Türkiye'de siyaset, fikirlerin yarışından çok kimliklerin savaşına dönüştüğünde kaybeden yalnızca partiler olmaz. Kaybeden, aynı sofraya oturabilen insanlar olur.
Bugün CHP ile Yeni Parti arasında yaşanan tartışmaları izlerken hafızası güçlü olanlar başka bir dönemi hatırlıyor. Dün MHP ile İYİ Parti arasında yaşanan kopuşta da benzer manzaralar vardı. Aynı bayrağın altında yürüyenler bir gecede birbirine yabancı olmuştu. Aynı ülküye inanan insanlar, sosyal medyada birbirlerini hain ilan ediyor, yılların dostlukları siyasi tercihler uğruna sona eriyordu.
Sonra ne oldu?
Siyaset yoluna devam etti.
Liderler konuştu, partiler seçimlere girdi, ittifaklar kuruldu, ittifaklar dağıldı. Gündem değişti. Sert cümlelerin yerini yeni tartışmalar aldı. Ama bir kahvede küs oturan iki arkadaşın sessizliği, hiçbir seçim sonucuyla düzelmedi.
Bugün benzer bir tablo CHP ile Yeni Parti arasında yaşanıyor.
Düne kadar aynı sandıkta müşahitlik yapanlar, aynı afişi asanlar, aynı sloganı atanlar bugün birbirlerini "ihanetle", "teslimiyetle", "davayı satmakla" suçluyor. Oysa siyaset, insanları düşman etmek için değil; farklı yollar önererek aynı ülkeye hizmet etmek için vardır.
En ilginç olan ise şu...
Siyasetin aktörleri çoğu zaman birbirleriyle konuşmaya devam ediyor. Aynı Meclis koridorunda karşılaşıyorlar. Aynı komisyonlarda oturuyorlar. Gerektiğinde el sıkışıyorlar. Gerektiğinde ortak açıklama yapıyorlar.
Fakat taraftarlar...
Onlar bazen siyasetçilerin bile taşımadığı öfkeyi sırtlanıyor.
Bir liderin söylediği sert cümleyi kişisel mesele hâline getiriyor. Tanımadığı insanlar için dostundan vazgeçiyor. Bir parti değişikliğini, hayat memat meselesi gibi görüyor.
Oysa siyaset, kalıcı düşmanlık üretme sanatı değildir.
Türkiye'nin siyasi tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur.
Dün birbirine en ağır sözleri söyleyenlerin bugün aynı masada oturduğunu gördük. Dün "asla" diyenlerin bugün birlikte yürüdüğünü gördük. Dün kapıları kapatanların bugün aynı kapıdan girdiğini gördük.
Çünkü siyasette kesin olan tek şey, hiçbir şeyin kesin olmadığıdır.
İşte bu yüzden vatandaşın öfkesi, siyasetçinin öfkesinden daha uzun ömürlü olmamalıdır.
Elbette insanlar farklı partileri destekleyecek. Elbette eleştirecek. Elbette fikir ayrılıkları olacak. Demokrasi zaten bunun adıdır.
Ama demokrasi, farklı düşünebilme hakkı kadar; farklı düşünenle aynı masaya oturabilme olgunluğudur.
Bugün CHP'yi savunan da, Yeni Parti'yi destekleyen de yarın aynı okulun bahçesinde çocuğunu bekleyecek. Aynı pazardan alışveriş yapacak. Aynı depremde birbirinin enkazına koşacak. Aynı yangında aynı kovaya su taşıyacak.
Siyaset gelip geçecek.
Komşuluk kalacak.
Dostluk kalacak.
Akrabalık kalacak.
Bu yüzden partileri savunurken birbirimizi kaybetmeyelim.
Çünkü seçimler beş yılda bir yapılır.
Ama kırılan gönüllerin sandığı yoktur.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, kimin haklı olduğundan önce, nasıl konuştuğumuzu sorgulamaktır.
Fikirler yarışsın.
Projeler yarışsın.
Liderler yarışsın.
Ama insanlar birbirine düşman olmasın.
Çünkü bu ülke, aynı toprağın üzerinde farklı düşünebilen insanların ülkesi olduğu gün gerçekten kazanacaktır.