15 Mayıs 1919 sabahı İzmir işgal edildi… Hasan Tahsin ilk kurşunu sıktı. Şehir düştü.
Haber Urla’ya ulaştığında kahvelerde sessizlik oldu. Kadınlar çocuklarını kucakladı, erkekler birbirine baktı. “Sıra bize ne zaman gelecek?” diye fısıldandı.
Ertesi sabah, 16 Mayıs’ta, İzmir’in işgalini öğrenen 800 kadar yerli Rum, Urla’nın Türk köylerine saldırdı. Evler yakıldı, mallar yağmalandı, çığlıklar sokaklarda yankılandı. Savunmasız insanlar öldürüldü. Urla’nın Türk mahalleleri kuşatıldı.
Urla’da bulunan 173. Alay Komutanı Yarbay Kâzım Bey, yanında sadece 18 er ve birkaç jandarma vardı. Ama üstten gelen emir açıktı: “Silah bırakılacak, işgale karşı gelinmeyecek.” Kâzım Bey bu emre bağlı kaldı. Halk kapısını çaldı, gözleri yaşlı, yürekleri öfkeli: — “Komutanım, elimiz kolumuz bağlı duramayız. Direnmek gerek!”
Kâzım Bey sessizce başını öne eğdi. Sonra alçak bir sesle söyledi: — “Top Tepesi’nde bir depo var… İçinde 120 tüfek.”
Gece yarısı, Top Tepesi’nde bir grup insan buluştu. Behçet Sakarya, Deli Sabri Yılmaz, Abdullah Çavuş, Müftü Ahmet Refik, Belediye Başkanı Hüseyin, Jandarma Komutanı Ziya Bey… Hepsi oradaydı. Fotoğrafta yüzleri var. Depo kapısı kırıldı. 120 tüfek ve cephane alındı. Kadınlar cephane taşıdı, gençler mevzi aldı.
Urla’da ilk Kuvayı Milliye kıvılcımı böyle doğdu.
17–18 Mayıs’ta çatışmalar günlerce sürdü. Her sokak bir direniş hattıydı. Müftü Ahmet Refik halka cesaret verdi, Belediye Başkanı Hüseyin ve Jandarma Komutanı Ziya Bey direnişi örgütledi. Kadınlar cephane taşıdı, çocuklar su dağıttı.
Urla bir kasaba değil, bir kale oldu.
Ama Yunan birlikleri güçlüydü. Denizden gelen destekle 19 Mayıs’ta Urla düştü. Behçet Sakarya yere düştü ama tüfeğini bırakmadı. Abdullah Çavuş’un son sözü oldu: — “Urla düşse de biz düşmeyiz!”
Rumlar Kuşçular’daki Yanık Camiyi ateşe verdiler. Bir ibadethane değil, bir vicdan yandı o gün. O yangının dumanı hâlâ Urla’nın üstünde dolaşır.
19 Mayıs 1919… Bir yanda Samsun’da Mustafa Kemal Paşa umut taşırken, diğer yanda Urla’da acı yaşandı. Tarih aynı gün hem başlangıcı hem kaybı yazdı.
Urla’nın düşüşü sadece bir kasabanın işgali değildir.
Bu hikâye sadece geçmişin bir hatırası değil. Bu, emir dinlemeyip vicdanını dinleyen insanların hikâyesi.
Kuvayı Milliye’nin ilk kıvılcımı, Top Tepesi’nde açılan o depo ile yandı.
120 tüfek, bir milletin bağımsızlık iradesini ateşledi.
Bugün biz sinema perdelerinde abartılı Hollywood kahramanlarına hayran kalıyoruz.
Oysa gerçek kahramanlar yanı başımızda, kendi topraklarımızda. Urla’nın sessiz kahramanları, geleceğin yolunu aydınlatıyor.
Bugün görevimiz, o yüzleri unutmamak: Behçet Sakarya’yı, Deli Sabri Yılmaz’ı, Abdullah Çavuş’u, Müftü Ahmet Refik’i, Belediye Başkanı Hüseyin’i, Jandarma Komutanı Ziya Bey’i… Onları anlatmak, yeni nesillere aktarmak bizim borcumuzdur.
Ve biz, bugün hâlâ aynı soruyla yüzleşiyoruz: “Kendi kahramanlarımızı hatırlıyor ve onları yaşatıyor muyuz?”