Bugün 15 Mayıs.

Yunanlılar 1919’da İzmir’i işgal etti.

16 Mayıs 1919’da Urlalılar Yunan işgaline ilk direnişi göstererek Kuvayı Milliye hareketinin öncüsü oldular.

Aynı gün 16 Mayıs 1919'da Atatürk İstanbul'dan yola çıkmıştı.

19 Mayıs'ta da Samsun'a vardı.

Ancak nedendir bilmem sanki Atatürk'ün başardığı şeyler bu kadar önemli değilmiş gibi olay ve olayın gidişatı bir miktar değiştirilmek istendi.

Gidişatı derken mesela İngilizlerden gizli bir şekilde Atatürk’ün gizli gizli Bandırma vapuruyla kaçtığı bizim kitaplarda yazılmıştı.

Oysaki her şey İngilizlerin bilgisi dahilindeydi.

Çünkü İngilizler vize vermişlerdi.

Ha evet, İstanbul işgal altında idi ve vizesiz herhangi bir yerden herhangi bir yere gitmek mümkün değildi o zaman…

Atatürk'ün ve 18 arkadaşının, hatta atlarının vizesi vardı.

Yanlış duymadınız atlara bile vize alınmıştı.

İngilizler kimin, ne zaman, nereye gideceğini biliyorlardı.

Gizli saklı değildi.

Hatta Bandırma Vapuru için anlatılan taka kelimesi vardır.

Böyle derler ya…

“Pusulasız bir gemide, acemi Bir kaptanla gitmişti” denirdi.

O geminin kaptanı Kayserili İsmail Hakkı Durusu idi ve bu yazılanlardan dolayı ölümünden bir süre önce yazdığı bir mektupta şöyle demiş: “vapurun pusulası da hız ölçeri de tamamdı. Ben de acemi değildim”

Hani illa bir işin yapılması için, başarılı olması için olağanüstü bir şey olması gerekmiyor, olağanüstü şartlar gerekmiyor. Zaten olayın kendisi olağanüstü.

Oradaki bir avuç insan milli mücadeleyi başlattı. İlk önce kazanacaklarına inanmayan bir halkı kazanabileceğine ikna etti O insanlar…

Bir hikâye vardır.

Atatürk’ün Sakarya Savaşı'ndan önce yaşanan bir anekdottur.

Atatürk bir savaş alanından geri dönerken, savaş alanının gerisinde tarlada çalışan yaşlı bir amca görür, der ki “amca, duydun mu? Yunanlı gelmiş, hemen burada yakında savaş olacakmış. Katılacak mısın savaşa?

“Yok” der Adam “katılmayacağım”

“Niye?  Yunan geldi bak, işte düşman, hemen sınırda. Burada senin toprağın neredeyse sınırındadır.”

“Yok ben katılmayacağım. İki oğlumu Galiçya’da, bir oğlumu da Kafkas cephesinde şehit verdim. Bir ben kaldım. Ben olmazsam bu tarlayı kim sürecek?”

“Peki ya Yunanlılar?”

Yaşlı amca çiti gösterir “Bak o kiti görüyor musun? der Paşa'ya.

“Evet” der Atatürk.

“İşte de Yunanlı o cidden içeri girerse, yerden bir taş alır, bu taşı kafasına çarparım”

İşte o amcayı da ikna etti Mustafa Kemal Atatürk.

Öyle kazanıldı bu savaş.

Kolay değildi.

O yüzden çok önemlidir tarihi bilmek.

Neler yaşadığımızı, nereden geldiğimizi bilmek. Çünkü nereden geldiğini bilmeyen toplumlar hiçbir yere gidemiyorlar.

Anadolu topraklarını bizlere vatan yapan Mustafa kemal Atatürk ve tüm kahramanlarımıza şükranlarımı sunarak bayramımızı canı gönülden kutlarım.