Düzenli takipçilerim ve okurlarım bilirler… Zafer Partisi üyesiyim… Partimin il ve ilçe yönetimlerinde görev aldım; çalışmalar yaptım, yapmaya devam ediyorum… Partimi seviyorum çünkü parti yönetimi; üyelerimizin ve seçmenin eleştirilerini dinler, önerilerini dikkate alır… Benim için daha önemlisi ise Zafer Partisinde ne sağcı ne de solcu olmak zorunda değilsiniz… Vatanperver olmanız kâfi… Üstelik para pul sorgulamamız da yok… Kimi fikren emek veriyor, kimi bağış yapıyor, kimi de bedensel aktif destek sağlıyor…
Yukarıda anlattıklarıma rağmen geçtiğimiz aylarda yeni bir partinin kurulacağını öğrendiğim zaman çok sevinmiş hatta bir köşe yazımda da bu duygularımı paylaşmıştım… Çünkü demokrasi buydu… Bunu gerektiriyordu… Biz üçüncü yol olarak gördüğümüz, kendimizi diğer iki yola mecbur olmadığımızı hissettiren; kendimizi huzurlu, kıymetli hissettiğimiz için Zafer Partisindeyiz… İşte bu yüzden yeni bir partinin kurulması güzeldi… Kendini bizim görüşlerimize yakın görmeyen seçmen için de artık üçüncü bir yol var olacaktı…
Ta ki yeni kurulan partinin aynı yanlışlar ile devam ettiğini görene kadar… Aynı ekip ile kurulan parti, aynı mantık ile yola devam ederken; daha ilk kongrelerinde de sorunlar yaşamaya başladılar…
Kendini yok etme yoluna giren CHP ise çöktü çöküyor…
Fon krizi, belediye başkanlarının parti değiştirmeleri vs derken AK Parti de kendi içinde birbirini yer oldu… Yaşananlardan rahatsız olan örgüt üyeleri ve seçmen; kimi kendi içinde kimi ise yüksek ses ile eleştiri yapar oldu…
Süreç böyle devam ederken insanın aklına çeşitli sorular geliyor… Her camia kendi içindeki insanını iyi bilir… Bu mahalledeki komşu içinde geçerlidir, il ya da ilçe yönetiminde arzı endam eden siyasetçiler içinde…
Mesela önceki yerel seçimde Urla Belediye başkan adayının hapse gireceğini bile isteye seçmiş olabilir miydi CHP Genel Merkezi? Yaşanan süreç sonrası kimsenin sesi çıkmayınca aynı yöntem, tüm ülke CHP belediye başkan adayları için hem de parti yönetiminin bir sebep ile kendi rızalarıyla uygulanmış olabilir miydi?
Gelelim dün yaşananlara ve bu yaşananlara sevinenlere…
Artık İzmir il yönetimi, AK Partide…
“İzmir artık hizmet görecek” diye sevinenlere soruyorum… Madem İzmir Belediye Başkanı güzel İzmir’imizi çöp yığınına döndürecek kadar kötü bir yöneticiydi niçin transfer ettiniz? İl yönetimi, iktidar partisinin çatısı altında değilken hizmet veremiyor ama aynı yönetim iktidar partisi rozetini takınca hizmetler yağmur gibi yağıyorsa bu siyasi etiksizliğin kanıtı değil midir? Yani ülkede AK Partiye oy vermeyenler, sırf farklı düşünüyor diye hizmeti hak etmiyorlar mı? O zaman bu hizmetten mahrum bırakılanlardan niye vergi alınıyor?
Gelelim ikinci soruya…
Diyorlar ki Cemil Tugay, hapis ile tehdit edildiği için parti değiştirdi… Bu söylenti gerçek ise yapılan davranış; “Bizden olursan suçsuz bile olsan içeri alırız, suçlu bile olsan dışarda kalırsın” cümlesinin eyleme dönüşmüş hali değil midir? Ki o zaman, bu cümle ülkemizde adalet sisteminin çöktüğünün de kanıtıdır… Bugün başkası için yaşatılan adaletsizliğe seçim ile itiraz etmiyorsan yarın ilahi adalet elbet seni de bulur…
Eğer Cemil Bey kendi rızası ile geçiş yaptıysa, kendisine bir psikoterapist ile çocukluğundan gelen travmalarını temizlemesini öneriyorum…
Kendi adıma söylemeliyim ki, yarattığınız “herkes ve her şey satın alınabilinir”, “Paran var ise güçlüsün” algı yönetimine sebep olan; ülkeyi ahlaki dejenerasyona yönlendiren, fuhuş batağına çeviren, yasaklı madde kullanımının artışına sebep olan, TÜK HALKININ YÜZÜNDEKİ GÜLÜMSEMEYİ ÇALAN tüm yönetici ve yöneticilere oy veren seçmene kulluk hakkımı helal etmiyorum…
Son olarak İzmir yönetiminin AK Partiye geçmesine sinirlenen, öfke kontrolünde zorlanan seçmene sesleniyorum;
Bırakınız efendim, bir süre için hizmetkarımız olsunlar…
