünen bu fikir, aslında o devleti yok etmek için uzun vadeli bir plandır… Çünkü o devleti, ikna ettiğimiz zaman bir şart koyarız… Yapılacak olan hizmet her ne ise onu inşa edecek olan firma bizim ülkemizden olmalıdır… Bu şart ile verdiğimiz kredi otomatik olarak zaten bizim ülkemize nakit olarak geri döner yani kaybettiğimiz bir şey yoktur… Altta yatan uzun vadeli plan ise bu kredinin yüksek rakamlı geri ödemesi olmasıdır… O devlet imzayı attığı gün bizden aldığı krediyi geri ödeyebilmek için başka hizmetlerden kesmek zorunda kalır… Her hangi bir savaş ihtimaline karşı, ülkesini korumak için savunma sanayi/askeriyeden para kısamayacağı için sağlık ve eğitim bütçesinden kesintiye gider… Uzun vadede ise kendi iradesi ile eğitimsiz ve sağlıksız bir nesil yetiştirmiş olur ve böyle bir nesli istediğimiz gibi manipüle edip yönetmek de oldukça kolaydır…”
Bizim ülkemize bir ekonomik tetikçi uğramış mıdır bilmem lakin bugün inanılmaz güzel duble yollarımız, havaalanlarımız, barajlarımız var peki ya halkımız?
Yıllar önce siyasetçilerin birbirlerine ettiği hakaretleri duymamak için söylemleri dinlemek yerine eylemleri izlemeyi tercih ettim zira o söylemler beni hep korkutmuştur ve bugün maalesef korktuğum başımıza geldi… İster devlet yöneticisi olsun, ister parti lideri ya da sanatçı; kullandıkları üslup çok önemlidir çünkü onları izleyen halk onları örnek alır ve onlar gibi davranır…
Bugün hem kullanılan dilin kalitesizliği, hem de görsele verdiğimiz önemi maneviyata vermiyor olmamızdan kaynaklansa gerek değişik bir millet olduk…
Yukarının adaletsizliğinin aşağıya vurduğu; insanların birbirlerini sevmesini geçtim saygı dahi duymadığı insan grubu olduk… Elbette hala gelenek ve göreneklerimize sahip çıkan; adaleti, sevgiyi, saygıyı el üstünde tutan bir kitle olsa da kalanların durumu içler acısı…
Sadece söylem de değil eylemde de zor durumdayız… İnsanların, kendi hedeflerine tehlike olarak gördüğü kişilere iftar attığı; hata yaptıkları zaman kendi hatalarını kabul etmeyi geçtim suçu başkasına yüklediği; emek hırsızlığının dahi ayyuka çıktığı, başkalarının fikir ve seçimlerine saygı göstermediği, çıkar uğruna her türlü adaletsizliğe göz yumulan, insanların kolaylıkla ve rahatlıkla yalan söyleyebildiği ve bundan hiç rahatsız olmadığı bir süreç yaşıyoruz…
Çocuğu aç yatan ebeveynlerin parçalanan ciğeri, işsiz kalan onca insanın hayata dair yitirdiği ümitleri, yaşadığı topluma faydalı olmak için insanüstü çaba harcayan insanların emeklerini görmezden gelip kendi nefsi peşinde koşan, kendi bencil istekleri uğruna başka hayatları yakıp yıkın insan yığını var sokakta… Her gün yaşatılan fiziksel ve psikolojik şiddetten bahsetmiyorum bile…
Demem o ki; bilinçli olarak ekmeğe muhtaç bırakılan bir toplumun; adalet, farkındalık, hak, hukuk, bilinç yüksekliği, eğitim, ülkenin ahvali vs umurunda olmaz…
Demem o ki; bir ülkenin üstü ne ise altı da olur…
Demem o ki; bir çözüm yolu var mı? Elbette var… İnat ile vazgeçmemek çünkü kazananlar her şeye rağmen vazgeçmeyenlerdir… Çok şükür biz de onlardanız…