Bizim kızı istediler…
Bizim kızı verdik…
Bizim hanımı aldığımda…
Kadına özgürlük verildi…
Kadına iş imkânı sağlandı…
Kadına seçme ve seçilme hakkı verildi…
İyi de yahu, bu kadın hiçbir şeyi kendi yapamıyor mu? Neden bir şey sürekli kadın için yapılıyormuş gibi gösteriliyor ve hatta kadına bir lütufmuş gibi sunuluyor?
Kendimi bildim bileli rahatsız oluyorum bu söylemlerden; toplumun bilinçaltına iteklenen “Kadın bir şey yapamaz ona sadece lütuf edilir” etkisinden… Üstelik biz kadınlar bile çoğu zaman, bu ve benzeri cümleleri kullanarak kendi kendimizi etkisiz durumuna düşürüyoruz…
Bugünün kadınları, 2000’li yıllarda bu söylemlerin kendi üzerinde ki olumsuz etkisini dahi farkına varmazken; bundan yüz yıl önce Türk kadınlarının hayata baktığı bambaşka bir penceresi vardı…
Bugün sosyal medya, telefon, internet vb iletişim araçlarını oldukça yoğun kullanmamıza rağmen her hangi bir miting, etkinlik ya da seminere yeterince katılım olmasını sağlayamazken; o günler de bu iletişim araçlarının çoğuna sahip olmayan Türk Kadını binlerce hemcinsi ile bir araya gelip hakları için miting düzenleyebiliyorlardı...
Öyle ki, 1924 yılının ilk günlerinde Kadınlar Halk Fırkası'nın kuruluşuna hükümetin izin vermediği öğrenildiğinde, Kadınlar Halk Fırkası kurucu heyeti, bu fikirden vaz geçip Kadın Birliği adı altında bir cemiyet teşkil etmeye karar verdi.
Bugün Türk Kadınlar Birliği olarak bildiğimiz heyet, bu defa izin alabilmek için göze batan "hak, hukuk" taleplerini geri çekerek, amaçlarının "Kadınlığı düşünsel ve toplumsal alanlarda yükselterek çağdaş ve gelişmiş bir yere eriştirmek" olduğunu belirterek yeniden yola koyuldular...
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk siyasal partisi Kadınlar Halk Fırkası'nın da kurucusu olan Nezihe Muhiddin, Türk Kadınlar Birliği'nin amacını, "Biz Türk kadınları toplumsal ve siyasal yaşamda hak ettiğimiz yeri almalıyız. Önce Türk kadınlarını bilinçlendirmeli ve eğitmeliyiz. Onlara daha fazla şey istemelerini ve bunlara nasıl ulaşacaklarını anlatmalıyız. Amacımız Türkiye'de kadın ve erkeğin toplumsal, ekonomik ve siyasal eşitliğidir" sözleriyle özetlemişti...
Bu güçlü kadınların inadı, emeği; Latife Hanım’ın desteği ve elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve çalışma arkadaşlarının etkisi ile 1930 yılında kadınlarımız belediye seçimlerinde; 1933 yılında köy ihtiyar heyetlerine seçme ve seçilme hakkını yasa ile kazanmış, 1934 yılında ise milletvekili seçme ve seçilme haklarını elde etmişlerdir…
Özet ile sevgili okur, başta Nezihe Muhittin olmak üzere, çalışma arkadaşlarının da içinde bulunduğu kadın hakları konusundaki emekleri göz ardı edilmemelidir… Zira onların emekleri ile kadınlar da, erkekler gibi birey kabul edilmiş; erkeklerin yasalar ve toplum önünde elde ettiği her hakka sahip olmuştur… Lütfen haklarımıza, zekâmıza, varlığımıza sahip çıkalım… Ve zaten olması gereken, yaşam haklarımızın bize bir lütuf gibi sunulmasına izin vermeyelim…