İnsan çalışır.

Para kazanır. Ev alır, arsa alır, iş kurar. Servet yapar. Kimi makam, kimi ün, kimi başarı kazanır.

Bir ömür boyunca bunlara “benim” der.

Benim evim. Benim arsam. Benim param. Benim şirketim...

Sonra bir gün ölür.

Ve hayatın en acımasız muhasebesi o gün yapılır.

“Benim” dediği ne varsa artık başkalarınındır.

Para mirasçılara kalır. Tapular el değiştirir. Şirketi başkaları yönetir. Makamındaki koltuğa bir başkası oturur. Evinin kapısını başka bir anahtar açar.

Peki insana ne kalır?

Belki adı.

O da ancak geride hatırlanmaya değer bir şey bırakmışsa...

Bu düşünceyle Urla'nın geçmişine baktım ve başka bir soru sordum:

Bizden önce bu topraklarda yaşayanlardan bize ne kaldı?

2 BİN 500 YIL SONRA

Yaklaşık 2 bin 500 yıl önce Klazomenai'de Anaksagoras doğdu.

Ne kadar serveti vardı bilmiyoruz. Kaç evi olduğunu, mirasının kimlere kaldığını da...

Ama adını biliyoruz.

Çünkü dünyaya düşüncesini bıraktı.

Gökyüzüne baktı, Güneş'i, Ay'ı, doğayı sorguladı. İnsanlığın evreni akıl ve gözlemle açıklama yolculuğunun önemli isimlerinden biri oldu.

Malı mülkü yok oldu.

Düşüncesi kaldı.

Yüzyıllar sonra Urla'da başka insanlar başka şeyler bıraktılar.

Fatih İbrahim Bey, Halil Yahşi Bey, Hersekzade Ahmed Paşa, Musa oğlu Hacı Turan...

Hacı Ahmed Ağa 17. yüzyılda bugün Mermer Çeşme olarak bildiğimiz yapıyı ihya ettirdi.

Bekir oğlu Süleyman'ın adı bir çeşmede, Mir Ahmed'in adı bir şadırvanda kaldı.

Servetlerinin kimlere miras kaldığını bilmiyoruz.

Ama yaptıklarının önünden hâlâ geçiyoruz.

İnsanın ömrü birkaç on yıl, yaptığı iş bazen birkaç yüzyıl.

BU KENT BİZİMLE BAŞLAMADI

Urla'nın geçmişi tek bir topluluğun hikâyesi de değil.

Bu topraklarda Türkler, Rumlar, Museviler; Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler yaşadı.

Bugün belediye hizmet binası olarak kullanılan yapı bir zamanlar Musevi Eskinazi ailesinin konağıydı. Arditi ailesinin köşkü ise yıllar içinde Hükümet Konağı, adliye ve Tekel binası olarak kullanıldı; bugün Urla Kent Tarihi ve Arşivi.

Sahipleri gitti.

Yapılar kaldı.

Çünkü hiçbir mülk sonsuza kadar bizim değil.

Biz gideriz. Kent kalır. Hikâye kalır.

EVİNİ ÇOCUKLARA BIRAKAN ADAM

Osman Bey, Urla'ya PTT müdürü olarak geldi.

Bir evi vardı.

Mirasçılarına bırakabilirdi.

Ama kız çocukları okusun diye bıraktı.

O ev Kızlar Okulu oldu; ardından ilkokul, çocuk kütüphanesi ve halk eğitim merkezi olarak kuşaklara hizmet etti.

Bugün Osman Bey'in ne kadar parası olduğunu bilmiyoruz.

Ama adını biliyoruz.

Çünkü kendisine ait bir şeyi kendisinden sonrakilere bıraktı.

Bu gelenek sürdü.

Mahmut Celalettin ve Perihan Demirgüreş, Gülter ve Osman Ponner, Yılay ve Hakan Çeken, Mahmut Büyükkırcalı, Gönül Akdağ, Kamran Habif, İbrahim Özdurakoğlu...

Urla'da eğitimden sağlığa uzanan eserlerde bu insanların izleri var.

Lucien Arkas'ın Urla'daki sanat yatırımı da başka bir mirası hatırlatıyor: kültürü ve sanatı.

Çünkü harcandığında tükenen para, doğru yere harcandığında sahibinden daha uzun yaşayabiliyor.

KİMİNİN PARASI YOKTU, BAŞKA BİR ŞEYİ VARDI

Necati Cumalı'nın malzemesi taş değil, kelimeydi.

Urla'nın insanını, tütününü, toprağını, aşklarını ve kavgalarını edebiyata taşıdı.

Bugün cebinde kaç lira olduğunu kim merak ediyor?

Kitaplarını ise hâlâ okuyoruz.

Nikos Milioris eski Vourla'nın hafızasını yazdı; Yorgo Seferis bu coğrafyanın belleğini dünya edebiyatına taşıdı.

Neyzen Tevfik'in hikâyesinde ise başka bir ders var.

Genç Tevfik, Urla'da Berber Kazım Efendi'den ney öğrenmeye başladı.

Bugün Neyzen Tevfik'i herkes biliyor; Berber Kazım'ı çok daha az kişi...

Ama bir insanın başka bir insana öğrettiği birkaç nota, bazen yüzyıl yaşayabiliyor.

İz bırakmak için zengin olmak gerekmiyor. Bazen bildiğini bir başkasına aktarmak yeterli.

Tanju Okan da Urla'yı yaşamının önemli bir bölümünde kendisine yurt seçti.

Bugün malını mülkünü konuşmuyoruz.

Sesini dinliyoruz.

Çünkü bazıları geride bina değil, bir ses bırakıyor.

Cumalı'nın kelimeleri...

Neyzen Tevfik'in neyi...

Tanju Okan'ın sesi...

Bunların tapusu yok.

Ama hâlâ bizimleler.

BIRAKACAK HİÇBİR ŞEYİN YOKSA?

Peki paran, evin, kalemin, sanatın yoksa?

Urla tarihinin buna çok ağır bir cevabı var.

16 Mayıs 1919'da işgale karşı direnenler...

Yarbay Kazım Bey, Hacı Hüseyin Ağaoğlu Sabri Bey, Kayıkçıoğlu Hüseyin, Kandemiroğlu İbrahim, Belediye Başkanı Hüseyin Bey, Jandarma Yüzbaşı Ziya Bey ve adlarını bugün bilmediğimiz niceleri...

1922'de ise Türk ordusu geldi.

Fahrettin Paşa'nın 5. Süvari Kolordusu, Albay Çolak İbrahim Bey'in süvarileri...

Urla 12 Eylül'de kurtuldu.

Ama Yüzbaşı Kemal ve Onbaşı Baki dönemedi.

Bugün Yıldıztepe'de yan yana yatıyorlar.

Onların bağışlayacak konakları yoktu.

Verebilecekleri en değerli şeyi verdiler:

Canlarını.

Bugün Yüzbaşı Kemal'in ve Albay Çolak İbrahim Bey'in isimleri Urla'da çocukların eğitim gördüğü okullarda yaşıyor.

Bir zamanlar çocuklar özgür yaşayabilsin diye mücadele eden insanların isimleri, bugün çocukların eğitim gördüğü okul kapılarında yazıyor.

Bundan daha anlamlı bir miras olabilir mi?

19 EYLÜL'DE KENDİMİZE SORALIM

Bugün Gaziler Günü.

19 Eylül 1921'de TBMM, Sakarya Meydan Muharebesi'nin ardından Mustafa Kemal Paşa'ya Gazi unvanı ve Mareşal rütbesi verdi.

Gazilerimizi anarken yalnız geçmişe teşekkür etmiyoruz.

Bize ne bıraktıklarını da hatırlıyoruz.

Birinin parası vardı, okul yaptırdı.

Birinin evi vardı, çocuklara bıraktı.

Birinin kalemi vardı, yazdı.

Birinin neyi vardı, üfledi.

Birinin sesi vardı, söyledi.

Birinin bilgisi vardı, öğretti.

Birinin ise vatanından başka verecek hiçbir şeyi yoktu.

Gerektiğinde canını verdi.

Hepsi gitti.

Malları el değiştirdi. Servetleri mirasçılara kaldı. Makamlarına başkaları oturdu.

Ama bazı isimler kaldı.

Biz de çalışıyoruz.

Para kazanıyoruz. Ev, arsa alıyoruz. Çocuklarımıza bırakacak servet oluşturmaya çalışıyoruz.

Bunda yanlış bir şey yok.

Ama bir gün bizim tapularımız da değişecek.

Banka hesaplarımız kapanacak.

Evlerimizde başkaları yaşayacak.

Biriktirdiğimiz her şey birilerine kalacak.

Peki bize ne kalacak?

Anaksagoras düşüncesiyle 2 bin 500 yıldır burada.

Hacı Ahmed Ağa çeşmesiyle yaklaşık dört asırdır...

Osman Bey bıraktığı eviyle...

Cumalı kitaplarıyla...

Neyzen Tevfik neyiyle...

Tanju Okan sesiyle...

Yüzbaşı Kemal ise adını taşıyan okulun kapısından her sabah giren çocuklarla...

Belki insanın kendisine yapabileceği en büyük yatırım, yalnız kendisi için biriktirmek değildir.

Çünkü kendimiz için biriktirdiğimiz hemen her şey sonunda başkalarına kalacak.

Ama başkaları için bıraktığımız bir şey, belki bizi de burada bırakacak.

Paran var.

Malın var.

Mülkün var.

Belki makamın, ünün, başarın da var.

Peki bütün bunlar bittikten sonra...

KENDİNE NE FAYDAN VAR?