Pandemiyle birlikte sadece sağlık değil, hayatın ölçüsü de bozuldu. Eskiden fiyat artışı “enflasyon” diye açıklanırdı. Bugün ise fiyat artmıyor, ölçü kayboluyor. Porsiyon küçülüyor, hizmet azalıyor, güven eriyor. Ve bütün bunlara “normal” deniyor.

Geçen gün peynir almak için markete girdim. Etikete baktım, elim geri gitti. “Abartmışlar” dedim. İki sokak ötede aynı marka, aynı gramaj üçte bir fiyatına. Bu dalgalanma değil, bu düpedüz ölçüsüzlük.

Yeni açılan bir kafeye uğradım. “Destek olalım” dedim, mantı söyledim. Tabak geldi: çeyrek porsiyon. Bir an kafe sahibi geldi “Biraz daha ekleyeyim mi?” diyecek sandım. Meğer “Bir çatal daha ister misiniz?” diyormuş. Eve döndüm, başka yerden sipariş verdim. Fiyat yarısı, porsiyon üç katı.

Yıllardır gittiğin restorana gidiyorsun. Eskiden ikramı bol, hizmeti özenliydi. Şimdi porsiyon küçülmüş, fiyat büyümüş. Hesapla Antalya’da ultra lüks tatil yapılır. Üstelik ikram yok, hizmet yok. Bu enflasyon değil. Enflasyon fiyatı artırır; burada ölçü bozulmuş.

Eskiden kalite düşerse utanılırdı. Şimdi porsiyon küçülüyor, fiyat büyüyor ve üstüne “normal bu” deniyor. İnsan artık kazıklanmayı “piyasa şartı” sanıyor. Kandırılmayı “maliyet” diye yutuyor.

Bir kafede kahve söylüyorsun. Fincan geliyor, yarısı köpük. Kahve yok. Yanında ikram yok. Eskiden kahveyle birlikte küçük bir lokum verilirdi. Şimdi lokum değil, gülümseme bile yok. Ama fiyat? İki katı. Ama sen biliyorsun ki mesele fiyat değil, ölçü.

Bilet alıyorsun, film izlemeye gidiyorsun. Eskiden perde açılır, keyif başlardı. Şimdi film başlamadan yarım saat reklam izliyorsun. Patlamış mısır küçük kutuda, fiyat büyük afişte. Sinema keyfi değil, hesap derdi.

“Her şey dahil” tatil ayarlıyorsun. Gidiyorsun, her şey eksik. Açık büfe küçülmüş, çeşit azalmış, hizmet yok. Ama fiyat ultra lüks seviyesinde. Eskiden tatil huzurdu, şimdi tatil hesap makinesi.

Taksiye biniyorsun. Eskiden mesafe belliydi, ücret belliydi. Şimdi aynı mesafe üç farklı şoförde üç farklı fiyat. “Trafik vardı” diyor biri, “zam geldi” diyor diğeri. Ama sen biliyorsun ki mesele trafik değil, ölçüsüzlük.

Bugün herkes indirim kovalıyor. Beyaz yakalı, esnaf, ünlü, ünsüz… Marketlerde tanınmış yüzler görüyorum. Onlar da üç kat ödemek istemiyor. Demek ki mesele zenginlik değil. Mesele güven.

Ekonomi sadece rakamlarla ölçülmez. Güvenle ölçülür. İnsan, aldığı ürünün hakkını verdiğini bilmek ister. Bugün kaybolan şey, fiyat istikrarından çok güven istikrarı.

Bu kadar farklı fiyat, bu kadar ölçüsüz porsiyon… Denetleyecek kurumlar ne iş yapıyor? Tüketici artık kendi kendini korumaya çalışıyor. İndirim kovalamak, fiyat karşılaştırmak, sosyal medyada şikâyet etmek… Bunlar bireysel çabalar. Oysa sistemin görevi, ölçüyü korumaktır.

Bu yaşadıklarımız sadece ekonomik kriz değil, toplumsal bir güven krizi. Fiyatın değil, ölçünün bozulduğu bir dönemdeyiz. Ölçü bozuldu mu, hayatın her alanında adalet kaybolur. Sofrada kaybolur, pazarda kaybolur, ilişkide kaybolur. Ölçüsüzlüğün normalleştiği bir toplumda, hiçbir şeyin tadı kalmaz.