Bu hafta iki hikâye üzerinden iletişim konusuna değineceğiz…
İlk hikâyemiz bize, “taburcu olmak” kelime öbeğinin anlamını anlatacak…
Kimileri bu hikâye için Çanakkale savaşını, kimileri 1. Dünya Savaşını, kimileri ise Osmanlı zamanı savaşlarından geldiğini anlatarak zamansal farklılık gösterse de; hikâyenin sonucu aynıdır…
Derler ki;
1.Dünya Savaşı ve Çanakkale Savaşı sırasında, ülkenin tıp eğitimi veren tek kurumunun hocaları ve öğrencileri cepheye yollanmış ve bu süreçte tıp eğitime ara vermek zorunda kalınmış…
Bu kişiler sadece cephede savaşmakla kalmamış, savaş olmadığı zamanlarda ya da geride kalan kıdemsiz tıbbiyeliler, direnişte bizzat çalışmışlar… Eğitimin yapıldığı bina ise tamamen hastaneye dönüştürülmüş…
O dönemde ülkede herkes asker, eli silah tutan tüm erkekler savaştaymış... Gerçek kurumsal düzeyde tek hastane var, bunun dışında ise her yerde çadır hastaneler kurulmuş… Ülkenin her yanındaki cephelerde, tüm hekimler asker olarak görev almış... O hekimler, hastanede, kışlada, revirde, cephede, çadırda, savaşta her yerdeymiş…
Tabip subay, savaşacak kadar iyileşen askerleri, tekrar silah tutabilecek duruma gelen herkesi savaşa yani taburuna geri yollarmış… Günümüzde hastaneden çıkışı yapılan hastalara, ‘’taburcu’’ denmesinin anlamı da o günlerden gelir...
Bu hafta ki diğer bir hikâyemiz ise; “tımarhane” kelimesinin anlamı üzerine…
Osmanlı döneminde, atın birinci ulaşım aracı olduğunu hepimiz biliriz…
Atlar çok özel hayvanlardır ve bu özel hayvanların bir o kadar özel bir bakıma ihtiyacı vardır… Atların her gün düzenli olarak, takriben 1 saat boyunca tımarlanması yani taranması gerekir... Ama teknolojinin bu kadar gelişmiş olmadığı o dönemde, herkes yoğun bir tempoda çalışmaktadır… Herkesin işi gücü olduğu için bu görev, öncelikle psikolojik rahatsızlığı, zihinsel geriliği olan kişilere verilir… Bu sayede hem atların bakımı yapılacak hem de sorunları sebebi ile topluma faydası olmadığı düşünülen bu insanlar, böylesi bir görev ile topluma katkı sağlayacaktır… Bir süre sonra bu eylem sayesinde, fark etmişler ki atlar ile ilgilenen, atları tımarlayan o insanların sağlığında düzelmeler başlamış… Sonrasında ise bilinçli olarak psikolojik ve zihinsel problem yaşayan bireylere at tımar görevi verilmeye başlanmış… Bu süreç, atların tımar edildiği alanların, bir nevi iyileştirme merkezine dönüşmesini sağlamış… Ve yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan tımarhane kelimesi böylece ortaya çıkmış…
Bu bilgilerin üzerine küçük bir detay daha ekleyelim… Doktor; bir konu hakkında konuşabilecek eğitimi almış yetkin kişiye verilen unvandır… Yani tıbbi alanda eğitim almış kişiye de, ziraat alanında eğitim almış kişiye de doktor unvanı verilir… Tabip; hastalıklarımız için muayene olmaya gitmiş olduğumuz kişidir… Hekim ise tıp alanında kendini geliştirmiş diğer iki unvandan daha üst konumda olan kişidir…
Yani diyorum ki;
Bazıları kullandığı her kelimelinin anlamını bilerek konuşup, karşısında ki insanı anlayabilme çabası ile dinler… Bazıları ise konuşmak için konuşur ve karşısındaki insanı ise dinlemez… Onun için önemli olan tek şey cevap vermektir…
Bu durum, önce kendimize ve sonrasında iletişim kurduğumuz kişiye duyduğumuz saygı ile ilgilidir…
Ve her zaman hatırlamak gerekir ki, iletişim sırasında saygı göstermediğimiz her insan, ilerleyen zamanda o kişiden şahsımıza gösterilecek saygısızlığın, yine kendimiz tarafından atılmış ilk adımıdır…
Not: Bu hafta ki köşe yazımız için internet üzerinde araştırma yapılıp, birçok siteden bilgi alınarak hazırlanmıştır…