Bu sabah yeni güne uyanırken gözüm, şeftali ağacının meyvelerine takıldı…
Bir dönem havanın ısınmasına aldanıp çiçek vermiş sonrasında ise tüm çiçeklerini dökünce üzülmüştüm açıkçası… Lakin bizim şeftali azimli çıktı… Her şeye rağmen “varım” dedi ve meyve verdi… Üzerindeki meyvelerin ağırlığından bir dalı kırıldı yine pes etmedi… Şimdi hafif pembeleşen rengi ile birkaç haftaya hazır olacağını müjdeliyor usul usul ve anlayana…
Bu düşünceler ile yoğunken zihnim, birden tebessüm ettiğimi fark ettim ve gözlerimi kapatıp çevremdeki seslere odaklandım… Çocuklar yine erken uyanmış… Şen kahkahalar atarak oyun oynuyorlar… Diğer yandan kuşlar ve cırcır böcekleri ortak bir senfonideler… Gözümü açtığım anda avokado ağacının yaprakları arasında dolaşan beyaz kelebek, rüzgâra rağmen dans eder gibi uçuyordu…
Ve Salep… Mavi gözlü, kocaman beyaz tüyleri olan İran kedim, uyandığımı anlayıp usul usul yanaştı yanıma… Sabah mahmurluğunu atmak için oyunlar eşliğinde sevgimizi gösterdik birbirimize…
Peki hayatı yaşamak bu kadar güzel ve kolay iken, hayat inanılmaz bir uyum içindeyken biz neler yapıyorduk? Bu kadar öfke, bu kadar kibir, böylesi kin ne içindi?
Örneğin geçtiğimiz günlerde bir kuruma destek olmak için iyi niyet ile teklifte bulunmuştum… Yeni üyelere ulaşabilmeleri adına herkes açık; stres yönetimi, hayatı kolay yaşama rehberliği, liderlik gibi konularda sohbetler yapabileceğimizi dile getirmiştim… Cevap gelmesi gecikince konuyu biraz kurcaladım… Kurumun 23 yaşındaki lideri, konu hakkında yetkinliğim olup olmadığını anlamak için CV’mi istemiş… Güldüm…
O an, bu kişiye telefon açıp, “ablam, sen altında bez ile gezerken ben senin kapısından geçemeyeceğin kurumlarda gözde personel olarak çalışıyordum… Sen ilkokulda okuma yazma öğrenirken, ben siyasilere danışmanlık yapıyordum… Sen ortaokula geldiğinde geometri formüllerini ezberlemeye çalışırken, ben TRT’de ekonomi programı hazırlayıp sunuyordum… Sen lisede sosyalleşmeyi öğrenirken, ben STK başkanı olarak demeç veriyordum… 43 yıla; 30 yakın sertifika, 1 diploma, 3000 e yakın kitap ve yüzlerce deneyim sığdırdım… Sen şimdi hangi potansiyelin ile benim yetki ve yeterliliğimi sorgulayacaksın hele bir anlat bakalım…” diyesim geldi, vazgeçtim…
Aslında onu da anlıyorum… Şahsıma karşı önyargılıydı… Zira bundan 3-4 ay önce aynı kurumun farklı şubesinde bir iftiraya maruz kalmıştım… Hem de hayatımda uğradığım en saçma iftiraya… Bazı insanlar, kendi hataları ortaya çıkmasın diye olmadık söylentiler yaymıştı… Ben birine aşıkmışım, başkası gelip o kişiyi elimden almış, ben kıskançlık yapmışım vs… Öncelikle söylemeliyim ki kıskançlık özgüven eksikliğinden kaynaklanır ve çok şükür ki çok uzun zamandır hiçbir konu da kıskançlık duygusu yaşamadım… Daha önemlisi herhangi bir bireye değil işine aşık bir kadın olarak bu hayatı sürdürürken, aklıma gelen tek soru “İyi de niye böyle bir iftira? Bulunduğumuz ortamda çalıştığımız konu ile bunun ne ilgisi var?” oldu… Ve cevap kendiliğinden geldi… Bazı insanlar, temiz isimleri olan insanların bir dalına asılıp, onların ismi üzerinden yükselmeye, kendi isimlerini duyurmaya çalışırlar… Zira yaşamlarında başarıya giden yola dair, mağdur edebiyatı yapmaktan başka bir bilgi ve planları yoktur…
Yazımızın başında anlattığım toy yöneticimizi bu yüzden anlıyorum… Büyük ihtimal söylentiler onun da kulağına gitmiş ve kendince “Daha aşk hayatını yönetemeyen bir kadın bize ne öğretebilir ki?” diye düşünmüştür… Lakin onu anlıyor olmam hak veriyor olduğum anlamına gelmiyor… Zira uzun zaman önce öğrendim ki, insanları başkalarının anlattıkları ile değil onları, bire bir kendilerinden tanımamız gerekir… Bunu yapabilmek için de olgunluk gerekir…
Bu hikayede benim payıma düşün de, her türlü zorluğa, dış etkenlerin baskısına rağmen pes etmeyen şeftali ağacının azmi…
***
Geçtiğimiz hafta Zafer Partisi CHP mitingine katılmayınca halk arasında kıyamet koptu… Henüz 34 yaşında iken, sadece yürüyüş ve miting yapılarak istenilen sonuca erişilemeyeceğini anlayınca kadın meclisi başkanlığından istifa etmiştim… Zira bizim ihtiyacımız olan farkındalık ve bilinç yükseltmeydi ve bunu yürüyüş ya da mitingler ile yapamazdık… Şimdi aynı durum CHP için de geçerli… Elbette haksız tutuklamalara karşıyız ama yapılan mitingler belli ki yeni tutuklamaların önüne geçmiyor… Acaba CHP sakince bu durumu gözden geçirip, yeni bir yol ve yöntem mi bulsa?