TAŞDELEN KÖYÜ; Hakkâri Uludere ilçesine bağlı Taşdelen köyünü, Türk askeri kıyafeti giyerek 22 Şubat 1987’de basan PKK’lı terörist, 9’u kadın ve çocuk olmak üzere 14 kişiyi katletti…
ŞEMDİNLİ; 9 Ekim 2016’da Saldırı sonucunda 10 askeri personel ile 6 sivil hayatını kaybetti, 26 sivil yaralandı…
İSTANBUL, BEŞİKTAŞ; 10 Aralık 2016’da PKK/TAK, Beşiktaş Vodafone Park önünde çifte bombalı saldırı yaptı. 48 şehit, yüzlerce yaralı…
ÇUKURCA; 19 Haziran 2012, PKK sınır hattında devriyeye pusu kurdu. 8 asker şehit oldu, 16 asker yaralandı…
DERSHANE, 3 Ocak 2008, PKK, Türk Hava Kuvvetleri mensuplarını taşıyan servis otobüslerine bombalı eylem yaptı… 67 kişi yaralandı, 5 vatandaşımız hayatını kaybetti…
SİİRT DERİNCE MEZRASI; 21 Ekim 1993’te PKK saldırısı sonucu, 16 çocuk 8 yetişkin katledildi…
DİYARBAKIR; 3 Ocak 2008’de PKK, Diyarbakır’da öğrenci taşıyan otobüse bomba koydu. 5’i çocuk 7 kişi öldü, 68 kişi yaralandı…
DAĞLICA; 21 Ekim 2007 ‘de PKK, Dağlıca karakoluna saldırdı, 12 asker şehit oldu, 8 asker kaçırıldı…
BİNGÖL; 23 Mayıs !993’te PKK, izinden dönen silahsız 33 eri otobüsten indirip infaz etti…
Ankara Garı, İstanbul Taksim, TUSAŞ vb….
Diyorlar ki, biz tüm eylemleri halkımızın hakları için yaptık…
Şimdi soruyorum; yukarıda bahsi geçen ve benzeri nice eylemde şehit edilen canların boynunda hangi ırktan olduklarına dair yaka kartı mı vardı? O vefat edenler arasında hiç mi Kürt halkından olan yoktu? Mümkün müdür böyle bir durum? O eylemler sırasında, sözde hakkını koruduğu Kürt halkından birinin canına kastetme ihtimali olduğunu bile bile yapılan bu saldırıların hak arama olduğuna inanan var mı gerçekten?
Diyorlar ki, bizim halkımıza eziyet edildi o sebep ile bu eylemleri başlattık… Yaş gereği biz o günleri yaşamadık, gözümüz ile görüp şahit olmadık ama kulaktan kulağa anlatılanları duyduk… İhtilal günleri oldu bu ülkede… O günlerde yaşananlardan ve ne derece doğrudur bilinmez; değil dirisi ölüsü dahi bulunmayanlardan bahsediyorum… Haklı – haksız demeden işkence görenler ve hatta asılanlar oldu… Gezi parkında can verenler oldu… Bu yaşananlardan sonra hiç kimse eline silah alıp, dağa çıkmadı… Ekmeğini yediği, suyunu içtiği ülkesinin vatandaşına silah sıkmadı…
Şimdi diyorlar ki komisyon kurduk müzakere edeceğiz…
Gerçekten mi?
Gerçekten halkın huzur ve güveni için müzakere mi edilecek yoksa partilerin çıkarları doğrultusunda mı kararlar alınacak o komisyonda? Ve biz halk olarak, o komisyonda bizim, hepimizin iyiliği için bir şeyler konuşulacağına niye inanamıyoruz? Buna inanamamak bizim suçumuz mu yoksa onlara olan güvenimizi kaybetmemize sebep olan siyasetçilerin suçu mu?
Ve bir imza ile her yetkiye sahip olan ülke yönetimi, niçin bu konu da komisyon kurduruyor? Bu komisyondan hangi sonuç çıkacak ki tek başına üstlenmek istemiyor?
En kötüsü ise kendi memleketimde neden gurbette hissediyorum kendimi? Ayrışmaktan yorulmuş, güvensizlikten soğumuş, çaresizlikten boğulmuş…
Neyse ki her duygusal düşüşte o geliyor aklıma…
EY TÜRK İSTİKBALİNİN EVLÂDI! İŞTE, BU AHVAL VE ŞERAİT İÇİNDE DAHİ, VAZİFEN; TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR! MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA, MEVCUTTUR!